1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Mehmed Âkif’e Dair
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Mehmed Âkif’e Dair

A+A-

Kutsal bir söyleme dönüştürülen İstiklâl Marşı’nın sözlerini Türk milleti için yazdığını ifâde eden ve “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” temennisinde bulunan millî şairimiz Mehmed Âkif, en büyük eseri olan Safahât’ına bu şiirini almamıştır.

Hiç unutmuyorum; çocukluğumda –galiba ilkokul beşinci sınıfa gidiyordum- kaldığımız yurtta görevli bir öğretmenimiz vardı Ali Rıza Bey isminde. Kafamızda sürekli elinde taşıdığı maymuncuk anahtarla güvercin yumurtası büyüklüğünde izler bırakırdı. Öğrenciler arasında o anahtardan nasibini almayan bir kafa hatırlamıyorum. Birkaç yıl önce rahmetli olduğunu duydum. Üzerimizde çok emeği var. Hakkımı helal ediyorum. O zamanlar bayrak töreni cumartesi günleri öğlen saatinde yapılırdı. “Rahat-hazırol-dikkat!” komutundan önce sürekli “Arı soksa dahi tören esnasında kıpırdanmaz!” uyarısında bulunurdu.

Bir gün yine aynı uyarıyı yaptı ve tören başladı. İkinci kıtanın ikinci mısrasını söylüyorduk ki; bir çığlık koptu “Anam, anam gözüm gitti!” diye. Arkadaşlardan birinin kaşının üstüne iğnesini bırakmıştı bir eşek arısı. Bütün arkadaşları bir gülmedir tuttu. Marşı bitiremedik. Ali Rıza Bey’in maymuncuğu sırayla bütün kafalarda takırdamaya başladı. O gün belki on defa töreni sil baştan yeniden yaptık. O gün bu gündür törenlerden nefret ederim. Allah(cc)’ın karşısında namazda bile zaruret halinde rahatlıkla elimizi kolumuzu oynatabilirken, acaba törenlerde neden bunu yapamıyoruz diye hâlâ düşünürüm?!

Saygı ile putlaştırmayı birbirine karıştırıyoruz gibi geliyor.

Elbette bayrağımıza, istiklâl Marşımıza ve onların temsil ettiği bağımsızlığımıza yapılan saygısızlığa asla müsaade edilemez. Ama insanın eliyle bir yerini kaşıması ya da kıpırdaması da saygısızlık diye tanımlanmamalı diye düşünüyorum.

Yazdığı şiire saygı gösterdiklerini sananlar, bir dönem sakallı(!) diye, irtica(!) diye duvarlardan rahmetlinin resimlerini indirip yerine sadece bayrak siluetli, yazım hatalarıyla dolu İstiklâl Marşı sözleri astılar. Hattâ bugün bile birçok okulun sınıflarında, resmî dairelerin duvarlarında, okul kitaplarında bu yanlışlar devam etmektedir. 

Bu girizgâhtan sonra “Âkif Yılı” münasebetiyle Âkif’in hayatından pasajlar aktaralım.  

İstanbul-Fatih'teki mahalle mektebinde başlayan eğitim öğretim hayatı, Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaî ve Fatih Merkez Rüştiyesi'nden, Arapça ve İslami bilgileri babasından, İran edebiyatının klasik yapıtlarını Fatih Camii'nde Esad Dede'den, Mekteb-i Mülkiye'nin idadi (lise) bölümünden, babasının ölümü ve evlerinin yanmasından sonra da Mülkiye Baytar Mektebi'ni birincilikle bitirerek son buldu.

Lise yıllarında başlayan kalem şairliğinin ardından bir taraftan değişik görevlerle ülkeyi geziyor bir taraftan da dönemin değişik yayın organlarında şiirleri yayımlanıyor. 

1908'de II. Meşrutiyet'in ilânıyla Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilü’r-Reşad dergilerinde yazılar yazmaya, şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yapmaya başlıyor.

1913'te Mısır'a iki aylık bir gezi yapar ve dönüşte Medine'ye uğrar. Bu gezilerde İslâm ülkelerinin maddi yönden ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki durumunu görür. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa eder. Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfunun’da Edebiyat dersleri vermeye başlar. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içer. I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderilir. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kamplarda incelemeler yapar. Çanakkale Savaşı'nın akışını Berlin'e ulaşan haberlerden izler. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu derinden etkiler. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında Profesör İsmail Hakkı İzmirliyle birlikte Lübnan'a gider. Dönüşünde yeni kurulan Dârü’l-Hikmetü’l-İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirilir. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan millî direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yapar. Bunun üzerine 1920'de Dârü’l-Hikmetü’l-İslâmiye’deki görevinden alınır. İstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillü’r-Reşad dergisi Kastamonu'da yayımlanmaya başlar ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürür. Nasrullah Camii'nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır'da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtılır.

Burdur milletvekili olarak TBMM'ye seçilir. Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beğenilmeyince Maarif Vekilinin ricasıyla yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edilir. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, laik bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması üzerine Mısır'da sürekli olarak yaşamaya karar verir. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapar. Bu gönüllü ya da gönülsüz sürgün hayatı sırasında siroz hastalığına yakalanır ve hava değişimi için önce Lübnan'a, sonra da Antakya'ya gider. Vatanında ölmek arzusuyla Türkiye'ye döner ve İstanbul'da Hakk’ın rahmetine kavuşur.

Yayımladığı ilk kitabı “Safahat” bağımsız bir edebî kişiliğin eseridir. Eserinde Tevfik Fikret'ten izler taşıdığı söylenir. Fransız romantiklerinden Lamartine'i Fuzûlî kadar, Alexandre Dumas fils'i Sâdi kadar sevdiğini belirtir. Bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren "manzum hikâye" tarzını benimser. Ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kaygısı onu salt bir manzumeci değil, şuurla ve idealle örülmüş, gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü yapar.

Mehmed Âkif'in fikirsel gelişiminde en belirleyici özelliği onun aydın ve bilinçli bir Müslüman oluşudur. Aydın ve bilinçli Müslümanlık, Batı burjuva medeniyetinin temel değerlerinin İslâm kaynaklarına uyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesini, Batı'nın toplumsal ve fikirsel yapısıyla özde bağdaşık, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapısına varmayı hedefler.

Mehmed Âkif'in şiir anlayışı Batılı olmakla birlikte o dönemde Batı'da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. Konuşma diline yakın oluşundan dolayı kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri, sağladığı iç musikî düzeni ve kullandığı kelime zenginliğiyle mükemmeldir.

Mehmed Âkif geleneksel edebiyatın olduğu kadar, Batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak Doğu'yu ya da Batı'yı körü körüne taklit etmeye şiddetle karşı çıkar. Çünkü her edebiyat doğduğu bölgede canlılık kazanır ve görevini yerine getirir. İçinde yaşanılan toplumun değerleri göz önüne alınmadan Batıya öykünmenin edebiyata zarar vereceği, "edepsizliğin başladığı yerde edebiyatın biteceği" düşüncesinde olduğundan "sanat, sanat içindir" görüşüne karşı çıkar. Ona göre şiir; "araç"tır ve toplumsal, ideolojik konuları şiir ile verme çabasındadır.

Yarın O’nun ölüm yıldönümü, Allah(cc) bütün müminlere rahmetini bol eylesin.

 

Bu yazı toplam 568 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.