Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

MÜ’MİNLERİN DOSTU

A+A-

Burada zikredilen mü’minden kasıt, Allah’a, Kur’ân’a ve en son gönderilen Peygamber Hz. Muhammed’e (as) inanan kimselerdir. Bunlara inanan kimse, normal olarak bunların bildirdiği şeylere ve peygamberlere de inanırlar. Böyle inanan kimselere genel olarak ‘Müslüman’ da denir.

         İşte bu durumda olan ve Mü’min ve Müslüman ismini alan münferit kişi veya bunların oluşturdukları topluluklar ve kurdukları devlet veya devletlerin varsa dostları kimlerdir? Diğer bir ifade ile Müslümanlar kimlerle dost olabilir, kendileriyle işbirliği yapabilirler?

Bu konu her dönemde olduğu kadar günümüzde de önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu konuda Kurân’a baktığımızda pek çok âyetin bulunduğunu görürüz. Her şeyden önce inananların dostunun Allah olduğu Kur’ân’ın pek çok âyetinde vurgulanmaktadır. Bunlardan bir kaçını burada nakledelim: “Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır” (el-Bakara, 2/107). “Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır” (el-Bakara, 2/120).

Allah inananlara, kendilerinin dostunun kim olduğunu bildirmekle yetinmemiş, onlara kimlerle dost olabileceklerini de ayrıca açıklayarak bildirmiştir.

Nitekim şu âyetler bunu göstermektedir: “Ey Mü’minler! Yahudiler ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar (Birbirinin tarafını tutar ve desteklerler). İçinizde onları dost edinenler, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez) (hidayet etmez) (el-Mâide, 5/51).

Allah bu bilgilendirme ve ikazlardan sonra da bazı müminlerin onlarla dost olurken bir takım mazeretlerin arkasına sığınabileceklerini de bildirmektedir. Fakat ayrıca böyle mazeretlerin bir geçerliliği olmadığını da hatırlatmaktadır. Şu âyetlere kulak verelim: “Kalblerinde hastalık bulunanların ‘başımıza bir felâket gelmesinden endişe ediyoruz’ diyerek onlarla işbirliği yapmak için koşuşturduklarını görürsün” (el-Mâide, 5/52).

Konu ile ilgili daha pek çok âyet bulunmaktadır. Ancak bu kadarı bile bizim başka dine mensup olan devletlerle işbirliği yapmak istersek nasıl hareket etmemiz gerektiği konusunda yeterli bilgi vermekte ve yol göstermektedir. Bize düşen ise bu ikazları göz ardı etmememizdir.

Şu hususu unutmamalıyız: Başka dinden olan, yani bizim peygamberimizden (as.) önce gelen ve kendilerine kitap gönderildiği için de ehl-i kitap olarak vasıflandırılan Yahudi ve Hıristiyanların bizimle kurdukları işbirliği ortaklıklarına asla güvenmememiz gerektiği açık bir şekilde bize bildiriliyor ve ona göre davranmamız isteniyor.

Onlarla şu veya bu şekilde ileri sürülecek bir mazerete dayanarak bir dostluk kurmamamız gerektiği bildirildiği gibi, kurulmuş bulunan bir dostluğa güvenmememiz gerektiği de bildiriliyor. Yahudi ve Hıristiyanlar ayrı peygamberlere ve ayrı kitaplara inanıyor olsalar da neticede Müslümanlara karşı birleşebilecekleri hatırlatılıyor.

Bunların ışığında geçmiş yıllarımızdan itibaren Müslüman Ülkelerle bu ülkeler arasında gerçekleştirilen anlaşmaların ne şekilde sonuçlandıklarına bir baktığımızda gelecekte yapılacak olan anlaşmaların neticesini de şimdiden görmemiz mümkündür.

Burada şu hususu da açıklamalıyız: Her hangi bir Yahudi veya Hıristiyan olan kimselerle alış veriş yapabiliriz, onların kadınlarıyla evlenebiliriz, bize göre meşru olan yiyeceklerini yiyebilir ve onlara da ikramda bulunabiliriz, fakat fert ve devlet olarak yapacağımız anlaşmalara dayanarak onlara güvenirsek zararlı çıkacağımız bilinmelidir.

Bu yazı toplam 314 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.