1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Örnek İnsanlar
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Örnek İnsanlar

A+A-

“Armut dibine düşer” derler ya. Beşşar Esat’ta babasının oğlu olduğunu, sonunda da babası gibi olacağını bile bile “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” makamında ispatladı. Demek ki her zalimden âlim doğmuyormuş...

Masumların kanlarını dökmeye devam ediyor... Nereden ne menfaat çıkarırızın hesabı içinde, “bana dokunmayan bin yaşasın” zelilliği içinde dünya âlem de seyrediyor… Leş kargalarını aratmayan cinsten iştahlı züğürt nutukları ve yorumları yapıyor. Çok yazık…

Akan kan durdurulmalı ve Ebu Cehil’i bile aratan çağın bu kanlı zalimine haddi bildirilmelidir.

Son devrin , mutasavvıflarından, kanaat önderlerinden, gönül sultanlarından , din adamlarından ve Resulullah âşıklarından, Güzel insan, örnek insan Ramazanoğlu Mahmud Sami(k.s) mürşidimiz, yirmi sekiz yıl önce 12 Şubat 1984 yılında rahmet-i Rahmân’a yürüdü.

1892’de Adana'da dünyaya geldi. Babası 'Ramazanoğulları' diye bilinen aileden Mücteba Bey, annesi ise Ümmügülsüm Hanım'dır. Büyük ceddi Abdülhâdi Bey'in tesbit ettiği aile şeceresine göre soyları, aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Hz. Hâlid b. Velid (r.a.) nesline kadar uzanır.

İlk, orta ve lise tahsilini Adana'da tamamlar. Yüksek tahsil için İstanbul'a gelir. Darü'l-fünun Mektebi'ne girer. Hukuk Fakültesi'ni birincilikle bitirir.

Askerlik hizmetini yedek subay olarak yine İstanbul'da yapar. Zahir ilimlerini devrin ulema ve müderrislerinden tamamlayarak tasavvuf yoluna yönelir. Devrin meşhur Nakşi tekkesi Gümüşhanevî Dergahı'nda bir müddet erbain ve riyazâtla meşgul olur. Sonra arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi'nin babası Rüşdü Efendi'nin delaletiyle Kelâmî Dergahı şeyhi ve Meclis-i meşâyih reisi Erbilli Esad Efendi'ye intisab eder. Bir müddet mürşidinin yanında kalır. Sonra da memleketi Adana'ya irşâd vazifelisi olarak gönderilir. Adana'da Cami-i Kebir'de vaaz ve hususî sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütür. Geçimini temin için de bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutar.

Kur’ân’a çok düşkün, anlayarak okunmasını öğütlerdi. İnançlarına sıkı sıkıya bağlı olan bu güzel insan, çok iyi lisan bilmesine rağmen Latince ilaçları bile “Kırmızı hap, pembe şurup” gibi kendince isimlerle isimlendirirdi. Sünnet üzere yer ve içerdi. Günde iki öğün yerdi; yarım dilim ekmek ve çok az bir katıkla yetinir, nefsini köreltirdi. Çok az yer, az uyur ve az konuşurlardı. Konuştukları zaman da “Ya hayır söyle, ya da sus!” düsturunca ya hikmetli sözler dökülürdü dudaklarından ya da nasihat ederlerdi yanındakilere. Diğer zamanlarda ise sükût ederler, tefekkür ederler, Allah-u Teâlâ’yı zikrederlerdi. Gerektiğinde ise muhataplarının seviyelerine göre kısa, öz, anlaşılır kelimelerle, önemli konuları üç kez tekrar ederek konuşurlardı. Kıbleye karşı iki dizleri üzerine otururlardı. İnsanları çok sever, kapısına gelenleri gerektiği gibi ağırlar, hayır duâlarla yolcu erderlerdi. Torunu yaşındakilere bile hitap ederken isimlerinin sonuna “…efendi, …bey” sıfatlarını ekleyerek konuşurlardı.

Geceleri sünnete uygun geçirirler; evinde misafir olanlar veya birlikte yolculuğa çıkanlar, gecenin hangi saatinde kalkarlarsa kalksınlar onu uyanık ve ayakta bulurlardı.

Seher vakitlerinde ibadetlere önem verirler ve şöyle söylerlerdi: “Bir insan seher vakti kalkmazsa, seher vakti dışında bütün gün seccadeden başını kaldırmasa bile yine o vaktin ecrine ulaşamaz!...”

Yine; “Seher vakti öyle bir kıymetli vakittir ki; bir kıvılcım gelir, letaifleri parlatıverir…” buyururlardı.

Resulullah ateşiyle Medine'ye hicret ederler. Çünkü onun son arzusu Peygamber şehrinde Hakk'a vasıl olmaktır. 1957 yılında sevenleri kendilerine Eyüp Sultan'dan kabir yeri almayı teklif ettiklerinde: "Herkesi kendi arzusuna bıraksalar biz, Cennetü'l-Bâki'yi arzu ederiz" buyurmuşlardır. Cenab-ı Hak, sevdiği kulunun arzusunu kabul buyurur. İstanbul'da bulunduğu yıllarda mübtelâ olduğu hastalık, orada da yakasını bırakmaz. Fakat en acılı, ağrılı zamanlarında bile o, hiçbir şikâyette bulunmamış, yüzünden tebessümü hiç eksik etmemiştir.

12 Şubat 1984’te Hak vakî olmuş ve arzu ettiği gibi Cennetul-Bâki'ye defnedilmiştir.

Allah(cc), o güzel örnek insanlardan razı olsun.

Dünya hayatı böyledir. Kimi rahmetle anılır ki de lanetle anılır…

Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz ve nasıl ölürseniz de öyle diriltilip hesaba çekilirsiniz…

Bu yazı toplam 400 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.