1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

KABİRDEN ÇIKAN ÇOCUK ÂLİM OLDU!

Bir baba hamile hanımını bırakıp Allah yolunda cihada gidiyor. Döndüğünde hanımının öldüğünü ve defnedildiğini öğreniyor. Kabre gittiğinde ise ibretlik bir olaya şahit oluyor… İşte büyük Osmanlı ulemalarından Meyyitzâde’ye adının verilme sebebi olan ibretlik hâdise…

nedenmeyyitzâde?

Sultan 1. Ahmed Han zamanında yaşamış olan Meyyitzâde, fazilet ve irfanıyla meşhur, büyük bir Osmanlı âlimidir. Kendisine Meyyitzâde, yani “ölünün oğlu” isminin verilmesi, rivayete nazaran başından geçen şu ilâhî tecelli sebebiyle olmuştur: Meyyit zade’nin babası yiğit bir askerdi. Birçok cengâver gibi o da Sultan 3. Mehmed’in 1596 yılında yaptığı Eğri Seferi’ne çağırılmıştı. Fakat o esnada hanımı hâmileydi ve doğumu da bir hayli yaklaşmıştı. Bununla beraber Allah yolunda cihadı her şeyin üstünde tutan cengâver baba, sefer hazırlıklarını tedarik etti ve hâmile hanımıyla şefkat ve muhabbet hisleri içerisinde helâlleşti. Ruhları coşturan kös sesleri ile şimdiden kendisini gaza heyecanına kaptırmıştı. Son defa nur yüzlü vefakâr ve fedakar hanımına baktı. Doğum esnasında yanında bulunup alâkadar olamayacağı için, gönlü mahzun bir hâlde, düşmana kılıç sallayacak olan ellerini edeple Cenâb-ı Hakk’ın ulvî dergâhına açtı. Gözlerine biriken merhamet damlaları arasında niyaz etti: “İlâhî! Senin yolunda gazaya gidiyorum. Malumundur ki Sen’den başka kimsem yok! İlâhî! Şu vefakar ve çilekeş hanımımdan doğacak olan evlâdımı Sana emanet ediyorum. Lütuf ve keremin­le onu muhafaza eyle!”

zaferle döndükten sonra ölüm haberini aldı!

Bundan sonra atına atlayan cengâver baba, hızla gözden kayboldu. Osmanlı ordusu ile beraber Eğri’ye varıp da düşmanla harbe tutuştuklarında arslanlar gibi cenk eyledi. Neticede Allah’ın inayet ve nusretiyle Osmanlı ordusu, muzaffer oldu. Kumandanından askerine kadar bütün yiğitler, alınlarında şeref ve zafer hâlelerinden örülmüş çiçeklerle o zamanlar bir adı da Der saadet (saâdet kapısı) olan İstanbul’a döndüler. Dönüşle beraber der­hâl kumandanından müsâade alan cengâver baba da, doğruca evine gitti. Ancak eve geldiğinde gördü ki kimsecikler yok. Oysa ordunun muzafferen döndüğü haberi her tarafta duyulmuş bulunduğundan, hanımının evde kendisini bekliyor olması Lâzımdı. Büyük bir merak ve telâş içerisinde hemen etraftaki komşulara koştu ve hanımını sordu. Cengâver babayı karşılarında gören komşular, mahzun bir şekilde: “–Yiğit! Allah gazanızı mübarek etsin ve sizin ömrünüze bereket ihsân eylesin!” dediler.

ben yavrumu allah’â emanet ettim!

Bu cümleden kastedilen hakikati anlayan baba, bir anda kalbini saran yakıcı bir elemin verdiği iradesizlikle:

“–Hayır, olamaz!” diye kekeledi ve ardından hafif bir sesle: “–Olamaz! Ben doğacak yavrumu kâinatın Rabbine emanet eylemiştim! O, muhafaza edenlerin en hayırlısıdır!..” dedi. Bir müddet deruni bir sükût içinde kısa bir an geçti. Kederli baba, yanındakilere baktı; sonra içine doğan bir ilhamla haykırdı:

refikamın kabrini gösterin!

“–Elbette ki merhamet sahibi olan Allah, muhafaza edenlerin en hayırlısıdır! Tiz bana refikamın kabrini gösterin!” dedi. Birlikte kabristana yöneldiler. Baba, kalbinin sesine uyarak kazma ve küreğini de yanına almıştı. Kabir kendisine gösterildiğinde heyecanla kulağını mezarın toprağına koydu ve dinlemeye başladı. Bir müddet sonra haykırdı: “–İşte yavrumun sesini işitiyorum!”

 

Bu yazı toplam 244 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar