1. HABERLER

  2. RAMAZAN

  3. Oruç Bahriyede Türklere yasak Libyalılara serbest
Oruç Bahriyede Türklere yasak Libyalılara serbest

Oruç Bahriyede Türklere yasak Libyalılara serbest

Kaptan Vehbi Kara, "Denizcinin Ramazanı" ismi ile kaleme aldığı yazı dizisinin birincisinde Bahriye Mektebine girdiği 1983 yılında başından Ramazan ayı anısını anlattı. Kara, anısında o yıl okul idaresinin Türk öğrencilere yasakladığını belirterek Libyalı

A+A-
İŞTE VEHBİ KARA'NIN O ANISI:

Bunca yıldır oruç tutarım ama “en lezzetli orucun hangisidir?” diye sorsalar hiç tereddüt etmeden Askeri okulun ilk yılındaki iftar yemeğini söylerim. Zira aradan 25 yıl geçtiği halde tadı hala damağımda duruyor. Değerli Hocam Niyazi Beki anlatmıştı; arpa ekmeği ile oruç açtığını ve bu ekmeğin ne kadar lezzetli olduğunu ancak Ramazan ayında fark ettiğini. İşte bende bir Ramazanda gerçek lezzet ve iştahı tanıma fırsatı buldum.

Lezzet deyince insanın aklına bir ziyafet sofrası geliyor. Lakin o büyük ziyafet sofralarında gerçek lezzet fark edilmez. Ancak Ramazan gibi ibadetler sayesinde insan, gerçek iştahı ve lezzeti fark edebilir. İşte yaşadığım bir örnek…

O seneki Ramazanda doğru dürüst yemek bile görmemiştik. Bilakis birkaç bisküvi ve çay ile oruç açıyorduk. Biraz tuhaf gibi gelebilir lakin o yıllarda yaşadığım bazı olayları anlattığım takdirde bu konu açıklığa kavuşabilir.

O yıl Bahriye Mektebine girdiğimiz ilk yıldı. Ne yazık ki okul idaresi oruç tutmayı yasaklamıştı. Bu yasak her yıl olmasa da okul komutanının keyfine göre uygulanmaktaydı. O yılki komutan önceki yılda olduğu gibi oruç tutmayı yasak etmişti.

Yıllarca hiç ara vermeden oruç tutmuş biri olarak bu durumu çok tuhaf ve acımasız olarak karşılamıştım. Ama ne olursa olsun orucumu tutmaya da kararlıydım. Zorla yedirecek değillerdi ya?

İlginçtir benim gibi en az 15-16 sınıf arkadaşımda aynı kararı vermiş “ne pahasına olursa olsun” oruç tutmayı göze almışlardı. Fakat Ramazanın ilk günü komutanlarımızın sert tedbirler aldığını gördük. Askeri okul idarecileri ve komutanları, bizi iftar zamanı yemekhaneden adeta kovarcasına uzaklaştırmış iyi bir de fırça atmışlardı.

Biz yine de seviniyorduk zira öğrenci numaralarımızı kaydedip kimlik kartlarımıza el koymadıkları için seviniyorduk. Çünkü böyle bir durumda hafta sonu izinsiz kalmak veya oda hapsi cezası ile cezalandırılma durumu vardı.

İlginçtir okuldaki en az 120 Libyalı öğrenci için iftar yemeği çıkıyordu. Onlar afiyetle iftar ederken aynı okulun öğrencisi biz Türkler üvey evlat muamelesi görüyorduk. Hem de kendi ülkemizde…

Her ne ise… Yine bugünkü gibi bir yaz ayında (1983 yılı) o geç iftar saatinde teneffüshanenin yolunu tuttuk. Okul kantinden aldığımız bisküvi ve benzeri şeyler ile orucumuzu açtık. Birde güzel bir çay demlemiştik.

Fakat o ne güzel iftar yemeğiydi. “Ya Rabbi, her zaman bize öyle güzel nimetlerini gönder” diye daima dua etmişimdir. İnanılması güç ama hakikattir, o yıl tutuğum oruç, benim en güzel oruç ve iftar sofraları idi. Demek ki insana lezzet zevk veren gıdalar değil o an içinde bulunduğu haleti ruhiye olsa gerektir.

Şimdi daha iyi anlıyorum ki; her güzel şey imanla ve Cenabı Allah’ın rahmeti, lütfu iledir. Eğer O, isterse en ucuz bir gıdayı hatta kuru bir parça ekmeği dahi güzel gösterdiği gibi, en nefis sofradaki nimetleri dahi tatsız ve acı hale getirebilir.

Rabbimden niyazım, bütün inananları ve din kardeşlerimizi, hakiki iştahı kazanan ve koruyan kullarından eylesin… 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.