1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Parasal Döngü
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Parasal Döngü

A+A-

Zoraki yolculuğumuzun bu aşamasında bizi kendisine bağlayan, kulluğumuzu, sadakatimizi belirleyen, inanç genlerimize nüfuz eden para döngüsünden söz edeceğiz.

Yaşadığımız dünyanın tüm kurumları parasal bir gayeye hizmet eder. Dolayısıyla toplum da bir tek şey için yaşamını sürdürür; para kazanmak...

Kazanırsın ve harcarsın. Bir döngü var gibi görünür; ama döngü öyle bir noktaya gelir ki dönmemeye, birikmeye, stoklanmaya, piramidin tepesinde toplanmaya başlar. Bu sistemin nasıl çalıştığı konusunda biraz kafa yormak hiç aklımıza bile gelmez. Bu sistemin içinde doğar, büyür, bu sisteme adapte olabilmek için okur, sınavlara hazırlanır, kurumlardan birisine kapağı atarız; ya da babadan kalan sermaye ile iş kurarız.  Netice değişmez. Sistemin içindeyizdir bir şekilde. Sistemin karakollarına parasal olarak bağlanmak zorundayızdır. Odalara, sendikalara, derneklere üye olacağız, aidat ödeyeceğiz. Belediyelere, vergi dairelerine, oturduğumuz evler için, bindiğimiz arabalar için, trafiğe çıktığımız için, alıp sattığımız için, vs. hep vergi vereceğiz.

Ekonomi kelimesiyle ifade edilen ve ömrümüzü ziyan eden bu döngü çoğumuza algılanamaz gibi görünür. Çünkü bir sürü ekonomik terimler, matematiksel işlemler, kafa karıştırıcı, anlaması zor ifadeler kafa yormamızı engeller. Zaten ihtiyaç da duymayız. O sahayla ilgilenenlerin işidir der geçeriz. Bütün bunlar bir maskedir ve biz o maskenin arkasındaki gerçek yüzleri, bir ömür taptığımız ama dudak arasından sürekli “la ilâhe” dediğimiz sahte rableri bir türlü göremeyiz. Onlar piramidin tepesindedirler, çok yüksektedirler. Biz ise çok aşağılardayız; üzerimize basılarak yükseldikleri için hep ezilen, aşağılanan, horlanan olduğumuz için başımızı kaldırıp tepedekileri görmeye bile mecalimiz olamamıştır. Başımıza dikilen çobanlar onlardan veya bizden olmaları fark etmeden görevleri gereği bize göz açtırmamışlardır. Onlardan olanlar zulmederek, bizden olanlar da yüzümüze gülerek görevlerini hakkıyla yerine getirmişlerdir. Küresel soygun hiyerarşisi içerisinde her kurum görevini yerine getirmek zorundadır. Ters tepenler, su koyuverenler, diklenenler olursa ki; bunların devlet olmaları, güçlü ordulara sahip olmaları bir şey ifade etmez; küresel soyguncuların toplum mühendisleri, medyası, entelektüel sınıfları, ekonomi tetikçileri, IMF’si, Dünya Bankası gibi taarruz kurumları hemen saldırıya geçeceklerdir. Bunlarla da çözüm olmazsa son çare bir bahaneyle (Irak’ta olduğu gibi) askerî güç kullanacaklardır. Ta ki bu felç edici şeytanî sömürü sisteminin aksayan tarafı uyumlu çalışmaya başlasın.

Özgür olduğumuza inandırılmış köleler olduğumuzu anlamamız oldukça zor ve karmaşık. Bağımsızlık marşlarımız var, bağımsızlığımızı sembolize eden bayraklarımız var. Sınırları belirlenmiş ülkelerimiz ve devletlerimiz var. Bizim seçtiğimiz/seçtirildiğimiz hükümetlerimiz var… Ama Maalesef küresel soyguncuların sistemlerinin kuralları içerisinde var oldukları ve onu uygulamak zorunda kaldıkları için “İllallah”sız bir hayatın/sistemin/rejimin  modern köleleri olmaktan kurtulamıyoruz.

Kısmi rezerv bankacılık sistemi denilen şeytani bir formülle sanal olarak sürekli piyasaya dolar pompalanıyor ve tüm dünyadaki insanlar pompalanan her dolar karşılığında borçlandırılmış oluyor. Durup dururken ister istemez borçlanıyorsunuz. Sürekli cebinizden paranız eksiliyor. Pompalanan bu paralara değerini veren dolanımdaki diğer dolarlar olarak gösteriliyor.  Yani cebinizdeki paradan çalınıyor. Alım gücünüz azalıyor ve enflasyon oldu diyorsunuz. Yani gizli vergi… Kısacası, haberiniz olmadan soyuluyorsunuz.

Dolanımdaki parayı arttırırsınız, faizleri düşürürsünüz, paranızdan fazla sıfırları silersiniz vs. neticede ise paranın alım gücünü düşürürsünüz. Eksilen paranız piramidin tepesindekilerin kasasına zahmetsizce eklenmiş olur.

Siz de borsada, ekonomik analizlerde sürekli inişler çıkışlar yaşarsınız. Aslında sürekli paranız değer kaybetmektedir. Çünkü siz o zincirin bir halkasısınız, el mahkûmsunuz.  Ha bire piramide taş taşır durursunuz ve buna da ekonomi der geçersiniz.

Modernizmi medeniyet diye, İslâm’ı gericilik diye, soytarılığı sanat diye, fahşayı çağdaşlık diye,  hokkabazlığı siyaset diye yutmuş bir toplumun sömürüyü de ekonomi diye yutması tabi ki kaçınılmazdır.

O halde kendi insanî durumumuzu tarihî yer ve zaman içinde kavramak, toplumsal yerimizi ve sorumluluklarımızı idrak etmek, doğal olarak da Müslüman kimliğimizle; Suriye’den Somali’ye, Afganistan’dan Sudan’a, İngiltere’den Alaska’ya kadar her bir ferdin sorumluluğunu hissetmek, üstlenmek ve alakadar olmak durumundayız.

Müslüman kanıyla renklendirilmiş cola içenler, tıkındıklarının üzerine Amerikan sigarası yakanlar; yoksulluk dramlarını, ülkesinden sürülenleri, açlıktan ölenleri, rahat koltuklarında ekranlardan göbeklerini kaşıyarak seyredenler bu gerçeği asla anlayamayacaklar. Ta ki, başkalarını yakan ateş onların da eteklerini tutuşturuncaya kadar…

Merhum Cemil Meriç’in; “Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülkede düşünce adamı yetişmez.” dediği dönemleri geride bırakarak, Kur’ân ve sünnet mektebinde fikir çilesi çekmiş mütefekkirlerimizi küresel sömürü sisteminin ana damarlarını kesmek üzere süratle çağın imdadına yetiştirmek durumundayız. Başbakan’ın ve Dışişleri Bakanının dik duruşlarını ve çıkışlarını bu noktadan hareketle oldukça anlamlı buluyorum; yeni bir uyanış ve silkiniş sürecinin fitilini tutuşturacaklarına inanıyorum.

 

 

Bu yazı toplam 646 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.