1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. MÜSLÜMANLARIN EN KUTSAL YERLERİNE SALDIRILAR BAŞLATILMIŞTIR!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSLÜMANLARIN EN KUTSAL YERLERİNE SALDIRILAR BAŞLATILMIŞTIR!

A+A-

Bugün Kudüs şehrinin İsrailin Başkenti olarak görülmesini isteyen Suudi Arabistan’ın “Hadimül Haremeyn “olmasını ve Mekke ve Medine’nin bekçiliğini yapmaları kadar bir yaman çelişki yoktur. Bunların ellerinden bu yetkilerin alınması gerekmektedir.

İslam Konferansı Örğütü(İKÖ), 21 Agustos 1969 yılında, İsrail’in işgali altında bulunan, üç dinin ve Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’te ki El- Aksa Mescidin’in yıkılmasının , İslam Dünyasında uyandırdığı yoğun tepkiler üzerine, 22-25 Eylül 1969 yılında , Rabat şehrinde ilk kez tertip edilen İslam Zirve Konferans’ında, alınan bir kararla kurulmuş bir örgüttür.

2011 Haziran ayında ise Astana’da düzenlenen 38. Dışişleri Bakanları Konseyi’nde, İslam Birliği Teşkilatı olarak adı değiştirilmiş bir teşkilattır. Bu teşkilatın sekreteryası Kudüs’ün İsrail işgalinden kurtarılmasına kadar Cidde’de faaliyet gösterilmesine karar vermiştir. Ayrıca bir genel sekreter atanmıştır. 1 Ocak 2005 tarihinden bu tarafa, (İİT) ilk Türk Genel Sekreteri Profesör Doktor Ekmeleddin İhsanoğlu bu göreve getirilmiş ilk Türk vatandaşı olmuştur.

İhsanoğlu’nun görev süresi; 1 ocak 2009 tarihinden itibaren 5 yıllığına 2. bir dönem için daha uzatılmıştır. Bu kadar uzun süre teşkilat başkanlığını yapan Türk Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Başkanlığı sırasında maalesef aktif bir varlık gösterememiş ve beklentilerin çok gerisinde kalmış bir genel sekreterlik yapmıştır.

Mükemmel bir şekilde planlanmış ve her şeyi ile madde madde düşünülmüş olan bu plan, hayata geçirilmemiş, İslam dünyasını hareketlendirememiş ve teşkilatın sesini yeteri kadar duyuramamıştır. İİT’nin hazırlamış olduğu konferansların içeriği her türlü irtibat, siyasi, ticari, ekonomik, işbirliği konusunda 10 yıllık eylem planı olarak hazırlanmıştır.

Ortak İslam harekatı ve ortak iradesi, “ılımlılık ve İslam’ın hoşgörü anlayışı, İslam Hukuku, İslam Fıkhı Akademisi, terörizmle mücadele, İslamafobi(batıda İslam düşmanlığı)ile mücadele, insan hakları ve yönetim şekilleri ile yönetimleri, Filistin ve işgal edilmiş Arap Coğrafyası çatışmalarının önlenmesi ve çözümü, Barış tesisi, Ekonomik İşbirliği, İslam Kalkınma Bankası’nın desteklenmesi, doğal afetler karşısında sosyal dayanışma, Afrika’daki yoksullukla mücadele, yüksek öğretim, bilim ve teknolojisi, İslam dünyasında kadın, genç ve çocuk hakları ve aile, üye ülkeler arasında kültürel değişim; Başlıkları altında detaylandırılan kapsamlı bir yol haritası hazırlanmıştır.

İşte bu kulağa hoş gelen, mükemmel bir şekilde başlıklar altında hazırlanan İİT, maalesef bunların çok azını hayata geçirebilmiştir. Öte taraftan 1948’de kurulan Siyonist İsrail devleti, adım adım hissettirmeden, tıpkı FETÖ’nün yapılanması gibi bütün dünyanın gözü önünde, işgal ettiği topraklarda sinsice büyümenin yollarını bulmuştur.

İsrail’in büyümesi ise; hiçbir şekilde İslam dünyası tarafından yapılan mücadeleler ile durdurulamamıştır. ABD’nin, İngiltere’nin ve Fransa’nın desteğini alan İsrail, Mısır’a, Suudi Arabistan’a, Suriye’ye ve Irak’a karşı yaptığı mücadeleleri kazanmış, iç karışıklıklar ve ihtilaller çıkararak, içlerinden terör örgütleri kurdurarak, iç karışıklıklar çıkararak onları içeride meşgul etmiş ve onları kendilerine itaat etmeye ve anlaşmaya zorlamışlardır.

