1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Mevlevihanelerin Pürmelâli
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Mevlevihanelerin Pürmelâli

A+A-
Mevlana Araştırmaları Enstitüsü Müdürümüz, sevgili kardeşimiz, değerli hocamız Doç. Dr. Nuri Şimşekler’i dinledik TYB’nin bu haftaki etkinliğinde. Hz. Mevlâna’nın torunu Işın Çelebi, hocaların hocası Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ve Doç. Dr. Hasan Özönder de katıldılar.
Şimşekler, ekibiyle birlikte çetin geçen Şubat kış şartlarında Türkiye’deki birçok Mevlevîhaneyi dolaşıp bilgi ve belge toplamışlar. Bu bilgi ve belgelerin “suyunun suyu” mesabesindeki bilgileri bizlerle paylaştı. İki saat süren sunumda zaman zaman ekip arkadaşları ve başta Işın Çelebi hanımefendi olmak üzere katkıda bulunanlar da oldu.
Netice itibariyle Mevlevihanelerin durumu içler acısı. Kimi ahır olarak, kimi samanlık, kimi kışla, kimi de sarhoşlara mekan olarak kullanılmış. AK Parti hükümeti işbaşına geldikten sonra buralara sahip çıkılmaya, restorasyonları yapılmaya, en azından korunmaya başlanıldığını öğreniyoruz. Asli hüviyetlerine kavuşma zamanı ise başka baharlara kalıyor.
Nuri hocamın sözlerinden alıntılarla geçmişten geleceğe Mevlevîhanelerin pürmelâlini sunmaya çalışacağım.
“Konya Mevlana dergâhı, âsitane-i âliye olarak kabul edilmiş ve birçok Mevlevi buradan yetişerek diğer Mevlevihanelere ‘Dede’ olarak gönderilmiştir. Daha sonra Afyon, Kütahya, Manisa gibi yerlerde de bu âsitane-i âliye’ler açılarak diğer Mevlevihanelere ‘Dede’ler yetiştirilmiştir.”


“Mevlevîhaneler geçmişte, bugün Edebiyat Fakülteleri, İlahiyat Fakülteleri, Güzel Sanatlar Fakülteleri, Devlet Konservatuarları ve Mimarlık Fakültelerinde okutulan bütün derslerin okutulduğu, verilen eğitimin tamamının verildiği birer eğitim kurumlarıdır.”
Bir yanlış algılamayı da düzeltiyor Nuri Şimşekler. ‘1001 günlük Mevlevî çilesi var; insan 1001 gün bir hücreye kapatılıyor, oradan hiç çıkmadan çile çıkartıyor’ diye yanlış bir bilgilendirmenin olduğunu ve Kesinlikle Mevlevîlik kültüründe böyle bir şeyin olmadığını söylüyor. Doğrusunun ise şöyle olduğunu söylüyor: “Mevlevî kültüründe 18+3 gün hücreye kapanma vardır. Önce 18 gün hücrede çile çıkarma vardır, eğer zâbitan isterse 3 gün daha kalabilir. Yani toplamda en fazla 21 gün hücrede çile çıkarma vardır. Onun haricinde buraya gelen ve ‘Can’ olarak ifade edilen Mevlevî adayına okuma-yazması yoksa önce okuma yazma öğretilir, daha sonra semâ meşk etmeye başlamakla birlikte ardından hemen Kur’ân-ı Kerim, Hadis-i Şerifler ve Mesnev-î Şerif dersleri verilir. Hangi sanata yatkın ise o sanat ve çağının gerektirdiği sanatlar öğretilir. Mevlevîhaneler birer eğitim kurumlarıdır.”
Ülkemizin ilk anayasası olan ‘Kanun-i Esasî’nin de Yenikapı Mevlevîhenisi’nin bir hücresinde kaleme alındığını söylüyor.
İstanbul Galata Mevlevihanesi’nin ise İstanbul’un fethinden sonra kurulduğunu ve tarihî bir misyona sahip olduğunun altını çiziyor. “İstanbul’un fethinden sonra gelen yabancı ziyaretçilerin ve seyyahların uğrak yeri olmuştur. Burada doğal ortamı, dervişleri, semâzenleri, Mevlevîleri birebir görüp anılarına kayıt düşerek, ya da mektuplarında yazarak, daha sonra yayınlamışlardır. Andersen bunlardan biridir. Endersen eserinde semâyı ‘Baleye benzer çok güzel hareketler’ diye tarif eder.
Minyatürlere giriyor. İsveçli seyyahlar 16. yüzyıldan itibaren buralara gelerek gördüklerini Avrupa’da yayınlıyorlar.”
Mevlana Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisans yapma kapısının da aralandığı müjdesini veriyor Sevgili hocam. “Enstitümüzde İki anabilim dalında yüksek lisans açma çalışmalarımız son aşamalarına geldik. YÖK’ten gerekli izinler aldık” diyor.
Buradan mezun olanların ise, bu Mevlevîhanelerde görevlendirilmesi gerektiğini, “Mevlâna ve Mevlevîliği” bundan sonra müzecilerin, sanat tarihçilerinin değil, enstitümüzde yüksek lisans yapan bilim adamlarının insanlara doğru olarak anlatmaları gerektiğinin altını çiziyor.
Ne acıdır ki, Mevlana müzesinin içerisinde bile bir tane Mevlana ve Mevlevîlik uzmanının olmadığından yakınıyor haklı olarak. Cebinden parasını alıp, ayağına bir galoş geçirip on beş dakika içerisinde dolaştırdığımız Mevlana müzesinin bu garabetten kurtulması gerektiğini söylüyor.
“Mevlana türbesinin bulunduğu kısımla Mevlana müzesi birbirinden ayrılmalıdır” diyor.
Türkiye’nin başka hiçbir yerinde para verilerek bir türbeye girilmez. Ama maalesef Konya’mızda Mevlana türbesi para ile ziyaret ettiriliyor.
“Bugün Mevlevîhanesiz Mevlevîler ve Mevlevîsiz Mevlevîhanelerle karşı karşıyayız. Dolaştığımız bütün Mevlevîhaneler Mevlevîsiz ve amacı dışında kullanılıyor. Ortalıkta da kendisine Mevlevî denilen bir sürü insan dolaşıyor ve bunların da bağlı oldukları bir Mevlevîhaneleri yok.”

