1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. MESULİYET HASSASİYETİMİZ KÖRELTİLDİ
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

MESULİYET HASSASİYETİMİZ KÖRELTİLDİ

A+A-

Mesuliyet dendiğinde hepimiz üzerimize düşeni hakkıyla yerine getirerek asıl maksud olan hedefe ulaşmak anlaşılır değil mi? 
Büyük çoğunluğunuz bu dediğime katılıyorsunuzdur umarım.
Peki, bir müslüman olarak mesuliyetimiz nedir?
Önce kendimizden başlamak suretiyle en yakınlarımız ve kademe kademe diğer insanların hayrı ve selameti için çabalamak ve bunun için mücadele etmektir. 
Evet, biz bununla mükellefiz. Bu sınırın dışına istesek te taşamayız. Ona ancak çabamız mukabilince rabbimiz karar verir. 
Bunda aileyi oluşturan ana ve babalardan itibaren, devlet idare eden tüm fertlere kadar herkes dahildir. Kimse kendini bundan muaf göremez. Bunda muvaffakiyet elinizde olmaksızın takdiri ilahi vesilesiyle akli melekeleriniz alındıysa yahut ta aldığınız görevi yerine getirmenize olanak sağlayacak sağlık imkanları elinizden alındıysa yapacak bir şey yok. Bu durumda mesuliyetten kurtulursunuz. Haricinde en küçüğünden, en büyüğüne, en yetkilisinden en yetkisizine kadar herkes bulunduğu konum itibariyle yakınlarından itibaren diğer tüm insanların iyiliği, hakkı bulması ve selameti için çalışmak ve çabalamak zorundadır. 
Sonuçla mükellef değiliz. Yukarıda da değindiğim gibi sonuç, çabamız nispetince tek takdir yetkisi elinde olan rabbimize aittir. 
İşte bizim sorunumuz bu!
Doğruları algılamamızı sağlayacak etkenler tam anlamıyla sistem dışı kalınca herkes kendi aklınca ortaya atılan ve din adına söylenen onca fetva ve açıklama arasında bocalayıp kalıyor. Bilgisizliğine birde bu eklenince izleyin siz cümbüşü!
Çünkü adına din alimi denen -iyileri tenzih ederek- birçok farklı noktada bilmem ne cemaatinin şeyhi adıyla maruf olan ve her ağzını açtığında kendisine intisap beklentilerini dile getiren şeyh efendiler çoğalınca her biri kendi yanında dilediği gibi çekip çevirebileceği bir cemaat oluşturuverdi.
Mensuplarının eline tutuşturulan vird kitapçıklarını okutan bu şeyh efendiler, o kitapçık kadar Kuran-ı Kerimi de mealen ve tefsiriyle okutsalar mevzu çözülecek ama her biri tutturduğu yolun doğruluğundan o kadar emin ki kendi hayal dünyasında tesis ettiği islami ölçüler doğrultusunda cennete giden yolu aralayacağına sonuna kadar inanmış. 
Cep telefonu ile oynaşmaktan, çarşıda pazarda dünyalık peşinde koşuşturmaktan başka şeye vakit ayıramayan müntesipleri ise şeyh efendisinden duyduklarıyla iman etmenin sağlamlığına o denli inanmış ki bir yerde karşılaştığınızda sanırsınız cennetin tüm kapılarını aralamış. 
Alnı secdeye gitmeyen kişiler bile bunca bilgi kirliliğinin içinde kendisini cennete ulaştıracağına inandıcı bir şeyler duymuş. O kadar rahat ki son nefesinin ardından cennetin kapısında kendisini hurilerin karşılayacağına imanı sebebiyle ömrünün kalan kısmını yaşamaya devam ediyor. 
İşte ortalıkta dolaşan bunca bilgi kirliliğinin akabinde insanoğlu amaçsız bir hayat yaşamaya devam ediyor. 
Duyduğuyla, iman ede ede, gerçekleri görecek gözlerini kör eden bir yapıya büründürüldük. Bu da bizi araştırmadan sınırsız itaat denilen bir saçmalığa taşıdı. Benim inancımda sınırsız itaat sadece Allah’a ve resulünedir. Bunun dışındakiler sınırı aştığınızda şaklabanlığa girer. Şu an şaklabanlık sanatının zirvelerinde dolaşan onca insan var. 
Birgün vezirler huzura çıkmışlar: “Padişahım hazinede para kalmadı. Yeni vergilere ihtiyacımız var” demişler.
Padişah kavuğunun altından kafasını kaşımış. “Eeee! Ne vergisi koyalım?” demiş. “Köprülere adam koyalım geçenden bir akçe alsınlar!” Padişahın hoşuna gitmiş “Tamam” demiş. Aradan bir süre geçtikten sonra sormuş vezirlerine : “Tepki var mı?” Aldığı cevap : “Hiç bir tepki yok!” “İyi o zaman köprünün diğer tarafına adam koyun çıkandan da bir akçe alsın!” Aradan bir süre geçince, Padişah yine sormuş : “Var mı bi şikayet?” Cevap: “Yok” Halkının tepkisizliğine kızan padişah gürlemiş:  “Köprülerin ortasına da adam koyun gelip geçene bir şamar patlatsın.” Aradan birkaç gün geçmiş hala bir tepkinin olmamasına içerleyen padişah çağırmış vezirlerini; “Köyün birine gidelim. Halkı dinleyelim hele” demiş.  Gitmişler köye Padişah sormuş: “Var mı şikayet?” Kimseden ses yok. Padişah tekrar sormuş: “Var mı şikayet? Konuşun yoksa taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmayacağım.” diye gürleyince arkadan cılız bir ses duyulmuş:“Padişahım o köprünün ortasındaki adam var ya!..” “Eeee!” demiş padişah bir umutla...  Adam: “Akşamları çok kalabalık oluyor sıra uzuyor bir adam daha koysanız..”
İşte memleketimizde durum bu hal aldı. 
Mesuliyetmiş...
Hele geçin onu!..

Bu yazı toplam 1049 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.