ABD’nin ve İngiltere’nin de desteğiyle bu ülkelerin hepsini dize getirmesini başarabilmiştir. Daha sonra ise karşısına çıkmış olan bu ülkeleri, sırasıyla İran-Irak savaşı, sonra Irak’ın Kuveyti işgali ve yine batılıların zorlaması ile geri çekilmesi ile başlatılan ve Suriye ve diğer ülkeleri parçala böl taktiği ile birbirlerine düşman edip, en son kendisine direnen bu ülkeleri parçalamışlardır.

İsrail İstihbarat Bakanı Suudi gazetesi Elaf’a verdiği demecinde, Suudi veliahtını ülkesine davet ederken, İran’a, Suriye’ye ve Lübnan’a da tehditler savurdu. İran’ın Lübnan’da silah fabrikasını inşa ettiğini, gelişmiş füze tesisleri kurduğunu iddia edip, bunları vurmakla tehdit etmiştir.

İsrail Dış İşleri Bakanı; 2006’daki Lübnan saldırısı bugün yapabileceklerimizin yanında piknik gibi kalır. Lübnan’ı taş devrine geri döndereceğiz dedi. İrak’ı ve Suriye’yi emsal göstererek nasıl perişan ettiğini ve insanları nasıl mülteci durumuna getirdiğini ve nasıl perişan ettiğini açıkça ilan etmiş oldu. Her zulmün bir sonu mutlaka vardır. O zaman İsrail’in de bu yaptığı zulümlerden dolayı mutlaka hesabını vermesi çok yakındır. Daha önce yaptığı zulümler, İslam İşbirliği Teşkilat’nın kurulmasına vesile olduğu gibi, en son ahmak bunak Trump’ın yapmış olduğu bu gaddar ve acımasız hareketi de, İslam dünyasını yeniden br raya getirecek bir tetikleme ve bir uyanışın başlangıcı olacaktır.

Kudüs’e karşı yapmış olduğu münasebetsiz fitne dolu hareketi ile Türkiye Cumhuriyeti ve İslam dünyasına karşı, kendisi alta düşmüş ve mağlup olacak bir yola girmiştir. Ayrıca Hristiyan da, yani BM’yi de karşısına almıştır. Venezuela başkanı MADURA’dan, Kuzey Kore Başkanı Kim Yong’a kadar düşman cephesini genişletmiştir. Bazen bir şer, bir hayrı netice verir. Şahinin serçeye musallat olması, serçenin uçmasını inkişaf ettirir. Bu zulümdür ve bu baskılar, islam dünyasını mutlaka harekete geçirecektir inşallah.

1948 yılında İsrail’in kurulmasında itibaren nokta kadar İsrail, topraklarını 100 kat büyüterek, hakimiyetini artırmış, dünyaya meydan okur hale gelmiş, zalim, merhametsiz bu küçük ülkenin elinden maalesef Kudüs kurtarılamamıştır.

Buna engel olamayan İslam Coğrafyası, mekke ve medine’nin geleceğinden de hatta uzak bir ihtimal de olsa İstanbul’un geleceğinden de endişe etmeliler. İslam dünyasının kalbi ve ruhu durumunda olan Mekke ve Medine’ni sorumluluğunu, ABD ile işbirliği yapan Suudi Arabistan’a ve onun her dediğini yapan, açıkça darbe yaptığı ve değiştirdiği işbirlikçi şımaraık ve hain veliaht Selman ve ailesinin ve Mısırlı Firavun evladı Sisi’nin eline bırakılmamalı ve bugün onların korumasına terk edilmiş bir konumda görünmektedir.

K3abe İmam-ı Sudeys’in şu sözlerini de ibretle düşünüp tekrar hatırlamakta fayda var; (El Hamidullah, ABD ile Biz Dünya’yı birlikte yönetiyoruz. (Kaynak: Nurettin veren)

Artık İslam Âlemin’in kalbi ve ruhu olan Mekke, Medine’nin statüsünün belirlenme zamanı çoktan gelmiştir. Kudüs’ün geleceği iyi tahlil edilip bundan dersler çıkarılmalıdır.

İslam Ülkeleri arasında ortak bir heyet tarafından korunmalı ve yönetilmelidir.

Fi Emanillah!...

Bu yazı toplam 2759 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.