1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Operasyonların Süreci Ve Perde Arkası
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Operasyonların Süreci Ve Perde Arkası

A+A-
Hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün sıkıntılı uzun olması değil, iyi olması önemlidir. Bugünde ülkemizde yarınlar için öykü hazırlanmaktadır. Ancak öykü sıkıntılı bir süreçten geçmektedir. İyi mi olur, kötü mü olur bunu da zaman gösterecektir.
Türkiye’de ortalık karışık. Her şey bir birinin içine girmiş durumda. Sıkıntılı olanlar var, pişkinler var. Kayıtlar, kasetler var ama olup bitenlerden sonra, bitenlerden diyorum ama, daha henüz bu küçük bir esinti gibi görülüyor. Kasırga, fırtına ileri de kopacak gibi ama, bunların önünün kesilmesi için de tedbirler (!) alınıyor. Kanunlar, genelgeler yayınlanmaktadır.Genelgeler iptal ediliyor. Kısmen de olsa bazı yerler için basına sansür getirildi. Şimdi halk en çok şu soruyu soruyor?
Olanları, operasyonları kim ya da kimlerin yönettiği, yönlendirdiği !.. Kimisi bilerek, kimisi duyduklarıyla atıp- savuruyor. Aslında senaryo bugün değil, bundan bir süre önce hazırlanmış, bugün sahneye konmuştur. Ancak olmayan, yaşanmayan bir şey de sahneye konulamaz. Konulsa da pek tutmaz, hayal ürünü olur. Burada ise ortaya çıkanlara bakılırsa hayal değil, gerçekler vardır.
Taraf olmadan yazmayı yeğliyorum. Yani tarafsızlık içinde bildiklerimi aktarmak istesem de, aslında tarafsız olmakta bir taraf olmaktır. Onun için diyorum ki, ben doğrudan, temizden yanayım ve bu çerçevede kalmak istiyorum. Allah herkesi iftiradan, komplolardan esirgesin.
Siyasi görüşe, dini görüşe, etnik kimliğe, unvana, makama, paraya, akla, mantığa, bilgiye göre olayları değerlendirir, kişiler hakkında kanaat sahibi oluruz. Yine görünen veya görünmeyen işleyişine göre de bakışımız değişken olabilir.

Kafamızı kuma sokmanın artık bir anlamı da, faydası da yoktur. Operasyon faaliyeti; bir projenin, bir işin sahaya yansıtılması yani uygulanmasıdır. Yıllardır her gün bir konuda soruşturma, araştırma, inceleme, yargılama süreci yaşanıyor. Bir ad veriliyor, bir gerekçe konuyor ve amaç içinde bir şey deniyor. Hatırlayınız, daha yeni yaşanan operasyonların adlarını, İçeriye alınanlar, tutuklananlar, salıverilenler, suçlu- suçsuz belli değil…
Ancak sonuçta, yönetimde perde arkası halktan gizlenmeye devam ediyor. Kamuoyu meşgul edilmeye, muhalifler, muhalif olma potansiyeli olanlar tasfiye edilmeye, itibarsızlaştırılmaya, etkisizleştirilmeye devam ediyor.
Ama nedense; Türkiye’de olan bütün hukuk dışı uygulamaların sorumlusu belli kesimler görülürken, bu ülkede yabancı operasyonları yokmuş gibi hareket ediliyor.

Bir dönem Kontrgerilla, Gladio gündemde iken bugünlerde olan bitenlerde bu kavramlar gündeme getirilmiyor. Kimse de bunu sorgulamıyor. En son 28 Şubat süreci hariç.

Peki ama neden?
Türk Milleti’nin yüzyıllar boyunca engin hoşgörüsü ile huzur ve güven içinde bir arada yaşayan halklar; batı stratejik merkezlerinin planlama, örgütleme ve ayrılmaya yönlendirmesi ile koptular. Etnik kökenler, aşiretler kaşınıp devreye sokuldu. Eyaletlere giden alt yapı kanunları çıkartıldı veya çıkarttırıldı. Maalesef TBMM’sinde bir kısım insanlar “Türkiye Kürdistan’ı diyecek kadar cüretkâr oldu. Sözde okumuş, yazmış kişiler “Türk diye bir soy yok diyebildi. Osmanlının çökme süreci sonrası vatan topraklarının işgaline Türk Milleti top yekûn” dur” dedi. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde; Modern Türkiye kuruldu. Bu cumhuriyet henüz 90 yaşlarında, bağımsız bağlantısız Yeni Türkiye; bilim ve akıl öncülüğünde çağdaş dünyanın saygın onurlu üyesi olarak yeniden bölgesinde son yıllarda bir yıldız gibi parlamaya başladı.

Bu durum; batı emperyalist merkezleri ürküttü. Her şey 1939 yılında ABD ile imzalanan eğitim anlaşmasıyla başlamıştı.
Batılılar; Büyük Türk Milleti'ni içimizdekilerle ayrıştırarak küçültmek ve Türk Devleti'ni eyaletleştirmek için yüzlerce proje hazırladılar. Projelerini uygulamaya koydular. Yaşanan şok uygulamalar karşısında “Nereye gidiyoruz?” diye soranlar arttıkça, sindirme ve susturma da devam etti. ABD-İngiltere ile Türkiye içiiçeliği İkinci dünya savaşı sonrası askeri anlaşmalarla devam eder. Türkiye; Menderes-Bayar ikilisinin küçük Amerika sloganıyla ABD'nin 52 inci eyaleti yapma sürecine sokulur. Sonrası, NATO'ya girişle, asker-sivil istihbarat bütünleşmesi ile süreç devam eder.

Bağımsızlık çabaları, ABD destekli darbelerle kesilir. Ancak bağımsızlıkçı askerilerin artması üzerine bu kez sivil destekli darbe süreci işletilmeye başlandı. Devşirilen elemanlar; eğitilir, bilinçlendirilir, görevlendirilir, iş başına getirilir. NSA ve CIA’ dan sonra ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nca İç Güvenlik Ataşeliği Türkiye’de kuruldu.İngiltere-ABD büyükelçilik, konsolosluklar, uluslararası kuruluşların şubeleri ile devasa ilişkiler ağında çalışanlarıyla; Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya üçgeninde merkez üs olarak Türkiye'yi siyasi, askeri ekonomik istihbarat ve operasyon karargahı haline getirdiler.
Gazetelerde yazan, TV ekranlarında konuşturulan akademisyenler, bazı gazeteciler; hangi merkezlerin ajanları olarak yazıyor, konuşuyor, yorum yapıyor? Hiç dikkat ettiniz mi?Şimdi bu gerçekler ortada iken Türkiye’yi kimler nasıl yönetiyor sorusunun cevabı da açık değil mi?
Türkiye odaklı düşünen herkesin bir ve beraber olması gerekir. Halkın uyanık durması ve uyanması gerekir. Gerisi faso-fiso…
Bu yazı toplam 128 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.