1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kanmaz

  3. Postunuz mu, dostunuz mu önemli?
Mehmet Kanmaz

Mehmet Kanmaz

Mehmet Kanmaz
Yazarın Tüm Yazıları >

Postunuz mu, dostunuz mu önemli?

A+A-

“İnsan oğlu çiğ süt emmiştir” sözü, kulağımızın bir yerinde hep kayıtlıdır. Çok duyarız bu sözü.Hakikaten insan “çiğ” midir? Bu çiğlik, içtiği sütten mi geliyor?Darb-ı mesel uzmanları, bu sorunun cevabını ve edebi arka plan izahını daha iyi yapacakları kanaatindeyim.

Benimki sadece bir girizgah.İnsan ve oğlu ve sonrası…
Neslimizin üremeyle silsile halinde devam eden serencamı, miras kalan genetik etkiler ve hayatın hüzün/sevinç karması çeşitlilikleri.

Doğduğumuz andan itibaren sarıldığımız bir bez, sonrasında giyindiğimiz elbiseler ve üstüne oturduğumuz mekanlar… Hepsi farklı süreçlerde birer post. O’nunla olduğumuz, üzerine oturduğumuz, bizi tutan ve elde eden/edilen temsiller.

Namaz için kullandığımız deriden post ya da deriden yapılma post koltuk…
Üzerine konduğumuz post ya da üzerinde oturduğumuz post..
Üzerinde yaşadığımız post ya da üstünde olduğumuz post…
Üzerine titrediğimiz post ya da üzerinden geçtiğimiz post..

Elimizin cepte aradığı post, dilimizin istediği post, yetkimizin kullandığı post, diplomamızın takdim ettiği post, lütuf edilen post, post olduğumuz post v.s.

Post sahibi, postuna dost arar bazen… Siz isterseniz “bazen” yerine “çoğu kez”deyin.
Postumuzun kritik eşiği bu zaten.
Postumuza mı dost oluyoruz, yoksa dostumuza mı dost oluyoruz?
Postumuza yakın ve postumuza sadık olanlarla mı sadakati tanımlıyoruz, yoksa “dostun hakkı dostla” diyenlerle mi?Sahi, çoğu zaman hangisi?
Posta yakın olanlarla dosta yakın olanları nasıl ayıracağız?

Peki bugünlerdeki  moda deyimiyle yeni bir açılım daha yapalım. Bu dönem, herkes açılım yapmışken ya da peşindeyken..Posta yakın olanlar, posta “posta” koyabilir mi?
“Posta koymak” postla geçinenler için mümkün mü?
Postun sahibi kadar postun aveneleri de posttan besleniyorsa, o zaman bu kıymetli post “Birliği temsil eden önemli bir posttur” denmesi, ne kadar birlik heyecanı sizce?

Nemalanmanın ve tutunmanın sağladığı birlik, posttan medet umar ve maddi-manevi nemalandıkça veya koruma altında posta ait oldukça, postunu serenin sergilediği tuhaflıkları düşünmek bile istemez.Çünkü o post lazım ve de lüzumlu..

Gayr-i ihtiyari, son kelime “lüzumlu” yazdıktan sonra takıldım kelimeye.. Bir daha baktım.“Lüzumlu” kelimesindeki iki harfin yer değiştirmesi ile hemencecik türettiğim “zulümlü..” ifadesi oldu.

Bir post zulümlü bile olsa, taraftarları için lüzumlu görülüyorsa ve hak kaybı nazara verilmeyip, postu deldirmeyecek bir koruma ve kollama seferberliği yaşanıyorsa, postunu deldirecek yiğitler çıkmadıkça o post, nemalanma alanı olmaya devam edecektir.

Postumuzla dostumuz arasında hangisini seçtiğimiz önemli.
Postu seçmek daha rahat ve genel geçer kurallarla ve posta duyulan ilginin akılcı kestirmeleri ile daha kolaycı ve “doyurucu” olabilir.
Ama dostu seçmek daha yakıcı ve postu kaybetmeyi gerektirebilir.

Post kaybettiren dost, ilke dostluğudur. İlkelerimizle yaşamak ve bedelini ödemek, postunu bırakmayı göze alanların efsanesidir.

İlke, bu dünyada cevabı alınan ve sonuçları tatmin eden bir tarz değildir. Süreç odaklıdır ve sadece inandığınızı yaparsınız. İlkeye dayalı olmayan dostu da postu da kaybedebilirsiniz.

Post sahiplerinin, ilke dostlarına karşı kazanma şansı her zaman daha yüksektir. Ama hakikat dostluğu, kazanmak üzerine kurulu bir seçim veya post dağıtma şebekesi değildir.

Vefa, ilke dostluğunun bilinçli bağlılık asaletidir.
Bir de vefa ile karıştırılan, bağlılıktan ziyade bağımlılık eksenli “gözümü kapar, vazifemi yaparım” deyip göz oyanı görmeme hali vardır.
Ayrıca, “Her deriyi post, her yüze güleni dost sanma” ikazı da bir yere not edilmeli.

Evet postuyla yaşayanların mutluluğu ile hakiki ve yalansız/hilesiz/politik olmayan dostlukta yaşayan mutluluğun sonuçlarını hep beraber ayrı ayrı düşünmeye değer.
Postsuz kalalım, ama dostsuz asla.
Aldanmak, ama aldatmamak bir hakikat dostluğudur.

Hakiki dostluk, hakikat dostluğudur. Merkezde hakikatin cezbettiği dostluk.
peki dost isterken bir ön şartımız olacakmı…yoksa samimi olarak gerçekten Bediüzzamanın;ifadesiyle”DOST İSTERSEN ALLAH YETER”diyebiliyormuyuz,diyorsak bile bu kainatın sahibini kalbimizde,ruhumuzda ve bedenimizde yani bizim 24 saatimizin kaç saniyesinde ,kaç dakika  veya kaç saatinde hatırlayıp,gerçek dostla ne kadar zaman geçiriyoruz….. SORU ÇİĞ DEĞİLMİ....PEŞİN HEMEN ELİMİZİN ALTINDA “POST”varken……  Neyse  bir nakaratla bitirelim dost post işini…ZOR DOSTUM ZOR…..

Bu yazı toplam 321 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.