1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Müslüman Olmanın Şuuru Ve Çocuklarımız
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman Olmanın Şuuru Ve Çocuklarımız

A+A-
Çocuklarımız tatile girdiler. Bayramlarını da güzelce geçirdiler. Şimdi sıra yaz tatilini sıkılmadan, zevkle geçirecek şekilde okulda bir türlü yeterli gelmeyen İslami eğitimlerini almak üzere doğru yaz Kur’an Kurslarına gidecekler.

Hepsine şimdiden başarılar diliyorum. Saygıdeğer hocalarıma da âcizane şu tavsiyede bulunmak istiyorum. Lütfen çocuklarımıza dinlerinin emirlerini öğrenmeleri konusunda örnek şahsiyet sıfatınızla kol kanat gerin. Onlara sevdirin. Onlara dinimizin güzelliklerinden bahsedin. Biliyorum belki birçoğunuzun farklı işleri vardır. Ama bırakın dünyalık işleri yaz tatilinde! Evlatlarımıza kendinizi adayın. Bunun ecrini size anlatacak kadar densiz değilim. Birçoğunuz Cuma hutbelerinde İslam’da ahlaklı nesil yetiştirmenin faziletlerini cemaate anlatıp durdunuz. Peki, bunda niçin başarılı olamıyoruz?
Çünkü dediklerimi sadece dilde kalıyor. Yaşamadıklarımızı başkalarına dikte etmenin anlamı yok. Siz dininizi öyle yaşamalısınız ki diğer insanlar sizi imrenerek izlesinler. Onlarda o yola düşsünler.
Bu örnek nesil özlemi, Cumhuriyet döneminde en derinden duyan ve onu giderebilmek için bütün varlığıyla çabalayan kişilerin başında, hiç şüphesiz, Necip Fazıl Kısakürek gelir. Ona göre, Osmanlının kuruluşundan itibaren bir buçuk asır süren “aşk, vecd, fetih ve hakimiyet” devrinden sonra, önce bir “sefalet ve hezimet” devri, ardından da “cüce taklitçilere ve Batı dünyasına esaret” devri başlar. Tanıklık ettiği yarım asırlık Cumhuriyet Dönemi ise “işgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helake mahkûmiyet” devridir. Bu dört asırlık kötü gidiş süresince, yeryüzünde, devletler, hükümetler, cemiyetler plânında İslâmî temsil kadrosu bütün nurunu kaybetmiş. Bu nur, bazı şahıslar ve dar zümreler çerçevesinde zaman zaman ışık salmışsa da Necip Fazıl’a göre ortada diriltici potansiyel taşıyan içtimaî bir örnek yoktur. Bu durumda yeni bir “İslâm inkılabına ihtiyaç vardır ve bu inkılabın “ruhunu dökeceği kalıp gençliktir.” Yeni
Nesil başlıklı yazısının ilk paragrafı şöyledir:
“Yepyeni bir nesil yoğurmak borcundayız! Potininin burnundaki çividen saçının en üst teline kadar, yepyeni, dipdiri, yakın maziye doğru hiçbir örnek tanımayan, eşiz bir zarafet, dikkat, heybet, hâkimiyet, pırıldatıcı bir nesil… Dışından güneş gibi aydınlık bu neslin bütün nuru içinden gelecektir. O nurun ismi de olanca asliyet ve saffetiyle İslâm’dır.”
İşte İslam uğruna kendini sarf edebilecek bu neslin yeniden inşası için yeni bir Necip Fazıl beklemenin bir anlamı yoktur. Özlenen o nesli günümüzün samimi ve özverili imamları yapacaklardır. Bu konu yüzeysel geçiştirilemeyecek kadar ciddidir. Gençliğimizin bugün geldiği nokta bu özlemi katbekat artırmaktadır.
Yeni nesil yoğurmak derken bugün gelinen noktada gençliğimizin içler acısı durumuna işaret eden üstad, bunun bizim üzerimizde bir borç olduğuna işaret etmektedir. Bu borçla hepimiz mükellefiz. Yeni nesillerini imani hasletleri kazanarak İslam dinine hizmette yarış eder hale gelmeleri lafla olmuyor. Bunun için bizlerden büyük fedakârlık yapmamız bekleniyor. Bugün içinde yaşadığımız asrın getirdiği yenilikler öylesine zihinlerimizde yer etmiş ki artık bazı gerçekleri görmüyor ve duymuyoruz. Çocuklarımızın nasıl bir çevreden etkilendiklerini bile takip etmekten aciz durumdayız. O zaman neslin bozulmasından da hiç kimse şikâyet edemez. Çünkü üzerimize düşeni layıkıyla yapmadığımız müddetçe ağlamaya sızlamaya hakkımız yoktur.
Nahl süresinde Rabbimizin buyurduğu ayet mealine dikkatinizi çekmek istiyorum:

“(Ey Muhammed!) Sen, Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.”
Lütfen sevgili dostlarım, etrafınızda ki insanları, çocuklarınızı, akrabalarınızı uygun bir lisan ile doğruya hakikate çağırın. Sempatik yollarla hareket edin. Bıktırıcı olmadan bunu yapın.
Kur’an, tek bir zümreyi hidayete çağırmak için değil, bütün insanları hidayete erdirmek için gönderilmiş bir kitaptır. O halde bütün insanlar bu kapsama girmektedirler.
Bir gün İslamiyet’e tam ısınmamış bir bedevî, Peygamber efendimiz (sav)’in huzuruna gelerek O’ndan bir şeyler istedi. Rasulullah Efendimiz (sav) bu fakir adama yardımda bulundu. Adam kalkıp giderken Peygamber Efendimiz (sav) :

- Seni memnun edebildim mi? dedi. Adam:
- Hayır, memnun değilim, bunlar da bir şey mi sanki! diye söylendi.
Adamın bu nezaketsiz davranışına karşı orada bulunan Sahabeler, oldukça kızdılar ve onun üzerine yürümek istediler. Peygamber Efendimiz (sav), onlara durmalarını işaret ederek, evine gidip bu adama başka şeyler daha getirip verdi. Tekrar ona:
- Şimdi seni memnun edebildim mi? diye sordu. Adam da:
- Evet, yardımda bulundun, Allah, ehline ve aşiretine hayır versin, dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) ona:
- Öyleyse gel, biraz önce kızdırdığın insanlara bu memnuniyetini açıkla da, sana olan düşmanlıklarını gider, dedi.
Adam içeri girip Müslümanların huzurunda Peygamber Efendimizden (sav) memnun olduğunu belirtti.
Lütfen sabırlı olalım ve sadece üzerimize düşeni yapalı yeter. Hidayet rabbimin elindedir.
 
Bu yazı toplam 108 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.