1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. Öğretmenlere Selam Olsun!
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

Öğretmenlere Selam Olsun!

A+A-
24 Kasım Öğretmenler Günü ile ilgili yazı yazmak mı?
Elbette yazı yazabilirim. Ancak, öğretmenleri anmak yalnız 24 Kasım gününe has bir davranış olmamalıdır. Öyle değil mi?
En kıymetlimizi geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizi yılın sadece bir günü değil 365 gününü düşünmek ve donatmak zorunda değil miyiz?
Öyle ki telafisi mümkün olmayan gelecek ile ilgili fırsat ve ruhsatları hazırlayan öğretmenleri hala dünyalıklarla uğraşmak durumunda bırakıyoruz.
Hala atanması, maaşı şusu busu ile savaşan öğretmenler öğrencilerini sağlıklı bir şekilde yetiştirmesi mümkün müdür?
Maddi olarak rahat olmayan öğretmen ne kadar üretken olacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk;

“ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR.”

Diyerek öğretmenliğin ne kadar büyük sorumluluk yüklendiğini ifade etmektedir.
Atatürk’e BAŞÖĞRETMEN olarak en büyük unvan verilmiştir.
Başöğretmen Atatürk öğretmenlerin İstiklal Savaşında katkılarını he fırsatta dile getirmiştir.
Türk Milletini çağdaş medeniyet seviyesine yükseltecek taşıyacak olan ancak ve ancak öğretmenler olduğunu dile getirmektedir.
Buradan Atatürk’ün 100. doğum yılı olan 1981 yılında 24 Kasımı Öğretmenler Günü ilan etmeleri hem Atatürk’e hem de geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlere kadirşinaslıktır, vefadır.
Öğretmen sevgi dağıtır. Her halükarda öğrencilerini aydınlatır.
Doğruyu gösterir, doğruluğa yöneltir.
Bilgili olmamızı sağlar.
Hanyayı Konya’yı ilk öğretmenimizden öğreniriz.
Öğretmen her alanda yenilikleri sunar.
Beceri ve yeteneklerimizi tespit ederek gelişmesi için çalışır.
Bizleri geleceğe hazırlar.
Başka deyişle analarımız bizi doğurur, öğretmenler ise yetiştirir.
Yarınların elinden sağlam tutmamıza vesile olur.
Böylesi kutsi görev yüklenen öğretmenlerimizi saygı, sevgi hürmetle selamlıyorum.
Sultan Abdülhamit Han ile Yavuz Sultan Selim Han’ın türbedarı arasında geçen olayı paylaşıyorum.
Sultan II. Abdülhamit Han zamanında Yavuz Sultan Selim’in türbedarının hanımı gebe kalır ve bir gün canı kiraz çeker. Ve kocasına der ki:

- ” Canım çok kiraz çekti bana bir kilo kiraz alda gel.” Adam çarşıda köşe bucak kiraz aramaya koyulur. Kiraz var ama çok pahalıdır. Bir türlü parasını toplayıp kiraz parasını bir araya getiremez. Döner dolaşır türbeye gelir. Kabir’in yanı başında oturur ve sandukaya vurur. Der ki :

— Ey büyük İslam padişahı, cihan şahı, onca senedir hizmetini görürüm ama bir himmetini görmedim” diyerek sandukaya dokundurur elini.
Daha sonra evine gider ve karısına alamadığını söyler karısı biraz üzülür haliyle. Ertesi sabah kapıya iki asker gelir ve faytonu göstererek “Sultan Hazretleri seni huzura bekler, hemen çağırır” derler. Adam bir an tereddüt eder içinden. Emri tebliğ eden asker fazla sabırlı değildir.

— Efendi ne durursun, Sultanın emrini tebliğ ederim sana! Türbedar bakar ki ağırdan almanın zararı olacak… Çaresiz faytona atlar, doğruca sarayın avlusuna giderler. Nöbetçiler girer
çıkar, hemen huzura alırlar türbedarı. Sultan Abdülhamit Han, türbedarı tepeden aşağı bir süzer. Sonra, kelimelere basa basa fakat yumuşak bir eda ile sorar:

- Ceddim Yavuz Sultan Selim Han’ın türbedarı sen misin?
Adam güçlükle cevap verir:

- Evet Sultanım!

- Söyle bakalım dün türbede neler oldu?

- Derdin nedir?

- Bir meselen olmalı?

Bir anda zihninden bir sürü şey geçer. Acaba Sultan neyi sormak istiyor.

- Neyi kast ediyor?

- Hangi derdimi soruyor? Şaşkın ve ürkek bir eda ile:
- Sultanım bir şeyler olmadı, bir derdim de yoktur, sağlığınıza duacıyım.

Abdülhamit Han, hem sesini yükseltir hem de sertleştirir.
- Türbedar efendi! Sana söylerim. Dün türbede neler oldu, meselen nedir, açık söyle! Bir şeyler hisseder gibi oldu ama söylemeye cesaret gerek. İster istemez hadiseyi anlatır:

—Sultanım zevcem hamile. Benden kiraz istedi. Çok pahalı olduğu için alamadım. Bunun için de velinimetim Sultan Selim Han’ın sandukasına dokundum : “Bir himmetini görmedim.” dedim.
Ortalığı bir sessizlik kaplar. İki tarafta da derin tefekkür. Neden sonra daldığı âlemden çıkan Abdülhamit Han, söylenmeye başlar:

--- Sen orda dedemin sandukasına vurdun, o da burada sabaha kadar benim başıma vurdu. Al şu bir kese altını, bir daha da böyle şeyler için dedemi rahatsız etme, doğruca bana gel! Bundan sonra emir subayına dönen Abdülhamit Han;

--- Selim Han’ın türbedarının maaşı iki misline çıkarılsın, sıkıntıdan kurtulsun. Bir derdi olunca da hemen bana gelmesine izin verilsin.
 
Bu yazı toplam 49 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.