1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Müslüman Mahallesinde…..
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman Mahallesinde…..

A+A-
İnancımıza, değerlerimize, kültürümüze, örf ve adetlerimize, manevi ve moral değerlerimize ters gelen bir şeye şahit olduğumuzda dilimizden düşürmediğimiz bir söz vardır ya hani “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar” diye. Hemen celallenir ve tepki koyarız.
Sahi her gün Konya sokaklarında, ana caddelerinde yerlerde görmekten haya ettiğimiz, üzüldüğümüz ve endişelendiğimiz, üzerlerinde bazı hanım isimleri ve telefon numaraları bulunan kartvizitler aracılığıyla sizce Müslüman mahallesinde ne satılıyor?
Herkesin de bildiği gibi, cevabı çok basit bu sualin. Birçoğumuzun çocukları, kızları, kız kardeşleri kadar şanslı olamayan bir başkalarının kızlarının, kız kardeşlerinin, belki küçük yavruların annelerinin bedenleri. Bedenleri mi sadece? Bana göre onurları, haysiyetleri, geçmişleri, gelecekleri, hissiyatları, beklentileri ve hayalleri de. O yola düşmüşlerin ana-babaları da istemezler miydi yavrularının iyi bir eğitim almasını, vatana, millete ve ebeveynlerine hayırlı olmalarını, güzel bir meslek sahibi olup hayatlarını helal yoldan kazanmalarını,temiz süt emmiş biriyle mutlu bir yuva kurmalarını, güzel evlatlara sahip olmalarını.
Peki, bu arzın talebine ne demeli? Bu “Müslüman mahallesinde” pazarlanan şeyin alıcısı kim sahi? Müslüman mahallesinin “Müslüman sakinleri (!)” değil mi? Şimdi her birimizin şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı gelmedi mi? Hep arza laf söyledik, ya talebe ne demeli?
Hataları ve günahları kınamakta, yargısız infazlarda hızımıza kimseler yetişemezken, neden “acaba bu durumda benim ne kadar katkım/payım var, neyi yapmam gerekirken yapmadığım için bunlar husule geliyor” diye bir muhasebe yapmıyoruz?
Beyler/hanımlar, bu kızlar, bu kardeşlerimiz bizim, bizim toplumumuzun evlatları. Hayatlarını bedenlerini kullandırmak suretiyle kazanmaya çalışan bu insanları vazgeçirebilmek için, yeniden topluma kazandırabilmek için hangisinin elinden tuttuk ya da tutmayı denedik de teşebbüsümüz reddedildi. Elbette bu konuda asıl sorumluluk sahibi;hükümetten yerel yönetimlere, valiliklerden ilgili il müdürlüklerine kadar uzun bir listeyi içeriyor. Zira,Mısır’lı alim SeyyidKutup’un “İslam’da Sosyal Adalet” adlı kitabında Hz. Ömer’e (ra) ithafen “Bir kadın açlığından dolayı zina etse, cezalandırılacak kişi halifedir” sözü nakledilir. Anlayana, anlamak isteyene; az söz çok laf.
Ama sadece tüm sorumluluğu yetkililerin üzerine atıp da sorumluluktan kurtulamayız. Sahi bizler, sade vatandaşlar olarak; kınamaktan, ayıplamaktan, kötülemekten, “Vurun Kahpeye” demekten başka ne yaptık bugüne kadar? Hiç içimizden acıma, merhamet, üzülme, şefkat ve bunun bir parçası olarak, “bunda benim de payım var” diyerek “utanma” duygusu geçti mi?

1960’lı yıllar. Bir gün duası kabul olur düşüncesi ile rahmetli dedemin evine, hayatını bu yolla kazandığı bilinen bir hanım geliyor. Dedem, rahmetli babaanneme “hanım, bu kardeşimize yemek yedirin, üst baş verin” dedikten sonra, karşısına alıp güzelce nasihat ediyor ve “evladım, bak kendin de günaha giriyorsun, başkalarını da günaha sokuyorsun, yazık değil mi? Ama bil ki Allah (cc) sonsuz merhamet sahibidir, tövbeleri kabul eder, hiçbir günah O’nun rahmetinden büyük değildir. Sen de tövbe et, O’na sığın, hayırlı, helal rızık kapıları açılması için dua et, dua edelim, inşallah kabul olur” diyerek uğurluyorlar. Babamın naklettiğine göre, o hanım gittikten sonra dedem iki saat boyunca hüngür hüngür ağlıyor ve Allah’a yakarıyor “Ya Rabbi, acaba bu hanım yavrularına verecek iki lokma ekmek bulamadı da mı bu hallere düştü, Allah’ım bu günah bizim, hepimizin, bizi bağışla” diye yalvarıp gözyaşı döküyor. İşte Allah’tan hakkıyla korkan bir kalp, işte kamil insan, işte ölçü, işte hassasiyet…
Helak olan kavimler içerisinde gece gündüz ibadet edenler yok muydu sahi? Neden onların ibadet ve taatleri, azgınlık eden kavimleri ile birlikte helak edilmelerine engel olamadı? Haberde bu kişilerin “yeterince iyiliği emredip, yayıp, kötülükten de yeterince sakındırmadıkları için” bunun başlarına geldiklerinden bahsedilir.
Şimdi kalplerimizi, hissiyatımızı, ön yargılarımızı, niyetlerimizi bir kez daha gözden geçirelim. Biz, bir kötülük gördüğümüzde; önce yeterince üzülüyor ve “elimizle ve dilimizle” düzeltmeye mi çalışıyoruz, yoksa sadece buğz etmeyi mi tercih ediyoruz? Unutmayalım ki bu sonuncusu “imanın en zayıf derecelisi”. Mutlak rehberimiz, Allah Resulü’nün (sav) ölçülerini iyi anlayıp, hazmedip, bu ölçülerden şaşmamamız, O’nun yolunda, O’nun ahlakıyla ahlaklanarak, “kınamadan önce merhamet etmeye” çalışmamız dileğiyle…
Bu yazı toplam 360 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.