1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. MİLLÎ TAKIM NE KADAR MİLLÎ!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

MİLLÎ TAKIM NE KADAR MİLLÎ!

A+A-

Bir berberdeyim ve sıramın gelmesini sessizce beklerken gazeteleri karıştırıyorum. Spor sayfasına gözün takılıyor. Milli takım resimleri var sayfalarda. Saçlarımı kestirip, sakallarımı aldıracağım. Evet, artık berberde kalmadı piyasa da, mahallede. Kuaför var, hatta ‘imagemaker’ bunun Türkçesi ‘tip düzelttirici olarak çevrilebilir’. Sizin anlayacağınız tipimi biraz düzelltirmek için sıramı beklerken gazeteler dalıp gitmişim. Hani o aynanın hizasında duran ekranlı televizyonlar var ya, bildiniz değil mi onu. İşte onun ekranından Mircea Lucescu bize bakıyordu. Basın toplantısındaydı zannedersem. Kendine has, lisanı, jest ve mimiklerini kullanıyor ama bunlarla hiç bir alakası olmayan konulara dalıyor. Alaycı bir tavrı var tabi.
Müşterilerden birisi oda tipini düzelttirmek için gelmiş, sesli olarak şöyle dedi:”Milletin o kadar derdi var, hala bunların alaycı, küçültücü tavırlarıyla uğraşıyoruz.” deyip gözüyle süzdü ekranı.
Gerçekten milletin o kadar derdi içerisinde bu milli takımın derdi, dert miydi acaba? Yoksa dertsiz başımıza dert açmak için mi bu meseleyi dert edinmiştik? İmagemaker sözcüğünü dilimize sokan emperyalistlerin dediği gibi; ‘derdimiz neydi bizim dostum?’ sizi bilmiyorum ama benim için futbol dertlerin en büyüğü değil, yalnız Milli Takımın yenilgileri ağırıma gidiyor. Artık Milli Takım maçlarını seyretmiyorum. Çünkü yüreğim dayanmayacak.
Yunus Emre demiş ya; “İçimde bir dert oldu, diyeyim dervişlere,
Dervişlerin kademi kutludur her işlere.”
Bende sizlere açıyorum bu milli takım derdimi, bu milli takım derdi, dert midir acaba?
Konumuza işin isterseniz ‘abc’sinden başlayalım.”Takım” nedir? az çok biliyoruz da, “Milli “ kısmını izah etmemiz lazım önce. Türk Dil Kurumu, bu kelime için diyor ki, “Milletle ilgili”, “millete özgü”, “ulusal”, karşımıza bilmemiz gereken yeni bir kavram daha çıkarıyor. Millet nedir, kime denir? Yine baş vurabileceğimiz kaynak, TDK oluyor tabi:” Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan toluluğu.” 
Ne var gelin görün ki, son dönem (4-5 yıldır) milli takımda, sayın Fatih Terim’de dahil “benden değil, halktan özür dilesinler” lafı dışında, milletle pek ilgileri kalmadı gibi....
Biraz iddialı oldu belki ama maalesef gerçek aynen böyle. Eğer bu kadar dert olmasaydı içime, aylardır söyleyip durduğumuz güzel futbol hikayeleri yerine bu yazıyı kaleme almazdık inanın.
Kendimi tanımlamanın en güzel yolu, “hikaye anlatıcı” olduğumu zannediyorum.Benim derdim futbol hikayeleri falan anlatmak hiç değil. Madem bende bu ulus içerisinde bir ferdim öyleyse ortada beni de ilgilendiren ‘milli mesele’ varsa, ona da asla sessiz kalamıyoruz. Ne yapayım, ne edeyim benim de hikayen bu!..
Derdimi anlatacak kadar milli takımı biliyorum ve formalardan başlayalım işe. Klasik kırmızı beyaz renklerden başlayalım. İlk defa, araya gri renkler karıştırdığımız 1990’ların sonunda vazgeçmeye başladığımız bir renk oldu. 2000 yılında ki Avrupa şampiyonasında gördük ki bu gri renk iyice artırıldı. Zaten gri ton arttıkça Milli Takım Futbolcularının oynadığı futbol da iyice grileşmeye başladı. 2002’ de ise tamamen kırmızı beyaz renklere geri dönünce dünya üçüncüsü olmayı tarihimiz de ilk defa başardık!.
