1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Mezhebimiz “su-şi” olmadıkça...
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Mezhebimiz “su-şi” olmadıkça...

A+A-
Mezhebimiz “su-şi” olmadıkça İslam kanı akmaya devam eder

Yaratan, her insana ayrı bir akıl, ayrı bir düşünme kabiliyeti ve ayrı bir fikretme yetisi vermiş. Hani anlatırlar ya ,” tüm insanların akıllarını başlarından çıkarıp pazara koymuşlar, sonra tüm insanları: “ seçin bunlardan istediğinizi” demişler de herkes gitmiş yine kendi aklını almış diye.İşte öyle.
Yarattığı insanoğlunu başıboş bırakmayan hallaku zülcelal, ona kitaplar göndermiş. Ayrıca yine insanoğlunu hakka, cennete, saadete davet için 124 bin peygamber, bu peygamberlere de dördü büyük olmak üzere onlarca kitap indirmiştir. Hilkaten zalim ve cahil olan âdemoğulları (ahzap 72) Allah tarafından gönderilen dinleri, bu dinlere ait kitapları, bu kitaplardaki gerçekleri kısa sürede bozmuştur. Kendilerine bu dünyada onurlu ve huzurlu bir hayat, sonsuz alemde de cennet vadeden peygamberlere karşı mücadeleden geri kalmayan kafirlerle, inanmış gibi görünüp kafirlerle işbirliği yapan münafıklar ve inandıkları halde değişik nedenlerle aralarında ihtilaf çıkan müminler fıtrattan, haktan uzaklaştıkça ahretin tarlası olan bu dünyayı kendilerine adeta zindan etmişlerdir.
Diğer dinleri boş verin, çünkü onlar ya batıl dinlerdir ya da İslam geldikten sonra hükmü kalmayan muahrref dinlerdir. Pekiyi, son hak din olan, kitabı bozulmayan, peygamberinin sözleri(hadisler)büyük bir dikkatle kayda geçirilen İslam dinin mensupları niye bu kadar farklı mezheplere, fırkalara, görüşlere ayrılmıştır? İslamda da o kadar çok mezhep ortaya çıkmış ki onların sadece adlarını yazmaya kalksam bir sayfaya sığmaz. Neredeyse her mezhep mensubu kendi görüşünü hak, başkalarını batıl saymıştır. Bu ayrılık İslam’ı kendi içinde zayıflatmakla kalmamış, dış düşmanlara da büyük bir at oynatma sahası meydana getirmiştir.

SURİYE’DEKİ GELİŞMELER BİZE İBRET OLMALI

21. yüzyılda yaşayan biz Türkiyeli Müslümanlar bu gerçeklerin ışığında hadiselere daha soğukkanlı ve tarihi tecrübelerden ibret alarak bakmalıyız. Yani İslam’da çok farklı mezheplerin olduğunu bu mezheplere mensup insanların görüşlerini değiştirmeye çalışmanın pek de mümkün olmadığını bu nedenle de sevsek de sevemesek de, hoşlansak da hoşlanmasak da farklı mezhepteki insanlarla geçinmeye çalışmanın hem bizim, hem onların çıkarına olduğunu; aksi halde ayrılıkları körükledikçe en büyük zararı dinleri bir, mezhepleri ayrı Müslümanların göreceğini görerek hadiselere yaklaşmalıyız. Karşımızdakiler bize sövse de, aşırı mezhepçilik yapsa da hakkı temsil ettiğine inanan bizler, sabretmeli kendimizi ve adı Müslüman olan diğer mezhepteki insanları ateşe atmamalıyız.

Amerika’nın bir eyaletinde yaşayan Müslümanlar bunu biraz olsun başarmışlar. Aralarındaki ayrılıkları biryana bırakarak asgari müştereklerde birleşmişler.cemaatin lideri olan zat (haberlerde dinledim ) diyor ki ; “biz bu eyalette yaşayan ehli sünnet ve Şia mezhebine mensup Müslümanlar olarak aramızdaki ayrılıkları bir yana bırakıp birleştik. Ve “SU- Şİ” mezhebini (yani sunni şii ) kurduk…Aklın, izanın ve tarihin gereği bu değil mi? Nasılsa hiç kimse görüşünden vazgeçmeyecek o zaman birbirimiz değiştirmek yerine birbirimiz olduğumuz gibi kabul edelim. Hiç kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. Ama birbirimize düşmanlık yapmak mecburiyetimizde yok. Bu anlayışı AKRA FM de yayınlanan bir bildiride de çok açık bir şekilde görmekteyiz. Bu bildiriye göre 1931 yılında Müslüman ülkeler bir araya gelerek “... 10 Aralık 1931 tarihinde Kudüs'te düzenlenen İslam Genel Kongresinde İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasında işbirliğini sağlamak ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek yönünde çok önemli kararlar almışlar.
Aralarında Türkiye, Suriye, İran, Irak, Filistin, Yemen, Tunus, Trablusgarp (Libya), Mısır, Yugoslavya, Endonezya, Doğu Türkistan başta olmak üzere 22 ülkeden/bölgeden 153 delegenin katıldığı kongre, mezhep ayrımı (Sünni, Şii, Alevi, Şafii, Hanefi vb.) gözetilmeksizin İslam kardeşliğini geliştirmek ve Müslümanların menfaatlerini birlikte savunmak için İslam ülkelerinin temsilcilerinin kendi iradeleriyle bir araya gelmeleri bakımından çok büyük önem arz etmektedir. ..”
Netice olarak bizler, orta doğuda yaşayan insanlar olarak, yine aynı bölgede farklı mezheplerde bulunan Müslümanlar olarak birbirimizi sevmesek de görüşlerimizi benimsemesek de çıkarımız için,kan dökülmemesi için, emperyalistlerin buraları işgal etmemesi için, Saddam’dan kaçarken “coniye” yakalanmamak için aklımızı, çıkarımızı ve dinimizi öne çıkarmak zorundayız.
Bu yazı toplam 144 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.