1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-YAŞAM

  3. Mevlana kebapçısı, tüpçüsü var felsefesini bilen yok
Mevlana kebapçısı, tüpçüsü var felsefesini bilen yok

Mevlana kebapçısı, tüpçüsü var felsefesini bilen yok

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kılıç, "Bizde Mevlana ismi bilen çok ama anlayan yok. Mevlana kebapçısı var, Mevlana tüpçüsü var ama Mevlana'nın felsefesi, ruhu neydi bilen yok." dedi.

A+A-

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, "Bizde Mevlana ismi bilen çok ama anlayan yok. Mevlana kebapçısı var, Mevlana tüpçüsü var ama Mevlana'nın felsefesi, ruhu neydi bilen yok. İnşallah birgün Mevlana'yı keşfederiz." dedi.

Prof. Dr. Kılıç, Mevlana Haftası kapsamında AA muhabirine, Mesnevi, ney ve Mevlana'nın felsefesine dair açıklamalarda bulundu.

Mesnevi'nin Mevlana'nın derdi ne ise onu anlattığını belirten Kılıç, bunun metafiziğe giriş diyebileceğimiz bir kitap olduğunu, Mevlana'nın da "dinin esaslarının usulüdür" diye tabir ettiğini söyledi.

Mevlana'nın Mesnevi'yi cilt cilt tanımladığını söyleyen Kılıç, "Birinci cildi için kalplerin cennetti, ikinci cildi için ruhların cilası der, üçüncü cilt için hikmetler ve sırların hazinesi der, dördüncü için ruhların huzuru, bedenlerin şifası, beşinci cildi için şeriat-tarikat-hakikat, altıncı cildi ise tereddüt karanlığına ışık der. Toplamında ise bunun bir kuran tefsiri olduğunu söylüyor." ifadelerini kullandı.

Kılıç, Mevlevi geleneğinde önemli bir yer edinen ney enstrümanı hakkında ise şunları kaydetti:

"Mevlana çok sık semboller kullanır. Semboller kullanarak bir şeyler anlatmaya çalışır. Mevlana'nın kullandığı birçok sembolden bir tanesi de ney'dir. Ney, Mevlana'ya göre inleyen, ağlayan insan sesidir. Bu ses, Mevlana'yı çok etkiler ve cezbeye sokar. Mesnevi'yi şerh edenler, Mevlana'nın ney'i aslında insan-ı kamili karşıladığını, zira kamil insanın idrak ettiği bir makam olduğunu söylerler. İnsan-ı kamil, Allah'tan gelen insandır, bunun idrakindedir, Allah'ın peşine düşen ve ona kavuşma peşinde olan kimsedir."

"Osmanlı'nın kurucu babalarından biri Mevlana"

Prof. Dr. Kılıç, Osmanlı kayıtlarında Mevlana ve geleneğine büyük önem atfedildiğini, Mevlana'nın İbn Arabi'den sonra "kurucu baba"lardan biri olarak görüldüğünü belirterek, şöyle konuştu:

"Osmanlı, metafizik bir imparatorluktu ve Allah dostlarına, bilgelere, başta seyyidlere büyük hürmet besleyen bir imparatorluktu. Bazı sultanlar, İbn Arabi gibi, Mevlana gibi kimselere çok büyük saygı gösterirlerdi. Bu arşiv belgelerinde de mevcuttur. Osmanlı'nın Hz. Mevlana'nın türbesine ve geleneğine çok büyük bir önem verdiğini görüyoruz. Bir tabir çok sık kullanıyor Osmanlı'da, ki bu çok önemli bir şey; kurucu babaları olarak görüyorlar adeta iki kişiyi. 'İki anneden süt emdik' tabirini kullanırlar. Bir, Muhyiddin İbn Arabi, iki Mevlana. Bu iki kişi de manevi, kurucu baba olarak görüyorlar."

Mevlana ve geleneğinin dünyayı çevirdiğini, binlerce Moğol'un Müslüman olmasına vesile olduğunu vurgulayan Kılıç, birçok Avrupalı ve Amerikalının Mevlana'yı okuyarak İslam'ı seçtiğini söyledi.

Kılıç, Mevlana'nın Muhammedi olduğunu, "Hz. Muhammed'in yolunun tozunun kurbanıyım ben" dediğini aktararak, "Mevlana, kendi yolunun İslam ve Muhammed olduğunu her yerde haykırır. Mevlana aynı zamanda evrenseldir. Mevlana, insan hayatına dair öyle şeyler yakaladı ki, bugün hangi dile çevirirseniz o dilde okuyan kimse 'hah işte ben bunu demek istiyordum' dercesine Mevlana'ya meftun oluyor. Buna evrensellik deniyor. Mevlana, 'ortak insan'ı yakalıyor ve bunu bir Müslüman olarak yapıyor." değerlendirmesini yaptı.

"Bir haftalığına Mevlanacı oluyoruz"

Mevlana'ya olan ilgi azlığından yakınan Kılıç, Osmanlı'nın verdiği önemin şimdi de verilmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Şeb-i Arus törenleri geldiği zaman bir haftalığına biz Mevlanacı oluyoruz. Özellikle siyasilerimiz, liderlerimiz Mevlana deyip duruyorlar. Ertesi hafta tekrar kavgalar dövüşler başlıyor. Öyle olmaması gerekir. Mevlana'nın fikirlerinin, Mesnevisinin ilkokuldan üniversiteye kadar bütün gençlere ders olarak öğretilmesi gerekir. Mevlana'dan bireysel ve toplumsal olarak beslenmemiz gerekir aynı Osmanlı'nın beslendiği gibi. Devleti Aliye'nin devlet felsefesi Mevlana'nın fikirleri üzerine bina ediliyordu."

Türkiye toplumunun Mevlana felsefesi ve hoşgörüsünden yeterince yararlanmadığını belirten Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bugün Amerika'daki Kuantum Fizikçileri Derneği, kuantum fiziğindeki sicim teorisini, Mevlana'ın Mesnevi'sindeki 'Evrende her nesne bir birine görünmez bir sicimle bağlıdır' beyitini okuyarak, oradan aldıkları ilhamla çözdüklerini söylüyorlar. Yani, adamlar Mesnevi'yi bu gözle okuyup inceliyor. Bizde ise Mevlana ismi bilen çok ama anlayan yok. Mevlana kebapçısı var, Mevlana tüpçüsü var ama Mevlana'nın felsefesi, ruhu neydi bilen yok. İnşallah birgün Mevlana'yı keşfederiz."

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.