1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. ÖNEMLİ OLAN GÜNAHLARIN İÇİNDE KENDİNİ MUHAFAZA ETMEK
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

ÖNEMLİ OLAN GÜNAHLARIN İÇİNDE KENDİNİ MUHAFAZA ETMEK

A+A-

Bir zamanlar iki kardeş vardı. Biri köyde çobanlık yapmayı tercih ederek diyordu ki: Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. İyisi mi, ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım.

Diğeri ise şehre gitti. Bir mahallede küçük bir tamir kulübesi açıp başladı ayakkabı tamirine.

Çoban dağda koyunları, keçileri otlatıyor, hiçbir namazını kaçırmıyor, hiçbir şekilde de namahreme nazar etmiyordu. Bütün gün ormanın sessizliği içinde zikirle, fikirle, şükürle yaşayıp gidiyordu. Bu sebeple de manen bir hayli ilerledi, kerametlere mazhar oldu.

Düşünüyordu ki, kardeşi şehirde bir sürü günah ve nâmahreme nazar ile manen sukût ediyor…

Bir ara ona acıyarak ziyaretinde bulunmayı düşündü. Otlattığı koyunlarından bir miktar süt sağıp bir bez torbaya doldurarak ağzını bağlayıp şehrin yolunu tuttu.

Sora sora bir mahalledeki eskici kulübesinde kardeşini buldu.

Torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asıp oturarak hal hatır sormaya başladı. Bu sırada bir hanım geldi, ayakkabısını çıkarıp topuğunu gösterdi. Kardeşi baktı. Tamir edebileceğini söyledi. Hanım çıplak ayakla beklemeye başladı. Kadın az sonra ayakkabısını giyip giderken ormanda görmediğini gören çobanın zihnindeki temizlik de gitmeye yöneldi. İşte o sırada yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. Başlarını kaldırıp yukarıya baktıklarında bunun süt damlası olduğunu anladılar. Meğer o anda torbadaki süt de damlamaya başlamış.

Ayakkabı tamircisi kardeş şöyle bir baktı ve söylendi:

– İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay şey. Bütün mesele işte bu insanların içinde veli olabilmekte. Anladın mı şimdi farkı? Çoban başını sallayarak cevap verdi:

– Sen haklısın şehirli kardeşim. Demek senin manen yükselmene mani bu gibi manzaralar. Bunun için düşüş var sende.

Ayakkabı tamircisi cevap verdi: – Nereden bildin bende düşüş olduğunu? – Baksana, bir anda düştüm senin yanında. Sen ise her gün bunlarla yüz yüze, göz gözesin. Düşmemen mümkün mü?

Ayakkabı tamircisi cevap verdi: – İşte ben de onu söylüyorum sana. Asıl mesele bunların içinde kendini muhafaza etmektedir. Rabb’ime şükürler olsun ben kendimi şimdiye kadar muhafaza ettim, bundan sonra da muhafaza ederim, inşaallah.

Çoban buna itiraz etti. – Beni bir anda makamımdan düşüren manzara seni her gün neden düşürmesin? Sen çoktan düşmüşsün de haberin bile yok.

Ayakkabı tamircisi buna bir cevap vermek istiyordu. Bunun için şehadet parmağını ağzına götürüp dilinin ucuyla ıslattıktan sonra doğruca torbanın süt akan yerine Bismillah diyerek bastırdı. Bir de baktılar ki, şıp şıp diye akan süt anında kesildi.

Birbirlerine bakıştılar. Bir anlık sessizliği yine çobanın feryadı bozdu. Kucakladığı kardeşine şöyle diyordu:

– Sen haklıymışsın şehirli kardeşim! Asıl mesele, dağ başına kaçmak değil, insanlar içine girmek, onların arasında durumunu muhafaza etmekmiş.

Siz ne dersiniz bu olaya? Dağ başına mı gitmeli, yoksa şehir içinde mi muhafaza olmalı?

VAKTİ SAATİ GELİNCE OLUR

Müslümanlardan birinin yahûdî bir ortağı vardı. Ortağını ne kadar İslam’a davet etti ise de, Müslümanlığı kabul etmedi. Hattâ bu ortağına; “Eğer müslüman olursan, malımın üçte birini sana veririm.” dedi. Yahudi yine kabul etmedi.

O Müslüman başka bir gün “Eğer Müslüman olursan, malımın yarısını sana veririm.” demesine rağmen yine kabûl etmedi.

Müslüman tüccar bir süre sonra; “Eğer müslüman olursan, malımın üçte ikisini sana veririm.” dedi. Yahûdî yine kabûl etmedi.

Müslüman tüccar artık ortağının Müslüman olmasından ümidini iyice kesmişti. O Müslüman, bir gün Ebû Saîd Mîhenî’nin dergâhının yanından geçiyordu. Yahûdî ortağı da yanında idi. Bu sırada dergâha girdi. Ebû Saîd Mîhenî bu sırada sohbet ediyordu. Yahudi ortağı da kendi kendine; “Ben de mescide gireyim, bir dinleyeyim, bakalım neler anlatıyor. Onun halk arasında kabul görmesinin sebebi nedir bir göreyim? Diye düşündü.  Yahûdî olduğuma dair üzerimde her hangi bir işaret olmadığı için beni nasıl olsa tanımaz.” dedi. Yahûdî, gizlenerek mescide girdi. Bir direğin arkasına oturdu. Ebû Saîd Mîhenî sohbet sırasında bir ara Yahudi’nin arkasında oturduğu direğe doğru dönerek;

“Ey yahûdî! Direğin arkasında ne kadar kendini gizlemeye çalışsan da gizlenemezsin.” dedi.

Yahûdî gayri ihtiyârî ayağa kalktı. Ebû Saîd Mîhenî’nin yanına vardı. Ebû Saîd hazretleri ona Müslüman olmasını söyleyince, bu dâveti kabul edip, Müslüman oldu.

Ebû Saîd hazretleri ona; “Şimdi ortağının yanına git. Sana Müslümanlığı öğretsin. İşler vakti zamanı gelince olur. Ondan önce olmaz. Zamanı gelince Müslüman olmak için malın üçte birine, yarısına ve üçte ikisini vermeye hacet kalmaz.” buyurdular.

Bu yazı toplam 807 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar