1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Mutsuzluğa Programlanmış Hayatlar
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Mutsuzluğa Programlanmış Hayatlar

A+A-
Biz yazarların sermayesi bir yandan çeşitli konularda kalplerimizde çoğalan hissiyat iken diğer yandan da içinde yaşadığımız toplumdan edindiğimiz izlenimlerdir. Çoğu kez ikincisi birincisine de asıl kaynak teşkil eder. Bugün de sizlerle çok önemli olduğunu düşündüğüm izlenimlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Sokakta, işyerlerinde, alışveriş mekânlarında, hatta evlerimizde, yani hayatı başkaları ile paylaştığımız her ortamda insanların yüzlerine bir bakın. Mütebessim bir çehreye rastlamak mümkün değilken, etrafına huzur ve güven veren, sadece varlığından bile huzur duyabildiğimiz insanların sayısı ne kadar da az değil mi? Herkesin yüzünden endişe, hüzün, mutsuzluk veya umutsuzluk akıyor adeta. Sanki gece yatarken saatlerimizi mutsuzluğa ve umutsuzluğa kurmuş gibiyiz. Sabah rutin telaşlara uyanıyor, günlük ritüelleri yerine getiriyor, bize hayat diye dayatılan hengâme içerisinde gün boyu boğuluyor, akşam yine her birimizi mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükleyen, sistematik depresyon makinesi TV haberlerinin yaydığı, radyasyondan yüzlerce kat daha zehirli olumsuz haberlerle beynimiz doldurulup, huzurumuz iğfal ediliyor, daha sonra da yine TV dizileri aracılığıyla fıtratımıza aykırı ne varsa ruhlarımıza zerk ediliyor ve ruhumuz bedenimizden çok daha fazla yorgun ve travmaya uğramış halde ertesi günkü mutsuzluğumuza uyanmak üzere yatıp uyuyoruz. Gece mi uyuyoruz daha çok, gündüz mü uyuyor veya uyutuluyoruz belli değil…

Herkeste bir karamsarlık, herkeste bir gerginlik haliyle ve her birimiz her an her türlü olumsuzluğa reseptörlerimiz açık biçimde, patlamaya hazır, pimi çekilmiş bombalar gibi dolaşıyoruz yeryüzünde. En ufak bir kıvılcımda patlıyor, çevremizi kırıyor, üzüyor ve incitiyoruz; Allah yarattı bu kalpleri demeden, kalplerin gerçek sahibini inciteceğimizi hiç mi hiç düşünmeden. Bir de potansiyel korkularımız, vehimlerimiz, endişe ve tedirginliklerimizle hayatı hem kendimize hem de çevremizdekilere yaşanmaz hale getiriyoruz farkında olmadan. Sevgisizlik, sabırsızlık ve şükürsüzlüğün kuşattığı küçücük dünyalarımızda mutlu olamamak ve mutlu edememek endişeleri, Allah’a olan tevekkül ve sabrın yerini çoktan almış durumda…

Halbuki her şeyimiz var şükretmesini bilen için, halbuki Allah bizimle beraber olacağını müjdeliyor Kerim Kitabında sabrettiğimiz takdirde, halbuki “kalplerimizin ancak Zat-ı Âlâ’sını zikretmekle huzura ereceğini” bildiriyor ve gerçek huzurun kaynağına sevk ediyor akıl ve iman sahiplerini. Ben sizin dostunuzum, velinizim, yardımcınızım, Mevlâ’nızım, benden isteyin huzuru, mutluluğu ve her şeyi, benim size öğrettiğim kelimelerle diye, ruhlarımıza inşirah vaat ediyor her fırsatta. Bizlerin bu müjdelere dizilerin reklam arası ibadetlerimizle, maçların devre aralarında aradan çıkaralım dediğimiz namazlarımız ve alelacele edilen ezberlenmiş dualarımızla ulaşmamız da pek mümkün görünmüyor. Kaynağından beslenmeyen ruhlarımız susuz kalmış sahralarda. İşte tam da bu yüzden yoğun bir özgüven eksikliği ile birlikte mutsuzluk ve umutsuzluk sarmış her yanımızı. Her işinde Allah’a sığınıp, güvenmeyen tevekkülsüz insanoğlu nasıl kendine güvenebilir ki zaten. Sadece kendini ve toplumu kandırır, öyleymiş gibi davranarak.

Sözün özü makamında derim ki; eğer mutlu olmak ve mutlu etmek, karamsarlık ve umutsuzluk deryalarından felaha çıkmak istiyorsak; etrafımıza örülen bu duvarları yıkmak, bize dayatılan değil, bize tavsiye edilen hayatları en güzel Misâl’in (sav) hayatını örnek alarak yaşamaya çalışmak, Âlemlerin Rabbi’ne her hâl ve kârda iltica etmek, Allah’ın (cc) anılmasına ayıracağımız zamanları bizatihi kendi ruhlarımıza ayırdığımızın bilincine ulaşmak gerekiyor. Hızla geçip giden ve insanlığımızı öğüten bu acımasız zamanın içerisinde bundan başka bir çıkış yolu göremiyorum…



 
Bu yazı toplam 86 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.