Zafer KARAKUŞ

Zafer KARAKUŞ

Zafer KARAKUŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Öz Tanı

A+A-
Yaşadığımız coğrafyanın kendine has özellikleri olduğu günümüzde daha da anlam kazanıyor birileri için…
Ülkemiz her şey yetiştirir, ama vatan haini asla! derdik yıllarca.
Bu ülkede yaşayan insanların “mesele vatan olunca gerisi teferruat “ sözleri alaya alındı zaman içerisinde kimilerince.
Yıllarca farklı fikirler içerisinde kendini arayan mütefekkirlerimiz bir dönem Fransa’yı kurtarıcı olarak gördüler ve hep bu coğrafyanın ürettiği fikirlere öykündüler.
Bir dönem İngiliz akımı etkiledi; eğitim, siyaset ve felsefe alanında bu akımlar etkisinde kaldık.
Sonra Almanlarla ilgili bir alan aralandı.
Yıllar boyunca fikri akımları yanında, işçi istihdamı ile Almanya rüzgarlı dalgalandı fikri dünyamızda… Rusya ile Kominizim Avrupa’da olduğu gibi sürekli alternatifti bu düşünceler karşısında bu ülkede de…
1980’li yıllar geldi.
İhtilal oldu.
Fikir hareketlilikleri sakinleşip geçim derdi hız kazanınca ortaya daha çok birbirini dinleyen/dinlemeyen fikri mülahazalarda bulunan /bulunmayı gereksiz gören, karnını doyurup, köşe dönme sevdalıları dünyalıklar peşine takıldı yıllar boyunca…
Siyasi akımlara ait hazır bulunuşluğu hep bir şablonla bağlı gençlere; Adem-i merkeziyetçilikle Prens Sabahattin, Türkçülükle Ziya Gökalp, İslamcılıkla, M. Akif, Komünizmle Abdullah Cevdet, bayraklaştırılırdı.
Yirminciyüzyıl ortalarına kadar fikri hareketlerin ivmesini sağlayan bağımsız Türkiye anlayışı Kurtuluş Savaşı’nın temel prensiplerini oluşturdu.
Bu dönemin siyasi figürleri de temel anlayışlarında egemenlik algılarını sağlamlaştırmak ve halk katmanlarına yaymak gayretini sürdürdüler.
Fakat yüzyılın ikinci yarısında dünyada yaşanan değişimlerin bir planlayıcısı olmaktan uzaklaşmış olan bu coğrafyanın insanları hızla düşünce alanındaki kısırlıkları nedeni ile tekrar eski fikri alışkanlıklarının yeni yorumlarını siyasetle birleştirerek sürdürdüler.
CHP ‘nin temsili ile sol, adında sosyalist-Kominist bir blok, MHP ile oluşturulan Türkçülük –Turancılık anlayışı, MSP ile oluşturulan İslamcılık - Ümmetçilik algısı tamamen ülkedeki birlik ve beraberliği önlemek adına kör döğüşüne için kurgulandı.
Özellikle bu fikri akımlar içerisinde görülen ayrışmalar ve marjinal tartışmaların hiç biri özgün olamadı.
Kurmaca, taklit ve avuntuları olarak yerli olmaktan uzak dimalara yerleştirilmeye çalışıldı.
Tutmadı, yer edinemedi bu fikirler.
Çünkü köksüzdü.
Bu tartışmalar içerisinde kendine en fazla alan açabilen din referanslı menfaatçi bir kitle de ortaya çıkarak toplumla birlik olmak yerine toplumla çatışmak alanını seçerek kendine yeni post-modern temeler bulmaya çalıştı.
İran’a öykünen modeller üretmeye başlandı.
Şia’nın ileri gelenleri önder olarak görülmeye ve fikirleri bu coğrafyada nafile yeşertilmeye çalışıldı.
Hâlbuki bu topraklarda bin yıllık bir yaşanmışlık olduğu hatırlara getirilse idi, sorunlarımıza bir çözüm olacağı düşünülebilirdi. Özgünlükten uzaklaşıldıkça uzaklaşıldı.
Millîlik hep etik ve dini bir cenderede hor görülmeye çalışıldı, bir kitle tarafında.
Hoca Ahmet Yesevi’ den günümüze kadar süre gelen bu derûnî zenginliğimiz maalesef gündemimizden hep uzak tutuldu.
Bir öz tanı hep unutuldu.
İşte bu noktada artık iklimi teneffüs eden her canın yek vücut-tek yumruk olup meselelerini doğru teşhis ederek, acil olarak çevremizde olup biteni yerinde ve gerektiğinde alanda bulunarak; müdahil olmanın zamanı geldiğini anlamalıdır.
Çünkü bu coğrafya bizim olmamızla anlamlıdır.
Coğrafyaya önce zihin olarak hâkim olmamız için zihnimizi özgün düşüncelerle yoğurmalı ve ütopik hayaller peşinde koşmak yerine yerli ve milli düşünce parametrelerini merkezimize almaktan kaçınmamalıyız.
Vesselam…


 
Bu yazı toplam 285 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.