Mevlana Müzesinin gelirlerinin Mevlana ile ilgili çalışma yapan dünyadaki tüm araştırmacılara destek ve kaynak olarak verilmesini istiyor.
Şimşekler, Kültür Bakanı’nın yaptığı bir gafına da dikkat çekiyor.
“Sayın Kültür Bakanı buyuruyorlar ki; ‘Ben Yunus Emre’yi çok önemsiyorum. Mevlana üzerine çok görkemli etkinlikler yapılır ancak bence bizim gerçek sesimiz Yunus Emre’dir…’ Bir Bakanın söyleyeceği söz müdür bu? Böyle bir kıyaslama yapılabilir mi? Yunus Emre de bizimdir. Anadolu’nun bir değeridir. Geçen sene Kültür Bakanlığının Yunus Emre Enstitüsü’ne ayırdığı bütçe 4 trilyondur. Bu 4 trilyon bütçe ile Yunus Emre ile ilgili neler yapıldı şimdiye kadar? Bir şey duydunuz mu Yunus Emre ile alakalı?”
Konya’daki Şeb-i Arus törenlerinde yaşanan abesliklere de değinmeden geçemiyor.


“Konya, Hz. Mevlana’yı anma, anlatma ve Şeb-i Arus törenleriyle ilgili bir koordinasyon kuruluna muhtaçtır. Şeb-i Arus törenlerinde koskoca İl Kültür Müdürü davetiye ile uğraşıyor. Devlet memuru bunlarla uğraşmaz. Bu işin profesyonel yöntemleri vardır.
Sayın Valimiz davetlerle uğraşıyor. Bir Vali bunlarla uğraşmaz. Bu işler profesyonel ekiplere verilir, onlar yaparlar” diyor.
Sevgili kardeşim Nuri Şimşekler’in tüm söylediklerinin altına biz de imzamızı koyuyoruz. Yiğit düştüğü yerden kalkmalı, istismarlar, yanlışlıklar düzeltilmeli, “Kur’ân’ın kulu-kölesi, seçilmiş Peygamber(sav)’in ayağının tozu” olduğunu söyleyen Hz. Pîr’in misyonuna yakışmayan tüm oluşumlar, organizeler, etkinlikler, eksiklikler, eklentiler, çirkinlikler Mevlana Araştırmaları Enstitüsü’nün kapsama alanından geçirilerek gerçeğine döndürülmelidir.
Bu değerli çalışmalarından dolayı Nuri Şikşekler’i ve ekibini can-ı gönülden kutluyoruz. TYB Konya Şube Başkanı ve Yönetimine de teşekkür ediyoruz.
Bu yazı toplam 375 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.