1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. MÜSLÜMANLAR İÇİN TEK KURTULUŞ YOLU “İSLÂM BRLİĞİ”
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSLÜMANLAR İÇİN TEK KURTULUŞ YOLU “İSLÂM BRLİĞİ”

A+A-

İttihad-i İslâm demeki bir ve beraber olan, coğrafi olarak ayrı olsalar da bir bedenin uzuvları gibi ayrı görevlere sahip olsalar da, yine o bedenin ruhu gibi olan ‘İslâm Birliği’ demektir.

Kur’ân-ı Kerim’de Müslümanlardan “Millet-i İbrahim” diye bahsedilir; Yani Müslümanların bütünü tek bir millet, tek bir ümmet olarak değerlendirilir.Aynen bir vücudun organları gibi ayrı coğrafyaları olsa da o vücutta bulunan tek bir ruh gibi oldukları anlatılır durur. Konumuza bu açıdan yaklaşınca yer yüzünde iki milletin olduğu anlaşılmaktadır.

Bunlarda:

Müslümanlar,

Gayri Müslimler. Yani İslâm olmayanlardır.

Mesela, Hac İbadeti, İslâm birlik ve beraberliğini en iyi şekilde öğreten çok çok önemli bir ibadet çeşididir. Dünya’nın her yerinden Müslümanlar buraya akın akın geliyorlar, burada beraber bir ve dik olarak tek bir millet oluyorlar, beraber ibadet ediyorlar, saflarda omuz omuza duruyorlar, beraber yaşıyorlar, beraber paylaşıyorlar, asırlardan beri Mekke ve Medine’de ramazan akşamları birlikte aynı sofrada iftar açıyorlar, zenginler bu iki şehirde iftar yemekleri ikram ediyorlar.

Milyonlarca insan, Harem-i Şerif’e dolar, çeşit çeşit ikramlardan ve yemeklerden dilediği kadar yer içer, ziyafet verenler, babadan oğula bu hizmeti devam ettirme çabasındalar. Ramazan ayı gelince, ev halkı kadınıyla, erkeği ile iftar hazırlığına girişirler. Her akşam ve her sahur vakti Harem-i Şerif’te sofralar açılır. Adeta yalvarırcasına sofralarına misafir davet ederler. Kendileri de döne dolaşa hizmet etme çabalarına girerler.

Su, ekmek, hurma, yemek...

Ne gerekli ise hemen önünüze geliverir. Sohbet falan yok, sadece dua, teşekkür ve hamd!..

Harem-i Şerif’in manevi iklimini, okunan ezan-ı şerifi, kılınan cemaat namazı, serilen yer sofraları ve kardeşin kardeşe yapamayacağı, hizmeti yapılmasını görünce bir düşününüz. En önemlisi, çeşitli kıtalardan, ülkelerden, çeşitli ırklardan, milletlerden gelmiş insanlar, bir yandan mahşer meydanının, öte yandan İslam Birliğinin cap canlı bir örneğini sergilerler.

Şimdi İslâm-ı bilmemekten tutunuz da insanların bir çöp gibi haram denizinde yüzmesine kadar, işler karışmış. Hâlbuki tarih dip diri bir şekilde şahittir ki, Müslümanlar ne zaman İslâmiyet’ten uzaklaşmışsa, o zaman hep geri kalmışlardır. Kurân’da: “Milleti İbrahim” dendiğine göre, öyle ise biz İslâm milletindeniz; dolayısı ile de milliyetçilik deyince, İslâm milliyetçiliği akla gelir. Rabbimiz bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz bir, duamız bir. Bu birler bizi, birlik ve beraberliğe götürmektedir.

Esaret altındaki Müslümanların, savaşan Müslümanların, muhacir Müslümanların derdine derman götürebilmek için, ekonomik ve kültürel üstünlük elbetteki zorunluluk ötesi bir zorunluluktur.

İslâm ulusları arasındaki mezhep farklılıkları, İslâm Birliğine engel olamaz mı?

Bugün süper güç haline gelmiş ülkelerin modellerini unutmamak gerekir...

Bu ülkeler pek çok ırktan, pek çok din ve mezhepten(multikulti) oluşmaktadırlar. Eğer Müslümanım diyen devletler kendi aralarında ırk, mezhep bahaneleriyle bölünüp, birbirlerine düşman olurlarsa ki bugün öyleler, başka ülkelerin kuklası olmaya devam ederler ve piyon olmaktan da hiç bir zaman kurtulamazlar. Terör örgütlerinin İslâm ülkelerini tarumar etmesine de ses çıkaramazlar.

Öyle ise Müslümanlar ezilmenin, sömürülmenin, ayaklar altında(coni postalları ile) çiğnenmenin yol ve yöntemlerini arayıp bulmalılar. Kendi aralarında ki sorunları, ilimle, dinle, ibadetle çözebilirler.

Ne var ki 100 yılı aşkın bir zamandır, hem Hac farizasını yerine getiriyoruz hem de her geçen gün bölünüp parçalanmaya devam ediyoruz. Çünkü bizler ilimde, teknikte, dolayısı ile de ekonomide batılıların fersah fersah gerisinde devam edip gidiyorlar...

Hâlbu ki Hac ibadeti, Müslüman ulusların ve devletlerin yıllık kongresidir, fikir alışverişi yapabilecekleri bir ibadettir. Bura da toplanan Müslümanlar ve onların idarecileri, Müslümanların çare ve çözüm arayacakları ve çözüm ve çare üretecekleri yerde olsunlar ki, o zaman İslâm Birliği gerçekleşebilsin.

Hacca giden Müslümanların kongre faaliyeti gösterememesinin nedenleri yeteri kadar ilimli, kültürlü ve donanımlı olamamaları ve yine yeteri kadar lisan bilmemeleri yahutta ortak bir lisanı konuşamamalarından kaynaklanmaktadır.

Bugün bir çok Müslüman diğer Müslümanlara karşı durarak yani İslâm Birliği (ittşhad-ı İslâm) ve “Müminler kardeştir” gerçeğini bildikleri halde görmezden gelerek, İslâm devleti kurma ideali gibi bir zıtlık yaşıyorlar. Yani bunlar ümmete karşı, İslâm devletinden yanalar. Oysa ki, olmayan ümmet birliğinin devleti kurabilirler mi hiç? Zaten bugüne kadar tespit etmeye çalıştıklarım şudur ki, iman yoluyla İslâm devletini isteyenler amel yönüyle bu isteklerinin zıt istikametinde yaşamaya devam etmektedirler.

Çünkü şuna kâfir, buna münafık, demekle asla ümmet birliğini yada İslâm birliği (İttihad-ı İslâm)’ni bozup dağıttılar. Para ve koltuk sevdası yüzünden, iktidar aşkı uğruna kendi aralarında ihtilafa düştüler. Bu ortam da acaba kim kiminle İslâm Devleti kurabilecek?

Netice olarak da şunu söyleyebiliriz:

İslâmi çalışma ve hareketlerin bugünkü şartlarda varabilecekleri en üst nokta; İslâm Birliği(İttihad-ı İslâm) olur.

İslâm Birliğini kurmadan hiç bir şey yapılamaz, yapılamıyor da zaten. İslân Birliği’ni hedef almayan her türlü sosyal(vakıf, dernek ve diğerleri) ve ekonomik(iktisadi) faaliyetler devede kulak misali hep yetersiz kalmışlardır ve de kalmaktadırlar. Bu tür faaliyetler belirli bir zaman içerisinde varlıklarını sürdürseler dahi, hedeften uzak oldukları için kendi kendilerini boğup yok etmeye mecbur kalırlar.

Eğer Müslümanlar ve onları yönetmeye talip idareciler İslâm Birliğini(İttihad-ı İslâm’ı) yakalayıp kuramazlarsa, gayrimüslim redifleri altında yaşamak mecburiyetinde kalırlar.

Umutmayalım ki, tek kurtuluşumuz ve hastalıklara karşı kurtuluş reçetemiz İslâm Birliğin de yani ittihad-ı islâmdadır. Öyleyse bugün İslâm’a uygun yaşayan bir kaç iyi insan da iyi günlerin gelmesine sebep olabilirler. Baharın gelmesine sebep o ilk açan çiçeklerin olduğu gibi mesela.

Bir habbeden(çekirdekten) devasa ağaçları filizlendirip yaratan yüce Allah(c.c.), çok küçük çapta ki İslâmi gayretlerle(çalışmalarla), İslâm Birliğini bizlere basip edebilir. Söğüt ve Domaniç’te en küçük bir beylik iken Yüce Rabbimizin yardım ve inayeti ile ve de Osman Oğullarının halisane çaba ve gayretleri ile koskocaman, üç denize ve yedi iklime sığan bir imparatorluğu nasip etmiş ve onlar vasıtası ile de İslâm Birliği’nin kurulmasını sağlamıştır.

Selâmetle!...

 

Bu yazı toplam 1799 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.