1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Okçulukta: Menzil Taşları
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Okçulukta: Menzil Taşları

A+A-

“Menzil taşları” diğer bir deyişle “nişan taşları” eski Türk okçuluğunda uzun mesafe atışında rekor kıran okçunun anısına, okun düştüğü yere dikilen, üzerinde atıcının adı ve tarih yazılı olan anıt taşıdır.Ok atan kişiye ise “kemankeş” denilmektedir.

            İstanbul'da özellikle ok meydanı ve şişli dolaylarında eskiden çok sayıda menzil taşı vardı. Fatih’in İstanbul kuşatmasında otağını kurduğu yer olarak söylenen ok meydanında çoğunluğu silindirik, boyları 1.5metre’den 7 metre’ye kadar değişen mermer abideler bulunmaktadır. Silindirik form dışında burmalı, kanatlı, çokgen, üste doğru daralan kare kesitli veya kare biçimli taşlar da vardır. Sultanlar için dikilenler ise 6-7 metre yüksekliğine sahip ve iki cephesi yazılı olan görkemli taşlardır. 2.Bayezid döneminde burada bir de “Okçular Tekkesi” kurulmuştur. Bu kuruluşun ardından okçuluk burada gerçek bir spor dalı halinde büyük bir gelişme gösterirken kemankeşler bu meydanda yay gerip ok savurmuşlardı. Meydanın da, tekkenin de kendine özgü birtakım töreleri, kuralları vardı.

            Okçulukta Padişah bile istese oku eline alıp gelişigüzel bir atış yapamazdı. Kabza almak yani ok meydanlarında ok atabilme hakkına sahip olmak için uzun süren bir eğitim ve terbiyeden geçmek gerekirdi. Kabzayı veren, okçuların piri, şeyhi ya da menzil sahibi bir kemankeş olmalıydı. Acemi okçunun, hakiki yayı eline alabilmek ve ok atabilmek için önce eline kepaze alması gerekirdi. Yeni başlayanlar “kepade” ya da “kepaze” denilen yumuşak bir yayı günde 50’den başlayıp 500’e kadar çekip bırakırdı. Bıkmadan, usanmadan ve sabırla. Sonraki aylarda, yine ucu lastik toplarla kapatılmış oklar kullanılarak talim atışları yapılırdı. Otuz gün boyunca, sabah 150 defa, akşam 150 defa. Vücut ve zihin yayı germeye ve oku sarsmadan atmaya iyice alışana değin. Çünkü; okta, kuvvet kullanarak en ileri atmaktan çok hedefi vurmak önemlidir. Şahitler huzurunda diz çökerek şeyhin önüne gelen kemankeş, yayı ve şeyhin elini öper. Şeyh de kabzayı onun sol eline bırakır ve kulağına kemankeşlik sırrını fısıldardı. Sultanlar ve vezirlerin kabza törenleri biraz daha farklı olmakla birlikte, onlar da diğer acemiler gibi idmanlara devam etmek, meydanda 900 gez’den (1 gez: 66 santimetre) daha aşırı mesafeye oklarını fırlatmak zorundaydılar. Onlar da kabza almak için bir üstat seçerdi. Bir kemankeş için en büyük hedef, başka okçuların menzillerini geçip kendi adına bir menzil taşı diktirmekti. Tabi menzilden fazla sapmadan. Okun nişan taşından düşebileceği uzaklık 30 gezdi (17. yüzyıldan sonra 40 gez). Kemankeş her atışta “Ya Hak!” diye bağırırdı. Bu sesi duyan havacılar, yani oku havada izleyip konacağı yere koşanlar böylelikle atışın yapıldığını anlarlardı. Ok nişan taşına yakın düşmüşse, bu havacılar ucuna taş bağlı bir tülbenti havaya atıp tülbent ederlerdi. Menzil alınmışsa yani eski bir menzil geçilmiş ise kavuklarını havaya atarlar yani destar bozarlardı. Ve sonra çağrılan ayak şahitleri (atışın yapıldığı taşın başında bekleyenler) “Oku yolunca attı, sarık bozulduğunu gördük” der, hava şahitleri “Oku buraya düştü, konduğunu gördük” derlerdi. Kabul edilince de “Pehlivan, söz yok, atmışsın” denirdi. Böylelikle ok’un düştüğü o yere kemankeşin başarısını anlatan bir menzil taşı dikilirdi.

            Günümüzde hızlı kentleşmeyle birlikte tahrip edilmekte olan menzil taşlarının sayısı çok azalmıştır. Büyük bir titizlikle belgelenen menzil taşlarının bugün ne yazık ki sadece yüz otuz iki tanesi bilinmektedir.

 

Bu yazı toplam 631 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar