1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. “Ortak Vicdan” olmayınca “Ortak Akıl” neye yarar?
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

“Ortak Vicdan” olmayınca “Ortak Akıl” neye yarar?

A+A-
Daha emeklemeye başladığımız günlerde duymaya başlarız akıllı büyüklerimizin, akıl dolu, akla dair, akıllı olmaya dair sözlerini. Tüm çocukluğumuz boyunca günde kaç kez uyarılırız hiç bıkılmadan “akıllı ol çocuğum, uslu ol” diye. Daha aklın ne olduğunu anlamadan, ne işe yaradığına dair hiçbir fikrimiz yokken, küçücük dimağlarımızın kavrayamadığı soyut bir kavramken, bunun önemli bir şey olduğunu, eğer birinde akıl denen şey yoksa, bu durumun kötü bir şeyler olacağının habercisi olduğunu sezinlerdik.
Sonraları biraz büyüyüp de ergenliğe doğru ilerlerken önce “akıllı olmanın” anne babamızdan, öğretmenlerimizden başlamak üzere bütün büyüklerin ve güç sahiplerinin emir ve direktiflerine kayıtsız şartsız, hiç sorgulamaksızın tâbi olmak olduğu bize öğretildi. Zarar görmek, azarlanmak, cezalandırılmak istemiyorsak, “akıllı çocuk” olmalı ve denilenleri harfiyen yerine getirmeliydik. Diğer yandan arkadaş sohbetlerinde de akıllı olmanın “uyanık olmak”, “köşeyi dönmek” anlamında kullanıldığına şahit olmaya başladık ufaktan ufaktan. Bu manada akıllı olmak, biraz yalan dolanı, biraz dalavereyi, biraz da insanları aldatmayı içermekteydi.
Yaşımız ilerleyip, safi ve idealist duygularımız, ben merkezli ve menfaatperest bir ruh haline devşirilince de akıllı olmanın; başkalarının sırtından geçinmek, başkasının omzuna basarak yükselmek, az çalışıp çok yoruluyormuş gibi yapmak, üst makamlara dalkavukluk yapmak, alttakileri ezmek, başkalarının fikir ve projelerini çalıp kendininmişçesine pazarlamak olduğunu bize yaşatarak öğretmeye çalıştılar etraftaki “akıllılar”. Değerlerden bu kadar yoksun ve uzak olmak da yetmiyordu onlara göre. Daha da akıllı olmak için, etrafımızdaki yanlışları görmezden gelmeli, hiç birine ses çıkarmamalı, bizden üsttekileri asla eleştirmemeli, karşı çıkmamalı, haksızlık yaparlarsa “bana ne” demeli, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeli, zulmederlerse de “âlemin derdi beni mi gerdi” diyip, göz yummalı ve arkamızı dönüp gitmeliydik. Yani ne zalime ne de zulme ses çıkarmamalıydık akıllıca davranmak istiyorsak.
Biraz daha orta yaşlara erişince de “tamam kardeş, doğruyu söyle de her yerde söyleme”, “sonda söyleneceği başta söyleme”, “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar”, “iyisin hassın da senin biraz ilmi siyaset öğrenmen lazım”, “biraz mürai olmanın da zararı olmaz bu devirde” kabilinden sözüm ona atasözleri ile terbiye edilmeye çalışıldık. Böylelikle hem onlar gibi olmak suretiyle bozuk düzenin devamını temin edecek, onların biraz da olsa rahatsız olan vicdanlarına serin sular serpecektik, doğruyu yaparak yanlış yaptıklarını hatırlatan birileri olmaktan imtina ederek.
Birazcık daha entelektüel çevrelere evrildikçe de “ortak akıl”, “beyin fırtınası” gibi anlamları hızla tüketilmiş devşirme kavramlarla kafamız karıştırılmaya devam etti. Birimizin aklı neye yeterdi ki zaten. Ortak aklı harekete geçirmek gerekliydi, aklımıza ortak olmayı isteyenlerce. Bu maskeyle daha çok dünyevileştik, dünyevileştirildik. Ortak akıl dedikleri şey aslında ortak çıkarlardı, kapitalist sistemin acımasız, zalim arzularına hizmet ettirilme yoluydu. Ortak menfaatlerde buluşup, bunun önündeki her türlü engeli acımasızca yok etmeye yönelmemizdi. Ortak akıl, zenginliğimizi korumamızı ve artırmamızı, güce tapmayı, gücü amaç haline getirmeyi hedeflemekteydi zira. Bunun için bütün değerleri ayaklar altına almayı, vicdanları rafa kaldırmayı, hissiyatımızı bir kenara bırakmayı emrediyordu biz zavallı kölelerine. Amaçlar doğrultusunda ilerlerken de başkalarını umursamamayı öngörüyordu. En pragmatist düşünenler, en acımasızlar en öne çıkıyordu dolayısıyla bu gayri ahlâki yarışta. Eğer aradan birisi çıkıp ta vicdandan, merhametten, haktan, adaletten söz edecek olursa da hemen kardeşlerinin sivriltilmiş dişleri arasında can vermeye mahkûm ediliyordu. Maalesef bu düzen böyle devam etmekte halen.
Bu ahval ve şerait içerisinde ne kalbe, ne vicdana ne de merhamete yer yok ne yazık ki. Bu kadar insanın bu kadar dayanılmaz acılara mahkûm edildiği dünyamızda ve çağımızda, şayet mevcut düzen (eski ya da yeni dünya düzeni fark etmiyor) bu durumun asıl müsebbibi ise neden şu “ortak akıl”, “ortak menfaat” teranelerini olması gereken yere indirgeyip de “ortak kalp”, “ortak vicdan”, “ortak merhamet” gibi insani vasıflara yol açmıyoruz? Bence insanlığın topyekün kurtuluşunun, hakkı hakça paylaşabilmesinin, barış ve huzurun yolu buralardan geçiyor. Meseleye birde bu açıdan bakmaya, o temiz yaradılışımıza, özümüze, insani vasıflarımıza dönmeye ne dersiniz?


Bu yazı toplam 243 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.