2008’ yılına geldiğimiz de ise pek çok üstatların benim çok hoşuma giden yeni bir şey yapıldı ve ikinci formamıza da bizden bir şey olan Turkuaz renk seçildi. Bilindiği üzere Turkuaz ismini, Türkiye’den alır ve bu renk özellikle Fransız kültüründe en az kırmızı beyaz kadar bizi simgeler.
Hatta Fransızlar bu renkteki taşlara ‘Türk taşı’ adını verirler. Yani bizi anlatan, bizden olan bir renktir. Yani bizimdir. Buna ne denir? tabi ki Eyvallah! Ne var ki 2016 yılında çıkan formalarda ki siyah ile bizim ne ilgimiz olur ki. Bunu çözmek de bir hayli zor tabi. Eski Türkler de siyah(kara) kötülük manasına gelirmiş. Mesela Altay Türkleri’n de ruhlar ak ve kara olarak ikiye ayrıldığına, ak ruhun iyi, kara ruhun ise ‘habis’ yani şeytani olduğuna inanılırmış. Kendimizi düşünelim, siyah her zaman olumsuzluk çağrıştırmaz mı? Karaca oğlan bile ‘toz olur’ giyme diye uyarmış iken neden ‘milli’ takıma bu formayı uygun gördüler. Bir de bana göre hiç de ‘milli ‘olmayan ve kalecilerin giydiği pembe forma var ya. İllet oluyorum. Kaleciler bu formayı giyeli beri gol yemedikleri maç yok. Bana göre milli bir renk değil.
‘Sen de taktın formaya. Ne kadar şekilciymişsin’ dediğinizi duyar gibiyim. Demeyin öyle şeyler. Başka örneklerde var tabi ki elimizde. 
Mesela, Milli Takım kadrosuna sıklıkla seçilen oyuncuların yarısından fazlasının Türkiye’de yetişmediğini söyleyebiliriz. Hatta üç dört tanesinin Türkçesi’nin ‘Almanca’sından daha geride olduğunu bilseniz? Bir tanesinin ‘hiç’ Türkçe bilmediğini de eklesem? Onların? suçu hiç değil bu tabi ki... Avrupa’da doğup, büyümüşler ve hayatlarını düzgün bir şekilde sürdürebilecekleri dili öğrenmeleri de tabi ki doğal olanıdır. Bura da asıl dikkat edilmesi gereken nokta, kendi futbolcularımızı yetiştiremiyor olmamız ve milli takımı bile kurarken Avrupa’da ki Türklere yönelmemiz. Kulüp takımlarında oynayan Avrupa’da yetişmiş futbolculara hiç girmiyorum. Almanlara biz bir kez daha bu konuda teşekkür borçluyuz gibime geliyor.
Bir de Milli Takım futbolcularının, millet olan uzaklığı var. Otobüsten inip, sadece üç adım yürüyerek otele girecekleri sırada etrafların da çığlık çığlığa bağıran, kendilerine hayran gençlere dönüp bir el sallamak bile zor geliyor. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. 
Her defasında Milli Takım için ‘vatan borcudur, milli meseledir’ derken, milletin ilgisine bu denli duyarsız kalmak büyük bir ‘profesyonellik’ örneği olsa gerek. Oysa Kolombiya’lı James Rodriguez kendisini bekleyen küçük bir hayranı için otobüsten inip gelirken. Hollandalı Arjen Robben taraftara imza vermek için 10 dakika otobüsü bekletirken, İspanyol Juan Mata bir taraftar ve babası ile uzun uzun sohbet ederken bizimkiler kadar profesyonel olmayı beceremiyorlar. Olsun, onlar da zamanla öğrenirler artık...
Ben futbolu ve sporu seviyorum. Milli Takımın’da başarılı olmasını istiyorum. Ama uzun süredir ne saha içi ne saha dışında, ‘Milli bir takım’ göremiyorum. Herkesin iyi niyetli olduğuna inanıyor, güveniyorum. Yine de Milli olmanın değerine yeterince vakıf olmadıkları gerçeğiyle de üzülüyorum(Cins Derg. s, 48).
Selametle!..
 

Bu yazı toplam 806 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.