1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

BİR VAV ÇİZSEM OLMAZ MI..?
Osmanlı devletinin büyük hattatlarından olan Hafız Osman daha hayatta iken yazıları aranan bir hattattır. Bir gün bir vesile ile Üsküdar’dan Beşiktaş’a geçmek için bir kayığa biner. İnmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman, yanına para almayı unuttuğunu fark eder. Tabii artık çok geçtir. Bir çare gelir aklına…
Kayıkçıya “sana bir “Vav” çizeyim olmaz mı?” der.
Kayıkçı homurdanarak: -“Paran yoktu da ne diye bindin kayığa?” der ama çaresiz kabullenir.
Bir zaman sonra kayıkçının yolu hat eserlerinin alınıp satıldığı bir çarşıya düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlara alınıp satılıyor; üzerindeki yazıyı hatırlar ve satıcıya gösterir. Satıcı yazıyı görür görmez tanır, ‘Bu Hafız Osman Vavı’ diyerek açık artırmaya başlar. Sonunda Sandalcının şaşkın bakışları altında eser çok iyi bir fiyata satılır. Kayıkçı, bin bir emekle kaç ayda kazanacağı parayı bu ‘vav’ ile kazanmıştır.
 Kısa bir zaman sonra hattat ustası ile sandalcı yine karşılaşırlar. Sandalcı bu durumdan bu sefer gayet memnundur. Karşıya geçtiklerinde hattat ustası borcunu sorar. Sandalcı; Aman efendim ne borcu bir vav karalayıverin, yeter, der.
Bunun üstüne hattat şu cevabı verir: O zaman üzerimde borcumu ödeyecek param yoktu. O yüzden VAV karaladım. Sende karşılığını fazlasıyla aldın. Ben her zaman karalasam senin aldığın karşılığı olur muydu o  VAV 'ın…
Vav!
İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer...
Vav Harfi, Allahü tealanın Vahid ismini ve birliğini simgeler. 
Ebcet hesabında 6 rakamına dektir ki; Bu yönüyle aynı zamanda imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir. 


Bir vav  çizermisin hocam,
 ucu ruhuma dokunan,
 ve okunurken "aşk" diye okunan...

Bir vav çizermisin hocam,
 Gözü dünyaya kapalı,
Vakur, derviş kafalı,
 "aşk"ı anlatır yüreği yaralı...

Bir vav çizermisin hocam,
 Ağyara harf gibi duran
 Yâre "aşk" diye okunan... 
(Alıntı)
           BU VATAN NASIL DÜŞMANDAN KURTULDU...                                                         Bir hanımefendi diyor ki; 1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim. Güzel bir kızdım.
Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış.
Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.
Nişanlandık.
Nişanlımı seviyordum.
Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.
Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.
(Ayşe'nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyor muş) dediler.
Alt üst oldum.
Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…
Yıkıldım.
Nişanı atıp, ayrıldık.
Aradan 5 yıl geçti.
Evlenmiştim,
Bir de çocuğum olmuştu.
1924 yılıydı.
Artık ülkemiz özgürdü.
Bir gün Beyoğlu'nda rastladım ona.
Oğlum yanımdaydı.
Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi.
Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
Olur, dedim.
Bir büroya girdik.
Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.
İçeride yardımcıları çalışıyordu.
Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.
Evet, dedi.
Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.
Durdu, başı öne eğildi.
Beni affedin, dedi.
İstanbul işgal altındaydı,
Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.
Her şeyi didik didik arıyorlardı.
Biz de Anadolu'ya ,  Milli kuvvetlere ancak,cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için hayati bir işti.
Bunu size bile söyleyemezdim...
bu vatanı canlarını ve aşklarını feda edebilenlere borçluyuz.
 

Bu yazı toplam 285 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar