1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

SÜBHANALLAH DEMEK 
"Süleyman aleyhisselam havada uçan tahtına oturmuş gidiyordu. Kuşlar başının üzerinde gölge yapmışlardı. Cin ve insanlardan oluşan iki ordusu vardı. Bu halde, ibadet ile meşgul olan bir abidin (dervişin) üzerinden geçtiler. Abid, Süleyman aleyhisselama;
- Ey ALLAH'ın Nebisi! Ne muazzam bir mülkün var, deyince Süleyman aleyhisselam şöyle buyurdu:
- Vallahi, bir kere SÜBHANALLAH demek Süleyman bin Davud'un bütün mülkünden daha hayırlıdır". (Kaynak: M. Zekeriyya El-Kandehlevi, Fedailü'l-a'mal; syf:536-537)  Sübhanallah Mikail aleyhisselamın zikridir . Bu Zikri çok yapanları kabirlerinde Mikail Aleyhisselam günlük ziyaretine gelir. Büyük meleklerden biri olan Mikail aleyhisselamın günlük ziyaretine geldiği o kabir ehlinin rahatını ve sefasını siz düşünün. Bu zikir tefsir edilenlerin dışında daha çok manaları içeriz Eğer böyle mübarek bir zikir olmasaydı secdeye konur muydu . O halde ayakta ve yatarak her zaman bu küçük ve kısa zikri yapmamız gerekir Hele bu günlerde daha güzel olur/ zebidi - mecme'u z'- zevaid
ÇOBANIN DUASI "ONU DA SEN AĞIRLA"...
Günahkar bir adamdı. Ayık gezmezdi.
Bütün bir köy halkı yaka silkiyordu adamdan. Ölse de bir kurtulsak, diyorlardı. Bir karısı vardı adamın, bir de kendisi. Hiç çocukları olmamıştı. Köy halkı böyle bir adamın zürriyetinin olmadığına memnundu.
Kadın ise adamın haline üzülse de ses çıkarmazdı, çıkaramazdı. Otuz yıldır evliydiler, döverdi, kızardı, her gün biriyle kavga ederdi. Ama kocasıydı işte, evinin erkeği idi. Adam iyice yaşlanmıştı artık. Öksürük nöbetleri uykusunu bölüyor, iki basamak merdiven çıksa nefes nefese kalıyor, titreyen elleriyle sigarasını zor sarıyordu. İyice zayıflamış, zaten kısacık olan boyuyla bir çocuk gibi kalmıştı. Kadıncağız ellerini açıp dualar ediyor, ahir ömründe olsun şu adamın hali biraz düzelsin diye yalvarıyordu ALLAH'A...
Adam bir sabah evden çıktı, fakat ertesi sabah oldu, dönmedi. Tan yeri ağarırken kadın aramaya çıktı kocasını. Kim bilir yine nerede sızıp kalmıştı!
Köyün üst tarafındaki çeşmenin başına gitti önce, orada içerdi adam, bulamadı. Yakındaki tarlaları aradı, köyün dört bir yanına baktı, yoktu. Eve gelmiştir belki diye koşarak geri geldi, hayır, dönmemişti. Güneş inmek üzereydi, bir acele abdest aldı, namaza durdu. Duası bitmek üzereydi ki, kapının çalındığını duydu. Kocasıydı gelen. Adamın yüzü sapsarı kesilmişti. Öksürüyor, eliyle göğsünü işaret ediyordu. Kadın koluna girdi kocasının, güç-bela sedire kadar taşıdı. Uzandı adam, karısının yüzüne baktı, ağlıyordu. Doğrulmak ister gibi yaptı, hakkını helal et diyecekti, lafının sonunu getiremedi, başı yastığa düştü. Ölmüştü...
Kadıncağız kocasının başında epey bir ağlayıp feryat etti. Biraz kendine gelince gözlerini sildi, yemenisini bağladı. Kalktı, imamın evine gitti.
-Hocam... Diyebildi hıçkırarak, bizimki...
Söyleyemiyordu, ama İmam Efendi durumu anlamıştı. Kadının yüzüne baktı, köylü ne der diye düşündü, bocaladı.
-O mendebur bir kez bile caminin kapısından içeri girmedi, kaldırmam onun cenazesini, deyip kapıyı kapattı.
 

Bu yazı toplam 293 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar