1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Önüm Yeşil Ardım Mavi Veya…
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Önüm Yeşil Ardım Mavi Veya…

A+A-

Veya tersinden söyleyeyim önüm mavi ardım yeşil. Bu iki güzel rengin egemen olduğu, diğer renklerin pek hâkimiyet alanı bulamadığı, sadece biraz sarı rengin ara sıra baş gösterdiği,  ülkemizin önemli bir bölümünün kış havasına girdiği günlerde adeta yazın yaşandığı bir coğrafyada yazıyorum bu satırları.

Çok güzel bir ülkemiz var. Elbette Rabbimin yarattığı her şey ve her yer güzel, lakin bizim vatanımız bir başka güzel. ! Bir başkadan kastım şu (herkesin vatanı herkese güzel. Altın kafese konan bülbül misalini hatırlatıyorum bu mevzuda)  4 mevsimin ayrı ayrı yaşanabildiği kaç ülke var dünyada, bizim vatanımız bunlardan biri. Yaz mevsiminde,  kıyılarda sıcak bir şehirde yaşıyorsanız üzülmeye gerek yok. Çaresiz değilsiniz çünkü.  Toroslar, Uludağ,  kaz dağları, Erciyes, Ağrı dağı ve yüzlerce dağ yüzlerce yayla sizi bekliyor. Kışın soğuk bir memlekette, mesela Erzurum’da,  mesela Konya’da, mesela Karsta… Yaşıyorsanız ne gam!  Atlayın bir uçağa veya otobüse veya hızlı trene veya kendi arabanıza… İnin Ak Denize,  Ege sahillerine. Millet, “ donduk, üşüdük” derken siz tişörtle veya kısa kollu gömlekle tur atın portakal bahçelerinin kenarlarında veya bomboş kalmış o güzelim plajlarda. Çünkü sizden başkası pek olmaz bu mevsimde bu mekânlarda.  Milletimizin büyük çoğunluğu atalar kültürüne inat yazın çokça geliyor buralara,  kışın gidiyorlar asıl memleketlerine.  Oysa tersini yaparlardı atalarımız, sıcak mekânlara, kıyılara KIŞLIK derler ve oralarda geçirirlerdi kış aylarını; Soğuk, serin, yüksek dağlara, yaylalara yazlık derlerdi ve yaz aylarını buralarda yaşarlardı. (darısı bizim nesle)

Bende atalar kültürüne uyarak kışı yaşıyorum Dörtyol’da. Bu güzel diyarda Portakal, mandalina bahçelerinin kenarlarında, palmiye ağaçlarının altında yürürken,  yeşil ağaçların içinden baş gösteren sarı portakallar, sarı limonlar ve sarı mandalinalarla selamlaşıyorum. Gözüm onlarda iken burnumda incir ağaçlarının o özgün kokuları en nadide danslarını yapıyorlar. Doyasıya çekiyorum Akdeniz meyvelerinin ve çiçeklerinin kokusunu içime.

Sırtını yemyeşil ormanlarla kaplı meşhur Anamos dağlarına dayayan, ayaklarını tertemiz sımsıcak Akdeniz sularına uzatan bu güzel, bu kahraman şehir(kahraman çünkü

Son yıllarda yapılan araştırmalarda,  Milli Mücadele'de düşmana karşı  sıkılan ''İlk Kurşun'un,(İzmir'in 15 Mayıs 1919'daki Yunanlılara sıktığı ilk kurşundan 5 ay önce) Dörtyol'da 19 Aralık 1918'de Mehmet Çavuş (Mehmet KARA) tarafından atıldığı ortaya çıkmıştır.    ) çarşı merkezi hariç betona henüz teslim etmemiş kendini. (bundan sonrada etmez inşallah)   Antakya ile Adana arasında bir dinginlik durağı gibi duran şehrin ana caddesinde yürürken en dikkat çeken manzara Albayrağ’ımızla Gök Bayrağımızın yanana nazlı nazlı dalgalanmaları oluyor. Çok büyük ebatlarda biçilmiş ve büyük cadde üzerindeki karşılıklı yüksek binalar üzerine asılan bu bayraklar şehrin ruh yapısını da ortaya koyuyor. Dikkat çeken bir başka manzara ise şehirdeki camilerin büyüklüğü. İnşallah bu ulu camiler, camilerin ana ruhunu teşkil eden cemaatle de doluyordur.

Birkaç günlük Dörtyol izlenimler şimdilik bunlar. Bir şehri tanımak sadece dış görünüşle olmaz tabi ki. İnsanları, kültürleri,  onların komşuluk ahlaklarını, ticari ahlaklarını,  siyasi ahlaklarını bilmeden yapılacak değerlendirme elbette eksik olur. Medeniyet dediğimiz şeyde zaten budur. Yani insanların günlük hayatlarında birbirlerinin haklarına isteyerek riayet etmeleridir. Bir toplum, kanun zoru olmadan, hiçbir baskı görmeden hakka, hukuka riayet ediyorsa medenidir.            

 

Bu yazı toplam 679 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.