1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. OSMANLIDAN CUMHURİYETE TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

OSMANLIDAN CUMHURİYETE TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ

A+A-

Osmanlıdan Cumhuriyete Türk Eğitim sisteminde yabancı dil eğitimi tarihsel sürecini gözlemlediğimiz zaman yabancı lisan eğitiminin Osmanlıların son dönemlerinde arka arkaya gelen askeri mağlubiyetlerin neticesinde eğitimde batılılaşmaya veyahutta Türkiye’nin direksiyonu batıya çevirme hareketleriyle başladığını görmekteyiz. Yabancı dil denilince öğretilmeye çalışılan dil tabi ki o zamanlarda Fransızcadır. 1913 yılından itibaren Osmanlı Devletinin Almanya ile yakınlaşması neticesinde Almanca öğrenme talebinin artması neticesinde eğitim-öğretim müfredat programına dahil edilmiştir. Almanca öğretimi ilk kez İstanbul Sultanisinde 1915-1916 ders yılından itibaren Almanya’dan istihdam edilen Alman öğretmenler aracılığı ile verilmiştir. İngilizce, ele alınan dönemde en az talep gören yabancı dil olmuştur. Aslında önce Fransa ardından Almanya günümüzde de İngiltere/Amerika kültürel ve politik bağımlılıkları sonucunda oluşan zorunluluklar okullara kademesiz yabancı dil eğitiminin yerleştirilmesinde etkili olmuştur.
Çeşitli millet ve lisana ait cemaatlerden oluşan yapısına rağmen Osmanlı devleti kamu düzeninde nasp ve terfi işlemleri 19. yüzyılın son çeyreğine kadar 6 yüzyıl süresince Türkçe yazmak ve konuşmak fiili üzerinde işlenmiştir. 19. yüz yılda Osmanlı Toprakları üzerinde kurulan yabancı ve modern anlamda azınlık okulları ise dünya tarihinde çok nadir coğrafyalarda tecessüs etmiştir. 1907/1908 Eğitim yılı istatistiklerine göre; Rum, Ermeni, Musevi, Katolik, Protestan, Latin, Kaldani, Süryani, Nasturi, Maruni, Sırp, Bulgar, Ulah, Romanya, İngiltere, Almanya, Rusya, Fransa, Amerika, Avusturya ve İtalya tarafından açılan sadece taşrada ruhsatlı yani resmi okul sayısı 3 bin 245 tir. İstanbul’da ki ve ruhsatsız olarak faaliyet gösteren okullar, bu rakamlara eklendiğinde 5.000 civarındadır.
Gayri Müslim ve ecnebi mektepleri, resmi ve özel Müslüman okullarından ders malzemeleri ve eğitim tarzlarıyla daha yüksek seviyededir. Bu nedenle çocuklarına daha iyi tahsil vermek isteyen veliler, çocuklarını bu kurumlara yazdırmaya mecbur olduklarını hissetmektedirler. Bu kurumların her biri belirli bir amaç için açılmış olduğundan bu kurumlarda tahsil gören çocukların doğal olarak milli ve dini terbiyeleri kaybolmaktadır ve ecnebi ve protestan terbiyesi ile yetiştirilmektedirler.
Bu kadar farklı lisanın aynı ortamda sunulduğu misyonerlik faaliyetlerinin cirit attığı bir coğrafyada Osmanlı devleti de boş durmamış düşmanlarının en büyük silahı olan lisanını öğrenmekten çekinmemiştir. Askeri, diplomasi ve bürokraside kullanılmak üzere sanıldığının aksine her lisana vakıf personel yetiştirmeye ve istihdam etmeye çalışmıştır. Lisan mektepleri kurulması, yurt dışına öğrenci gönderimi, istihdam edilen yabancı personelden hususi olarak alınan yabancı dil dersleriyle devletin ihtiyacı olan nitelikte personel sağlanmıştır.
Yabancı dilin resmi ve özel okullarda öğretilmesi konusunda hassas davranılmıştır. İlk öğretim seviyesinde ki resmi kız ve erkek ibtidai ve rüşdiye mekteplerinde yabancı dil dersi verilmezken yabancı dil, idadi kademesinde öğretilmiştir. Özel okullarda ise ilk öğretim kademesinde kesinlikle yabancı dil öğretilmesine çalışılmıştır. Ana dile öncelik verilerek yabancı dil öğretimine başlangıç olarak mektebin statü ve kademesine göre ortaokul yada lise seviyesinde başlamıştır.
Günümüzde yabancı dil öğretiminin ilk okul 2. sınıfa indirilmesi düşünülse de bu uygulamanın tarihsel süreç dikkate alındığında başarılı olamayacağı gibi gelecek nesillerimizi de tehdit edecek mahiyette olacağını doğrusu düşünenlerdenim. 
Bugün yabancı dil denildiğinde akla gelen dil sadece İngilizce olarak kabul edilmektedir. Öğrenme sürecinin tam anlamıyla başarılı olabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen, mekan, malzeme ve ders araç-gereçleri için harcamak zorunda olduğu para, zaman ve emeğin karşılığında beklenen faydaların ne olduğu çok ayrıntılı olarak düşünülmelidir.
Yabancı dil dayatmasının ilk öğretim seviyesinde ülke genelinde yayılması, tarihsel süreçte açık olarak görüldüğü gibi milli şuur ve irfanımızda oluşturacağı ikilik ve yabancılık neticesinde kendini her alanda hissederek, yakın bir gelecekte Türkiye’nin bağımsızlık ve bekasına büyük zararlar verecek mahiyette büyük bir çarpan etkisi oluşturacaktır.
Böylece kendi gözümüzden sakındığımız yavrularımızı her türlü milli ve manevi tehdide açık hale getireceğimiz gibi, İslamdan ve Türklerin gölgesinden korkan efendileri için dillerini bildikleri uşaklar halinde fırsatını buldukları ilk anda beyin göçüne hazır hale getirmiş olacağız. Yabancı dil öğretiminde bazı efsaneler vardır. Bilim dili İngilizcedir. Türkçeden bilim dili olmaz. Türkler lisan öğrenemiyor. Dünyada ortak dil İngilizcedir. Avrupa’da ikinci dil öğretimi 7-10 yaş arasında başlar vb. gibi.
Bu aslı astarı olmayan şehir efsanelerinin hepsini bir kenara bırakarak, halen fırsatımız varken yatırımımızı Türkiye’ye yapmalıyız. İlk kademe de asla yabancı dil öğretimine imkan vermeden ülke genelinde geleceğimizi sevdirmek ve öğretmek için projeler geliştirmeliyiz.
Çünkü dilimiz, birliğimizin, dirliğimizin teminatıdır. Tarih bize, dilini kaybeden toplulukların yok olmaya mahkum olduklarını açıkça göstermiştir. Oysa Osmanlı devleti kendinden önceki devletlerden mirasını devralmış olduğu, Karahanlı, Gazneli, Memlük ve Selçuklu medeniyetlerinde olduğu gibi eğitim müesseselerinin yaygınlaşması için çok ciddi bir çalışma seferberliğine girmişlerdir.
Başlangıçta İran ve Arap geleneğine bağlı olarak gelişen eğitim modeli, zaman içerisinde medreselerde okutulan derslerin daha çok dini içerikli olması, Osmanlı devletinin eğitim müfredatı ile birlikte eğitim dili meselesinin de sorgulanmasına neden olmuştur.
Osmanlı eğitim kurumlarında eğitim dilini anlayabilmek için Osmanlı eğitim müfredatı ile birlikte medreselerde okutulan dersleri de incelemeye almak gerekir. Osmanlılarda ilk medrese 1330 tarihinde Orhan Bey zamanında açıldığına göre ve buranın müderrisliğine de yüksek tahsilini Mısır’da yapmış olan Davud-i kayseri tayin edildi. Bursa’nın fethi ile birlikte Bursa’da da yeni bir medrese açıldı. Bundan sonra devlerin sınırlarına katılan yeni yerlerde medreseler açılmaya devam edilmiştir. Fatih dönemine kadar İznik, Bursa ve Edirne kuruluş döneminin önemli ilim merkezleri haline gelmiştir. Bu medreselerde yabancı dil olarak temel ders Arapça ve Farsça seçilmiştir.
Selam ve Dua İle!...

Bu yazı toplam 1414 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.