Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

ORTADOĞU

A+A-

Tarihe baktığımızda Ortadoğu ve Basra civarı tarihin her döneminde sıkıntılı, kavgalar ve çatışmalarla geçmiştir.
İlk çağlardan beri önemli bir dünya parçası olan Mezopotamya ve Ortadoğu’yu bence asıl kıymetli kılan şeyin petrol olduğunu ve doğan kaynaklarının bol olduğundan  böylesi ilgi duyulduğunu düşünmekteyim.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında huzurlu bir ortamları olmasına karşın, yine İmparatorluğun son dönemlerindeki çalkantılar, Emperyalist güçlerin ve devletlerin buraya sahip olma, yönetme  kavgası, Osmanlıya karşı  buradaki halkın kışkırtılması ve özellikle Avrupa ülkelerinden  İngilizlerin, Fransızların ve İtalyanların bu bölgeleri sömürge haline getirmesi, buna ABD’nin de katılması ile tam anlamıyla kaynayan bir kazan haline getirmiştir. Arap halkını  TRT’de yayınlanan Kutul’amare “Mehmetcik”, gerekse 1. Dünya Savası sırasında Türklere karşı nasıl kışkırttıkları tarihte görülmektedir. Bunun yanı sıra Ortadoğu’nun çıban başı urumunda olan, her an kavga çıkartmadan yana olan, İslami değerlere saldıran  İsrail’de buranın tümörüdür. Bu terörist ülkenin arkasında ise , Avrupa ülkeleri ve ABD vardır.
Ortadoğu Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla Emperyalist güçler  burayı kendilerince yönetmek ve sömürmek adına masa başında  adeta cetvelle  küçük ülkeler kurdurmuşlar ve bunları bize ve bir birlerine düşman etmişlerdir. Esas sıkıntı da burada yatmaktadır.
Gelmiş geçmiş bütün olaylara hatta günümüzde yaşanan gerçeklere rağmen, özellikle süper liderler Ortadoğu ve Suriye'de söz sahibi olma arzusundan bir türlü vazgeçmiyor. Sanırım bugün Suriye’de yaşanan olaylrın altında da çıkar ve sömürü, yönetmek yatmaktadır.
Her ne kadar, ABD lideri Trump'tan "Suriye'den çok yakında çekileceğiz" sürpriz çıkışı olmuşsa bile bu hayata geçirilememiştir ve olmayacak görünmektedir. Hatırlarsanız ABD ‘nin bu açıklamasından sonra  aynı gün Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Menbiç "iştahı" kendini hemen gösteriyordu.
Aslında, ABD, Fransa gibi, başlarında; Rusya, İsrail, İran, Almanya ve İngiltere dahil ülkelerin iştahı Suriye karşısında daima kabarıyor. Bundan dolayı da  başta bu ülke olmak üzere Ortadoğu’da Mezopotonya’da kavga, kargaşa ve çekişme bitirilememektedir. Suriye ve dolaylarında bulunması muhtemel petrol, gaz ve su bölgeye "hayat" verecek nitelik taşıyor.
Özellikle, İsrail bütün stratejisini Suriye'de elde edeceği değerler üzerinde kuruyor.Tabii ki, bu tür devletlerin gözü Suriye'de olunca, bölgenin güvenliği daima tartışma ve hesaplaşma konusu oluyor, Türkiye’nin güvenliği ön plana çıkmaktadır. Bunun için  Türk hükümeti bir çok operasyonlar yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir. Suriye içindeki bölünme ve  ESED’in emperyalist güçlerin emrinde olması bölgede karmaşıklığı daha içinden çıkılmaz hale getirmektedir.Zaten, çoğu ülkeler, terörist örgütler vasıtasıyla bu hükümranlıklarını sürdürmeye uğraşıyor.
Böylece Orta Doğu'da "istikrar" bir türlü sağlanamıyor.Gerçekten de,  ABD’nin Başkanı Trump'un son "cilvesi" bir yana bırakılırsa ABD, Rusya, Fransa, Almanya, İngiltere, İran, İsrail, Suudi Arabistan hatta "mecburiyet ve ülkenin güvenliği, terör ile mücadele" karşısında Türkiye'nin, Suriye üzerinde özel istekleri zaman zaman gündemi zorluyor.
Oysa, Suriye ve topraklarının yıllardan beri hiçbir zaman barış ve huzuru sağlamadığı veya vaat etmediği biliniyor.Her şeyden önce, Atatürk'ün, Suriye'nin "birleşme" teklifini ret ettiğini de hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.Çünkü, Suriye ve dolaylarındaki toprakların, Orta Doğu'nun baş belası olacağını tahmin edenlerin başında  1. ve 2. Dünya savaşı sırasında Atatürk görmüştür.
Kaynaklara bakıldığı zaman ,24 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birinci ilk gizli celsesinde, Suriye Kralı Faysal hakkında bilgi veren Atatürk, İngilizlerin Suriye'yi Fransızlara terk ettikten sonra, onu Irak'a taşıdıklarını ve 22 ay sonra Arap devletinin parçalandığını vurguluyor ve tarihi sözlerine şöyle devam ediyor:
"Kral Faysal, (biz yanlış yaptık siz ise bir millî mücadele veriyorsunuz bu hatamızı giderelim, bizi millî mücadelenize alın biz de gerçek istikrara kavuşalım) şeklinde mektup yazıyor."
Atatürk'ün verdiği cevap ise her şeyi açık anlatıyor.
"Hayır biz bir millî mücadele veriyoruz yeknesak bir devlet kuracağız siz de Arap milliyeti içinde mücadelenizi verecek şekilde örgütlenin bir federasyon veya konfederasyon halinde bir araya gelebiliriz."
İşte Türk dış politikasının kuruluşunda Atatürk'ün gösterdiği hedef buydu.Amerika, Geliştirilmiş Orta Doğu Projesi'yle bir barış vaat ederek bölgeye müdahale ediyor.
Hatırlanırsa; büyük önderin dış politikadaki ilkeleri ise "gerçekçilik" ile başlıyor, "hukuka bağlılık"la devam ediyor ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" ile bitiyor.
Unutulmamalıdır ki Atatürk, gerek "Millî Mücadele Dönemi"nde, gerek sonraki yıllarda, ortaya çıkan her sorunu, ilk etapta barışçı yollarla çözmeye çalışmış, nadir liderler arasında yer alıyor.Bugün bu durum daha açık görülmektedir. Yazının kaynaklarını  Kenan Akın’dan aldığımı belirteyim ve noktalayayım.

Bu yazı toplam 233 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.