1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. MÜSLÜMAN TÜRKÜN ZAFERLERİ
Ahmet Turan

Ahmet Turan

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSLÜMAN TÜRKÜN ZAFERLERİ

A+A-

Yarın 1 Ağustos.
Ağustos ayı Müslüman Türk’ün haksızlık, işgal ve zulüm karşısında hep savaş meydanlarında olduğu aylardan birisidir.
Malazgirt, Otlukbeli, Belgrad, Mohaç, Kıbrıs, “Vatan bir bütündür parçalanamaz” emrinin dünyaya verildiği Erzurum Kongresi, Yedi düvel destekli Yunan kuvvetlerinin mevzilerimizi yararak Polatlı’ya kadar gelmesi üzerine “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla sulanmadıkça, terk olunmaz (Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan, bütün vatandır.) Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz.” sözüyle vatanın her karış toprağı için savaşma emrinin ardından zaferle sonuçlanan Sakarya Meydan Savaşı, düşmanın tamamen denize döküldüğü Büyük Taarruz Ağustos ayında yapılan ve milletimizin yüzünü güldüren önemli zaferlerdir.
Bugün ay yıldızlı bayrağımızın göklerde şanlı şanlı dalgalanması da milletimizin, 7 düvelin birleşmesiyle oluşan işgal güçlerine karşı Ağustos ayında kazandığı zaferlerin sonucudur.
Ecdadımız, yazın kavurucu sıcağının zirve yaptığı Ağustos ayında düşman kuvvetlerini ezerek bize deniz kenarlarında, yaylalarda tatil yapmamızı sağlamıştır.
Evet, bugün geçmişten kopuk bir anlayışla ‘lay- lay- lom’ gençliği oluşturulmak istenmektedir.
Çünkü işgal güçleri asırlardır hayal ettikleri esareti bu millete toprakları üzerinde yaşatmak için bu ruhta bir gençliğe ihtiyaç duymaktadırlar.
Deniz kenarlarında, yaylalarda tatil yapalım ama ecdadımızın canını vererek Ağustos ayında kazandığı zaferleri de hakkıyla analım.
Mezuniyet baloları yapan Üniversiteler, şenlikler yapan belediyeler, Sivil toplum Kuruluşları Ağustos ayında ecdadımızın destanlarını hatırlatan programlar yapsa ne olur?
Tatil, Harman-Hasat gibi bahaneler üretilir. Ancak o ruhu taşırsak sonuca ulaşılır.
Tarihçiler, eğitimciler, siyasetçiler, yazarlar, öğrenciler bu programların ana omurgasını oluşturur, toplumumuzu tarihimize karşı duyarlı hale dönüştürür.
O günlere şahitlik yapan ecdadımızın tamamı rahmetli oldu. Yaşanan acıları canlı dinleyemeyiz. Ama derlenen anılarını dinler, özgürlüğün şehitlerimizin kanında olduğu konusunda kendimizi bilgilendiririz.
Büyük Taarruzun başladığı günlerde yaşanan bir anıyı paylaşmak için alıntı yaptım.
“Türk askerleri işgal altındaki köylere girdikçe halk askerleri sevinçle karşılıyordu. Büyük Taarruzun en fırtınalı günlerinde, 29 Ağustos sabahı İzzettin Bey kolordusunun bütün tümenleri Frangos kuvvetlerini yakalamak için harekete hazırlanıyorlardı.
15. Tümenin 56. Alayı da yürüyüşe geçmek üzereydi. Ama dişsiz, buruşuk yüzlü, şirin bir yaşlı kadın Alay Komutanı Fehmi Bey’in eline yapışmış bırakmıyordu. İkram edilen yiyecekler ve askerlerin kucağına tırmanan çocuklardan ortalık bayram yerine benziyordu.
- Anam izin ver de yola çıkalım.
- Yoo, valla bırakmam.
- Geç kalıyoruz, yolumuz uzun.
- Biz sizi üç yıl bekledik. Şimdi biraz da siz bekleyin. Ben Üsküplüyüm. Ay yıldız Üsküp’ten ayrılınca, onun peşine düştüm. Göçmenin derdi bayrağının altında ölmektir, oğul. Beş kere göç ettim. O nereye, ben oraya. Sonunda Anadolu’ya geldik. Ama düşman buraya da yetişti. Al sancak orduyla birlikte Ankara’ya gitti. Mecalim yok ki yine peşine düşeyim. O dönene kadar ölmemeye ahdettim. Ahdimi de tuttum. Ordu da, o da döndü. Ama bir açıp da sancağın yüzünü göstermediniz.”
- Bizimle biraz yürüyebilir misin?
- Yürürüm!
Komutanın işareti üzerine komutlar verildi. Alay yürüyüş düzenine girdi. Sancaktar ve sancak muhafızları en öndeydi. Fehmi Bey yaşlı kadını sancaktarın arkasına götürüp bıraktı.
Kadıncağız ne olacağını anlamamıştı. Huzursuz bakıyordu. Sancaktar ve muhafızlar sancağı açınca, kadının yüzüne sanki nur yağdı, öyle parladı birden. Sancaktar sancağı kaldırdı. Al sancak kadının başının üzerinde dalgalanmaya başladı.
Biz bu acıları yaşadık.
Bize bu acıları yaşattılar.
Hala da yaşatma için mücadele ediyorlar.
Milli mücadelenin üzerinden neredeyse yüz yıl geçmiş olmasına karşın bugün de emperyalist devletlerin Anadolu hayali bitmiş değil. İçeriden ve dışarıdan, cumhuriyetimizi yok etmek, yurdumuzu parçalayarak bir sömürge ülkesi haline getirmek için çalışanlar, umutlarını yitirmiş değil.
Bugün Cumhuriyete sahip çıkacak kuşaklar bağımsızlığımızı bize armağan etmek için canını veren, askerlerimiz tok kalsın diye kendisi aç duran, soğukta yarı çıplak yatan ninelerini ve dedelerini yeterince tanısın istiyoruz.

Bu yazı toplam 1371 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar