1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

-“Ana rahmindeki cenin de öyle değimlidir?”
-“Peki, hacca giden tavaf eden ama canı ruhu olmayan bir şey ne olabilir?”
Beyazıd Hazretleri:
-“Nuh a.s’ın gemisidir. Tufanda Kâbe’yi tavaf etmiştir.” dedikten sonra Baş Rahibe döndü ve -“Sanırım bu kadar soruya cevap verdikten sonra bana da soru sorma hakkı doğdu” dedi. Ve:
-“Ben müsaade ederseniz size sadece bir soru soracağım ve cevabını bildiğinizden de adım gibi eminim.”
-“Buyurun sizi dinliyorum.”
-“Cennet Kapılarının üzerinde ne yazar?”
Baş Rahip konuşmadı. Etrafındakiler rahatsız oldu ve Ey Büyüğümüz Cevabını ver ve bizi mahcup etme!” diye yalvarmaya başladılar. Bunun üzerine Baş Rahip:
-Doğrusunu sorarsanız bu sorunun cevabını biliyorum. Ama…”
-“Ama ne?”
-“Siz bu cevabı kaldıramazsınız.”
-Söz veriyoruz katlanacağız, Bedeli ne olursa olsun ödemeye hazırız.”
Bunun üzerine Baş Rahip:
-“O halde beni iyi dinleyin.”
-Cennetin anahtarı ve cennet kapılarının üzerinde yazılan şey aynı şeydir. O da "LA İLAHE İLLALLAH MÜHAMMEDÜRRESULULLAH" dır. Cennet kapılarının üzerinde bu ibare yazılıdır.”
Bunu deyince oradaki herkes kelime i şahadet getirerek Müslüman oldu. Sonra baş Rahip Beyazıd hazretlerine dönerek:
-“Ben çoktan Müslüman olmuştum ama beni öldürürler diye bunu herkesten saklıyordum. Allah’a dua ederek kâmil bir dostunu göndererek bana yardımcı olmasını, etrafımdakilerin de islamla müşerref olmasını nasip etmesini istemiştim. Allah seni gönderdi” dedi.
ALLAHA TESLİMİYETİYLE DEĞERLİ
Hz. Hacer'i düşünüyordum. Bir İbrahim’inden ve İsmail’inden başka hiç bir şeyi ve kimsesi olmayan Hacer'i. Tek başına hiç tanımadığı bir yerde zamanı geçiren o kadını. Bazı değerleri nesnelere bağladığımız bu zamanda düşünmeden edemiyorum, çok üzülüyorum. Hatta öyle ki gece uyuyamayacak kadar çok düşünüyor ve üzülüyorum. Kimisi eşiyle değerleniyor kendince, kimi sahip olduğu mallarla, kimi diplomasıyla kimi makamıyla. Değerlerini bunlara bağlamış bir insan topluluğunun içinde yaşıyor olmak beni son derece incitiyor. 
İbrahim’di Hacer in kocası.
Kim İbrahim’den ayrı kalmayı ister? 
Kim dayanabilir buna? Fakat o dayanmış, hatta öyle güzel dayanmış ki, yazmış kitaplar, anlatmış diller, örnek verilen olmuş, örnek alınan. Bir İbrahim’di belki kocası fakat tevekkülü değerli kılmış Hacer'i. 
Ne muazzam şey "Rabbin istediyse git o bizi zayi etmez" tevekkülü. 
Babası daha doğmadan ölen Meryem de var. Hiç tanımadığı kendinden kat kat büyük insanların arasında tek başına küçük bir Meryem, Allah’ın hizmetçisi Meryem. Yaşıtları gibi olmayı bırakalım kenara belki çocukluğunu bile normal çocuklar gibi geçirmemiş lakin yine de Meryem değerli, sahip olduklarıyla değil, 
Allaha teslimiyetiyle değerli. 
Bir de durup bizim kendimizi var olduğu için değerli sandığımız onca şeyi gözümüzün önüne getirelim. Hep fazlası hep daha fazlası daha lüksü, yan yana el ele tutuşup cennete yürümemiz gereken kardeşlerimize yaptığımız nispetler, sonra başkasından görüpte özenip eve geldiğinde eşinin kafasında onun koltukları daha güzeldi perdeleri son çıkanlardan diye bir ton konuşup bıktıran insanlar haline nasıl geldik? Nasıl olurda bir koltuk takımı, bir araba bizi olduğumuzdan daha değerli hale getirdi anlam veremiyorum. Ah Hatice görseydi halimizi kim bilir ne kadar üzülürdü. Ah İbrahim yanımda olsaydı da, diye geçiren içinden Hacer görseydi ne kadar üzülürdü. 
Biz ise eşya Derdine düşmüş fark edemiyoruz yanımızdaki insanların değerini. Rabia'yı, Asiye’yi, Meryem’i diploma değil, eşya değil, makam değil Allaha duydukları aşk değerli kıldı ve bizlere kadar geldi. 
Allah severse farklı ve değerli oluyor insan. Tamamda nasıl anlatacağım bunu insanlara? Rabbim dünya Derdine düşmekten koru bizi.(alıntı)

Bu yazı toplam 447 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar