1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. 'Merhaba Yerçekimi' Demeden…
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

'Merhaba Yerçekimi' Demeden…

A+A-
Uçmayı seven bir milletiz. Dilini zikrullah ile biraz tanıştırmış olan kime baksanız, kiminle konuşsanız hemen size âlemlerden, nefsin mertebelerinden bahsetmeye başlıyor. Emmareden başlayıp levvameye, mülhimeden mutmainneye, razıyyeden marzıyyeye, oradan kamileye, bir bakmışsınız uçup gidiyor. Sanırsınız âlemlerde seyrediyor da hızına kimseler yetişemiyor. Oysa ne de güzel demiş bu yolların uluları “Gelenler hep sabi geldi, gidenlerden haber yok. Bu bir esrarı ilahidir, bilen demez, diyen bilmez…”. İnsan olamadan İslam olmaya, daha islamı anlamadan, hakkıyla yaşamadan tasavvuf erbabı olmaya, onu da sadece taklit düzeyinde tutup tahkike erişemeden “ötelerden haber vermeye” bir meraklıyız ki sormayın gitsin.

Kimileri Muhyiddin’i Arabi’den okumuş birkaç cümle, vahdeti mevcuttan ya da bir adım ötesi vahdeti vücuttan söz ediyor, kimi Mevleviliği çoktan semazenliğe indirgemiş, kimi vücuduna şiş batırınca Rufai, kimi ayakta ilahi eşliğinde sallanarak zikredince Kadiri, kimi başına örtü geçirip karanlıkta dilinde hapsolmuş zikirlerinin sayısının hesabını tutunca Nakşi olduğunu, olunacağını zannediyor. Herkes o kadar yukarılarda seyran ediyor ki kimsenin ayakları yere basmıyor gibi. Kısacası umumiyetle ritüellere hapsedilen bir tasavvufi hayat yaşanıyor memleketimde. İşin ehlini, usulünce yola gidenleri, bütün bunların sadece “insan” olmamızı sağlamaya çalışan, bizi asli fıtratımıza, tertemiz yaratılışımıza döndürmeye çalışan ve ancak ahlakımızı güzelleştirmek, bünyemizi İslamlaştırmak, cemiyet içerisinde numuneyi imtisal fertler olmamızı sağlamak için nefsimizi temizlemek uğrunda gösterdiğimiz say ve gayretler olduğunun farkında olanları elbette tenzih ediyoruz. Onların tertemiz yollarına ram olmaktansa heva ve heveslerimizin peşinde koşuyor, işin künhüne, hakikatine vasıl olamıyoruz.

Oysaki naçizane kanaatimce “Göklerin anahtarları yerdedir”, yerde gözümüzün önünde durmaktadır. Önce ruhumuzun "merhaba yerçekimi" demesi gerek. Yaratılışımızın aslına, toprağa dönmek gerekiyor, yani mayamıza, harcımıza. Toprağa yakın olmak lazım, Rabb’e yakin hasıl etmek için zelil başımızı O’nun izzet eşiğine koyduğumuz secdenin anlamına uygun biçimde. Yok saymak lazım bize ait olduğunu düşündüğümüz maddi, manevi ne varsa. Dünyadan geçmek, dünyalıklardan geçmek, hırs ve heveslerden kurtulmak, belki daha sonra ukbadan da geçmek lazım. Heyhat, heyhat. Hiç kimse birinci basamağa talip değil, herkesin gözü onuncu basamakta. Oysa bu yolda emekleyen sabiler düştüğünde biraz dizleri acır. Oysa yukarılardan düşenler paramparça olurlar. Hakiki iman sahiplerinin ekserisi için nefsi emare ve levvame arasında ömür geçip giderken, yani günahkâr nefis ile günahını kınamaya başlayan nefis arasında bir hayat yaşanırken son nefese kadar, yukarılardan dem vurmak niye…

Yerin, toprağın, fıtratın hakkı verildikten sonra ancak "gök çekimine selam durmak" gelmeli. Bunun için ise aşk gerekir, sevda gerekir, çile, sabır gerekir, Rabb’den gelen her şeye “lütfun da hoş, kahrın da hoş” makamında bir teslimiyet, rıza gerekir. Semavat ve arz şahit olsun ki, ancak ondan sonra, silme insan olan künyemizi Maşuk-u Hakiki’nin sevdasına yâr kıldığımızda, yârdan gayrisini ağyâr bildiğimizde âlemler yaya kalır, melekler muştular, menziller âyân olur, yürek Hakka yol bulur, ruh vatan-ı aslisine kavuşur...

Sözün özü; “arzın cazibesine kapılıp hâk ile yeksan olunmadan, semavatın cazibesine kapılıp sonsuzluğa kanat çırpılmaz”. Vesselâm…
Bu yazı toplam 80 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.