1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Merhametin Simgesi: Kuş Evleri
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Merhametin Simgesi: Kuş Evleri

A+A-

Kuşlar, Türk kültürünü ve sanatını şekillendiren bir unsur olmanın yanı sıra hem İslâmiyet’te hem de İslâmiyet’ten önceki devirlerde Türk toplumunda önemli bir yer tutmuştur.

            İslâm inancına göre; günahsız bir canlı olarak kabul edilen saflık, te­mizlik, barış ve kardeşli­ğin sembolü olan güvercin Hristiyan­lık’ta da Ruh-ül Kudüs’ü temsil etmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v) Sevr Dağı’ndaki mağarada saklanır­ken mağara girişindeki ağacın üzerine konan bir çift güvercinin burada yuva yaparak yumurtladığı ve böylece Peygamberimizin kurtarıcısı oldukları inancı yaygındır. Özellikle dinî yapı­larda yuva kurmaları ve barınmalarına bu sebeple halk tarafından yardım edilmiştir. Güvercin aynı zamanda Nuh Tufanının da müjdecisidir. Yine bir başka efsaneye göre; Hz. Süley­man Tekke-i Mürgan’ı (kuşlar tekke­si) kurmuş, dünyanın her yerinden yılda bir defa gelen güvercinler bir hafta süreyle bu tekkede beslenmiş ve Süleyman Peygamber’e dua edip dağılmışlardır. Güvercine çok benzeyen ve “Hu, hu” diye başını eğerek ötüşü halk ara­sında “Allah’ın adını anıyor” şeklin­de yorumlanan kumru da sevilen ve kutsallığına inanılan kuşlardandır. Türk velîleri ile ilgili rivayetlerde, onların gerektiğinde kuş biçimine girdikleri ifade edilir. Örnek olarak Hacı Bektaşı Velî’nin şahin, Ahmed Yesevî’nin ise turna kılığına girmesi gi­bi… İslâm dininde bu şekilde yer alan kuşların İslâmiyet öncesinde de önemli bir yer tuttukları görülür. Meselâ, şamana refakat eden hayvanlar veya şamanın kendisi kuş şeklinde olup şamanların kuşlaşmayı sembolize etmek üzere elbiselerinde kanat veya kuş tüyü bulundurdukları bilinmektedir. Yakut Türklerinde ise çift başlı bir kuşun göğün en üst katında kapı bekçiliği yaptığına inanılmıştır. Selçuklu sanatında çift başlı kartal gücü, kuvveti ve egemenliği sembolize eder. Yine kuşların adlarının padişahlara verildiği masallarda adı geçen Hümâ kuşunun aynı zamanda Osmanlıların remiz ve lâkabı olduğu, hümâyun kelimesinin bundan türetildiği öne sürülür. Hümâ kuşunun kanadının değdiği kimsenin padişah olacağı inancı da efsaneleşmiştir.

            Atalarımızın inançlarına göre; kuşların uçabilmesi, Tanrı’ya ulaşmak için ilâhî bir özellik olarak görülmüş, dolayısıyla insanlar bu hayvanlara sevgi ve saygı duymuşlardır. Topluma faydalı olmak için vakıf­lara dayanan çeşitli tesisler kuran Türkler: “Rahmetimi istiyorsanız yarattıkları­ma merhamet edin” hadisinde de belirtildiği gibi Müslümanlığın merha­met duygusunun bir neticesi olarak hayvanları korumuşlar ve oluşturdukları kuş evleriyle mimarimizin bu güzel eserleri­ni ortaya koymuşlardır. Kuş evlerini iki grupta sınıflandırmak müm­kündür. Birincisi ve çoğunluğu bina cephelerinden dışa taşkın yapılan hüc­re veya odacıklar şeklinde olanlardır. Bunlar, bazen konsollar üzerine cumba şeklinde ileri doğru uzatılmış tek katlı köşk veya yalı görü­nümünde minik yapılara ya da çok katlı saraylara benzemektedirler. İkin­ci grup kuş evleri ise bulundukları bi­naların cephe duvarları arasına niş şeklinde oyulmuş odacıklar halinde­dirler. Genellikle cami, sebil, köşk ve ah­şap evler şeklinde yapılabilen kuş ev­lerinin bazen de belirli bir mimarî şek­li olmadığı dikkati çekmektedir. Aynı bina üzerinde değişik şekillerdeki kuş evlerine de rastlanabilmektedir. “Kuş Sarayı, Kuş Köşkü, Serçe Sarayı” gibi çeşitli isimler alan kuş evleri 17. yüzyıl sonunda Osmanlı toplumunda yaygınlaşmaya başlamıştır.

 

           

 

Bu yazı toplam 879 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar