1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. 'Padişahım Çok Yaşa”dan “Ey Büyük Atatürk'e
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

'Padişahım Çok Yaşa”dan “Ey Büyük Atatürk'e

A+A-

Fransız İhtilali ile beraber dünyada dine karşı başlayan dışlama, küçümseme Rusya ve Çin’de meydana gelen komünizm, Almanya ve İtalya'da ortaya çıkan Faşizm/Nazizm ihtilalleri ile beraber zirve yapmıştı. Bu akımların birçok özellikleri vardı, fakat baskın özellikleri dine ve ona ait kurum ve kişilere karşı düşmanlık etmekti. Bu düşmanlıkta tamamen haksız da değillerdi. Çünkü Hıristiyanlık bozulmuş, papazlar zulmün, karanlığın, haksızlığın, adaletsizliğin hep yanında olmuşlardı. Din adına söz söyleyen papazlar, Orta Çağ boyunca hep halkı ezen sürekli fakiri horlayan kralların, garibanı ezen Derebeylerin safında yer tuttular. Asırlar süren bu yanlışlıktan dolayıdır ki dünyanın önemli bir kesimi dine ve ona ait değerlere karşı isyan etti. Bu isyanlar neticesinde önce Fransa’da sonra Rusya ve Çin de ihtilaller oldu. (Fransız ihtilali burjuva, Rus ve Çin ihtilallleri ise güya işçi sınıfının ihtilalleri idi) Bu ihtilallerin ortak özelliği dine ve ona ait inanç ve düşünceler ile baskıya, krallığa, eşitsizliğe,tutuculuğa karşı olmaları idi. Bu yeni sistemlere göre din halkı sömürmenin bir aracı, din adamları da bu aracın şoförleri idi. Bu yüzden din, dünyaya dünyadaki işlere karışmamalı idi.Tanrı göklerde yaşamalı dünyaya ve insanların günlük hayatlarına (ticarete, siyasete, eğitime, hukuka, devlete, yönetime, aileye) karışmamalı idi. Ülkeyi krallar / sultanlar güçlüler değil halk yönetmeli idi.
Bu yeni akımlar halkı sömürüden, eşitsizlikten kurtaracağız derken yeni sömürüler yepyeni eşitsizlikler doğurdu. Kralların yerini parti başkanları, dinin yerini bu yeni sistemler, din kitaplarının yerini de sistem kurucularının yazdığı eserler aldı. Orta Çağda nasların temeli olan din kitaplarının yerini bu yeni dönemde bu kitapların “fikirleri” almıştır. Orta çağda Allah'ın varlığı, peygamberlerin önderliği, ayetlerin, peygamber sözlerinin tartışılmazlığı esas iken bu “gerici” görüşleri yıkan yenilikçiler yeni naslar, yeni dokunulmazlıklar ihdas ettiler. Artık Dokunulmaz olanlar dinler, din kitapları, din adamları değil, yeni sistemin ve onların kurucularının yazdıkları ve söyledikleri idi. Halka geniş hürriyetler getiren! Onları dinin baskısından kurtaran bu yeni dinlerin kitaplarını eleştirmek, liderlerine laf etmek imkânsız hale geldi. Dinleri ve ona ait değerleri geri, durağan, çağ dışı, yeniliğe karşı diye yıkan sistemler-ideolojiler, yeni naslarla dikildiler insanlığın karşısına. Das kapital, Kavgam, Küçük Kırmızı Kitap, Yeşil Kitap, Faşizmin Öğretisi ve Kurumları… İncil’in, Tevrat’ın, Kuran’ın yerine ikame edilmeye çalışıldı.

Gün soldu, devran döndü. Yeniler eskidi, gençler yaşlandı. Zamanın durdurulamayan döngüsü yenileri eskitti, sistemleri çürüttü. Bu gelişmeler tüm dünyada yaşandığı gibi bizde de yaşandı. Osmanlıyı daha doğrusu saltanatı “eskidi, geri kaldı, çağa ayak uyduramadı” diye yıkıp yerine Cumhuriyeti kuran atalarımız çok geçmeden eskimeye, durağanlaşmaya ve geride kalmaya başladı. “Padişahım Çok yaşa” sloganın yerini, “Ey büyük Atatürk” deyişleri aldı. Dün, eskiler, çağ dışı kalanlar atılmalı diye yazı yazanlar, fikir üretenler bu gün,” Andımız kaldırılamaz” diyecek kadar muhafazakârlaştılar, “Ankara’nın başkentliği ebedidir, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diyecek kadar tutucu hale geldiler. Tekkelere, türbelere gidip dua eden, çaput bağlayanlara “Ölülerden medet ummayın” diyenler bu gün tamda kınadıkları durumu yaşamaktalar.
‘Zaman değiştikçe fikirlerde, kanunlarda, devletlerde, yönetimlerde değişmeli’ fikri her zaman geçerli ise o zaman bu günde hem yönetimde, hem eğitimde, hem ekonomide, hem iç ve dış politikada..Hasılı her şeyde yenilikler yapılmalı, çağ dışı kalan kurum ve düşünceler zinhar kaldırılmalı, tartışılmayan hiçbir fikir, düşünce, kişi, kitap, kurum, yönetim şekli olmamalı, akıl her şeyden önde ve üstte olmalı değil mi? Bir şehrin başkentliği de, en iyi yönetimin hangisi olduğu mevzuda, her sabah okullarda çocuklara okutulan andımızda bir nass, bir ilke gibi dokunulmaz olmamalı değil mi?. Bizler, “fikri hür, vicdanı hür” nesiller değil miyiz yoksa?
 
Bu yazı toplam 58 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.