1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Ölümü Bir de Şöyle Düşünelim
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölümü Bir de Şöyle Düşünelim

A+A-
Çok önemli gerçekler, çok önemli uyarılar fazla tekrarlanınca adeta yiv atmış gibi bu ihtarların insan üzerindeki etkisinin azaldığını görürüz. Mesela büyük bir deprem olduğunda bu deprem haberini duyan, yıkılan binaları, ölen insanları ilk gören insanların olaya tepkisi ile, 5-10 gün sonraki tepkileri arasında büyük bir fark vardır. Bu nedenle insanlar için çok önemli olan konularla ilgili uyarıları, nasihatleri aynı tip ve tarzda çok sık yaptığımız zaman etkisinin azaldığını hatta kaybolduğunu görürüz. Bu sebepten dolayı çok önemli uyarıları, çok önemli nasihatleri değişik şekillerle ve metotlarla vermeliyiz ki laf yiv atmasın, nasihate muhatap olan akıl, gönül çürük tahtaya dönüp üzerine çakılan nasihat çivisini, tutamaz hale gelmesin.
İnsanın bu dünyadaki en büyük kazancı cenneti elde etmek değil mi? Cenneti kazanması için de Allah'ı, peygamberi, Kur’an’ı, İslam’ı tanıması ve onların öğretilerine göre bir hayat yaşaması lazım değil mi? Evet, aynen öyle. İnsanın bu neticeyi elde etmesi için en sık düşünmesi gereken şeylerden biride ölüm gerçeği değil mi? Evet öyle. Fakat Ölümle ilgili uyarılar, hep aynı tarzda yapıldığından mıdır nedir sanki lafların yivi atmış, adeta akıl ve gönül tahtamız çürümüş gibi tesir etmiyor. O zaman başka bir yol başka bir metot denemeli değil miyiz?
Ölümün ahrette getireceği sonuçları yani eceli, mezarı, berzahı, kıyameti, mizanı, sıratı, cenneti, cehennemi, rızayı çok duyan fakat materyalist yaşantının ve eğitimin etkisi ile mücerret düşünme yeteneğinden epeyce uzaklaşan günümüz insanına daha müşahhas daha görünür şeylerden bahsetmek daha faydalı sonuçlar husule getirecektir. Ölümle gözüyle görmediği cehennem azabı yerine bu dünyada kaybedeceklerini anlatmak onu daha fazla etkileyecektir gibi geliyor bana.
Ölümü şöyle anlatsak insanlar nasıl etkilenir acaba? Ölüm şu demektir: Sana ait sandığın her şey seni terk edecek. Sana ait sandığın ve emrini sürekli dinleyen başta kendi organların olmak üzere hiçbir şey ve hiçbir kimse seni dinlemeyecek. Sen ölünce uğruna ömrünü harcadığın evinden seni çıkaracaklar. Hem de çırılçıplak. Elbiselerini soyacaklar. Yatağından kaldırıp götürecekler. Durun demek isteyeceksin dilin konuşmayacak. Direnmek isteyeceksin lakin o güçlü kolların, o güçlü ayakların seni kaldırıp götürenlere senin elbiselerini çıkaranlara karşı hiçbir direnç göstermeyecek.
Seni bir battaniye içinde sıcacık yuvandan, sevgili eşinden, yiğit oğullarından, nazlı kızlarından, vefalı akrabalarından, kıymetli dostlarından ayırıp yıkanmak ve tabuta konulmak üzere götürürlerken, ne kazandığın paraların, ne ömrünü uğruna harcadığın eşinin, ne “geleceklerini garanti altına almak için” hayatını harcadığın çocuklarının buna engel olmadığını, olamadığını görüp ,”eyvah” diyeceksin.
Başını kaldırıp baktığın da gündüzleri bazen bembeyaz bulutlarla, bazen sonsuz, mavi derinliklerle kaplı, geceleri milyonlarca yıldızlarla gönüllere fenerlik yapan gökyüzünü bir daha göremeyeceksin. Rengârenk çiçekleri, reyhanı andıran kokular üreten gülleri, cıvıldayan kuşları, çölleri, denizleri, ormanları bir daha seyredemeyeceksin. Gözün yerinde duruyor olacak ama ona görme emrini veren ruh/can bedeni terk ettiği için göz işlevini yitirmiş olacak.
Kendisi ile yolları arşınladığın, dağlara tırmandığın, ovalarda yürüdüğün, canının her istediği yere gittiğin ayakların yerinde duracak ama seni dinlemeyecek. Seni omuzlayıp “sadece beyaz kefenlilerin alındığı, bekçilerinin yılan çıyan olduğu, bir metrelik ışıksız, havasız, ekmeksiz, susuz saraya “bir tabut içinde omuzlarda götürülürken , “durun gitmek istemiyorum diyeceksin dinlemeyecekler. Elini, ayağını, bedenini kullanarak tabuttan çıkmak istesen hiçbir organın seni dinlemediği için başarısız olacaksın.
Evin, araban, paran, tarlan, malın, mülkün, elbisen ayakkabın, mobilyan, halın..Hiç biri senin değildir artık. Anadan, yardan, oğuldan kızdan, gelinden damattan, torundan akrabadan, eşten dosttan, konudan komşudan, dayıdan emmiden, teyzeden haladan… Hasılı dünya ve onun içindeki her şeyden uzaklaşıp yapayalnız, sadece amellerinle önce mezara, oradan berzaha, oradan mahşere, oradan mizana, oradan sırata oradan da ya (inşallah ) cennete, ya da (maazallah) Cehenneme gideceksin. İşte, kısaca Ölüm ve ötesi bu.
 
Bu yazı toplam 45 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum