1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Merac’el-Bahreyn: İki Denizin Buluştuğu Yer
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Merac’el-Bahreyn: İki Denizin Buluştuğu Yer

A+A-

            Bir yanda Anadolu Selçuklularına başkentlik yapmış kutlu şehir Konya; bir yanda Ahmet Ümit, Elif Şafak ve Ece Saruhan gibi yazarların kalemine ilham veren Şems ve Mevlana…

            Rivayet o’dur: Takvimler 1244 yılının Kasım ayını gösterdiğinde (ki Hicrî 30 Kasım’dır) Şam’dan gelen yanık yüzlü, esmer bir adam Şekerciler Han’ında oturmaktaydı. Mevlana ise Altun-Aba Medresesinde ders vermiş (bugünkü İplikçi Caminin yanı), evine doğru sessizce yol almaktaydı. Şamlı adamın sorusu bu sessizliği bozmuştu:

-Sen Belh'liSultan'ül-Ûlema oğlu Mevlânâ Celâleddin'sin değil mi?

-Evet.

-Bir müşkülüm var, söyle bana. Hazreti Muhammed mi büyük, Beyazıd-ı Bestamî mi? Ne dersin?

Mevlânâ, böyle cadde ortasında, etrafına toplanan halkın şaşkın bakışları arasında ansızın sorulan bu sualle tekrar irkildi. Sualin taşıdığı derin manayı hemen kavramış, adamın hiç de yabana atılır bir kişi olmadığını anlamıştı. Cevap verdi:

-Bu nasıl sual? Elbette Hazreti Muhammed büyük.

Adamın bakışları tatlılaştı. Dudaklarında bir tebessüm halesi dolaştı. Tekrar sordu:

-İyi ama Hazreti Muhammed: "Yarabbi, Seni tebcil ederim. Biz seni lâyık olduğun veçhile bilemedik" buyurur. HalbukiBeyazıd-ı Bestamî: "Ben kendimi tebcil ederim. Benim şânım çok yücedir. Zira, vücudumun her zerresinde Allah'tan başkası yok..." demekte. Buna ne buyrulur?

Mevlânâ, sualin bu mecraya döküleceğini önceden anlamıştı. Hemen cevap verdi:

-Çünkü Hazreti Muhammed mana âleminde her an sayısız makamlar aşıyor, her makam ve mertebeye varışında evvelki bilgi ve anlayışından istiğfar ediyordu. Böylece Peygamber hiç bir makamda ve hükümde kalmadan ebediyyen tenzih edilmesi gereken Rabb'i, onu, bütün tecelli cilveleri içinde dahi tecrid ve tenzih edebilmesinin mukavemetine malik bulunuyordu. Beyazıd-ı Bestami ise, ulaşabildiği ilk makamın sarhoşluğuna kapıldı ve kendisinden geçti. O makamda kaldı ve o sözü söyledi.

Adam, cevabın azameti ve ağırlığı karşısında sendeledi. (Allah!..) diye bir çığlık atarak yere düştü. Mevlânâ da heyecanlanmıştı. Katırından inerek dervişi kucakladı ve kaldırdı.O anda, sanki iki umman burada birbirine kavuşuvermişti. Kur'an-ı Kerim'in Rahman Sûresi 19. âyetinde buyurulan "Merec'ül-bahreyn" yani iki denizin buluşması, burada tecelli etmişti sanki. Mürşit müridine, mürit de mürşidine kavuşmuştu.

Kaynaklarda bu yer; Merkez İş Bankası karşısı Öğretmen Evi ile Selçuk Otel arasındaki bir yer olarak tarif edilir ki; bugün yerinde bir çevrik bulunmaktadır. Geçmişte tekke ve dergâhların kapatılmasından önce bu noktada bir kandil vardı. Her akşam Mevlevî dergâhından getirilen yağ ile Kandilci Dede tarafından Şems ile Mevlana’nın buluşması yâd edilerek bu kandil yakılırdı. Sabaha karşı da küçük bir tören şeklinde söndürülürdü.Bugünkü çevriğin yapılması ve içine kandil konulması 1957’ye kadar yaşatılan bu geleneğin sembolik bir ürünüdür.

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1016 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar