1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

Kabir açıldığında ölü anneden doğan bir bebek bulundu!

Hemen kazma ve küreğine sarılarak kabri açmaya koyuldu. Onunla beraber gelenler de mezardan ince ince yayılan çocuk sesini duydukları için bu mahzun babaya yardım ettiler. Kabir tamamen açıldığında ortaya çıkan manzara, iradeleri sıfırlayacak kadar hayret ve dehşet vericiydi: Kabirde ölü anneden doğmuş nur topu gibi bir yavru vardı ve annesinin göğsüne yapışmış bir vaziyette duruyordu. Gazi baba, hemen yavrusunu alıp bağrına bastı. Onun pembe yanaklarına buseler kondurdu. Sonra yavruyu sıcak bir kundağa sardı. Açılmış olan kabri de, hanımına dilinde «veda fâtihası» olduğu hâlde itina ile tekrar kapattı. Herkes, bu mucizevi ve Rabbani tecellî karşısında hayret ve hiçlik makamında idi. Büyük bir tazimle Cenâb-ı Allâh’ı tesbîh ve takdis ediyordu. Baba da, nemli gözlerle secdeye kapanmış, hanımının vefatı dolayısıyla hüzün, evlâdı sebebiyle de sürur dolu bir gönülle Rabbine hamdediyordu.

o çocuk bir alim oldu!

Bu yavru, güzel bir tahsil ve terbiye içerisinde büyüdü ve şöhreti bütün Osmanlı mülkünü saran zahit bir âlim oldu. Başından geçen bu mucizevi tecelli dolayısıyla hep Meyyit zade diye anıla geldi. O, Hak Teâlâ’ya mutlak ve samimî bir teslimiyetin ibretli ve hikmetli bir bereketiydi. Kendi emrine samimiyet ve ihlâsla ram olan Hazret i İbrahim -aleyhisselâm-’ı ateşte yakmayan ve Hazret-i İsa aleyhisselâm-’ı babasız yaratan Kâdir-i Mutlak, bu zâtın da babasının ihlâsı bereketiyle ölü bir anneden doğmasını irade buyurmuştu. Kudret, güç ve azamet, yalnız Cenab-ı  Allah’a aittir. Meyyit zade’nin metfun olduğu mezarlığa, onun adına istinaden “Meyyitzâde Mezarlığı” denilmiştir. (Kaynak: Osman Nuri Topbaş / Osmanlı, Erkam Yayınları)

                      HZ. ÖMER VE İHTİYAR KADIN...                            Hazreti Ömer Suriye seferinden dönüyordu. Medine dışında yalnız başına yaşayan bir ihtiyar kadınının çadırına uğradı her zamanki adeti üzere şehrin bir köşesinde yalnız başına yaşayan bu kadının ihtiyacı olup olmadığını ve halifeden memnuniyetini anlamak istedi kendini tanıtmadan sordu anneciğim halife Ömürden memnun musun bir derdin bir ihtiyacın var mı? kadının cevabı çok sertti Allahtan bulsun o Ömer. Halife oldu olalı beş para devletten yardım alamadım gördüğün gibi benim kimsem yok bana yardım edilmesi gerekirdi .Bu sözler üzerine Ömer iliklerine kadar titremişti ihtiyar kadının kendisine karşı kızgınlığını gidermek için şu mazereti ileri sürmek istedi. Sen böyle halktan uzak şehirden ayrı bir yerde yaşarsan Ömer senin halini ne bilsin anneciğim .Fakat ihtiyar kadının bu mazerete de cevabı kesindi .Bunu yapamayacaksa ahalinin ne olduğunu , ne halde olduğunu kendi araştırıp bilemeyecekse niçin Müslümanların işlerini göreceğim diye devletin başına geçti. Hz. Ömer bu haklı cevaba ne diyebilirdi derin derin içini çekti gözleri dolu dolu oldu ve sadece Ömer kendine yazık ettin diye inledi , sonrada memurlarına ihtiyar kadına devletten maaş bağlamalarını emretti .

                                               KÖLE

                                                                                                                                                                       Abdülkadir Geylani Hazretlerine birisi bir köle hediye ediyor, diyor ki:

"Bu köleyi alın, zatınıza hizmetçi olsun."

Köle, hiçbir hakkı olmayan, efendisinin arzusuna tabi insan demektir. Daha doğrusu beşeri haklarının yarısı efendisinin elinde olan kimsedir.

Abdülkadir Geylani Hazretleri köleyi alıyor, evine getiriyor,

"Evladım, bak," diyor, "şu odalar yatma yeridir, şu elbiseler de giyilebilir. Yemek istiyorsan işte şu yemekler var."

Ondan sonra soruyor:

"Şimdi gördün bunları, nerede yatmak istersin?"

Kölenin cevabı:

"Nereyi münasip görürseniz."

"Pek i hangi elbiseyi giymek istersin?"

 "Hangisini uygun  görürseniz."

 "Hangi yemeği seversin?"

 "Hangisini verirseniz."

 

Köle böyle cevaplar verince, Abdülkadir Geylani Hazretleri gözyaşı dökmeye başlıyor. Köle bu sefer tereddüt ediyor, üzülüyor, acaba hatalı bir cevap mı verdim diye. Geylani Hazretlerinin gözyaşları sürekli akınca köle yaklaşıyor,

"Efendi Hazretleri, kusur ettiysem, özür dilerim, hata mı ettim acaba?"

"Yok, evladım yok, hata etmedin, tam isabet ettin" diyor.

"Niye ağlıyorsunuz öyleyse?" deyince:

"Söylediklerini dinledim de ondan."

"Ben yanlış bir şey mi söyledim?"

"Yok, doğru söyledin. Keşke senin bana bu yaptığın itaat gibi, ben de Rabbime böyle bir itaatte, kullukta bulunsam da ömrümde bir defa olsun, Ya Rabbi, Senden hiçbir şey istemiyorum. Nereyi uygun bulursan o evde yatarım, hangi elbiseyi münasip görürsen onu giyerim, hangi rızkı verirsen onu yerim. Başka bir talebim yok Senden' diyebilseydim. Onun için ağlıyorum" diyor.

  Evet, söyleyenden ziyade dinleyen arif olmak gerektir. Köle böyle söylemiş, ama dinleyen ne anlamış, ne mana çıkarmış oradan ve hakikat nasıl yerine oturmuş?  Biz de Abdülkadir  Geylani gibi diyebiliyor muyuz?

Rabbim ize hakiki Kul ve köle olabilmek ümidiyle Resulü

Bu yazı toplam 131 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar