1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

“KULUMUN GÖNÜL MEYVESİNİ Mİ KOPARDINIZ ?”. 
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahbu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kulun çocuğu vefat ettiği zaman Allah Teâlâ meleklerine:
- “Kulumun çocuğunu elinden aldınız öyle mi?” diye sorar. Onlar da:
- Evet, diye cevap verirler. Allah Teâlâ:
- “Kulumun gönül meyvesini mi kopardınız?” diye sorar. Melekler:
- Evet, diye cevap verirler. Allah Teâlâ tekrar:
- “O zaman kulum ne dedi?” diye sorar. Melekler:
- Sana hamdetti ve “innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn: Biz Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz” dedi, diye cevap verirler.
O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Kulum için cennette bir köşk yapın ve ona hamd köşkü adını verin.”
(Tirmizî, Cenâiz 36)
Açıklamalar
Başa gelen sıkıntılara katlanan, üzücü olaylar karşısında isyan etmeyen, Allah Teâlâ’nın emrine teslim olup O’na boyun eğen kulun bu uysal davranışı Cenâb-ı Hakk’ı memnun eder. Mü’min bir kulun Allah’ın emrine boyun eğişi, hadisimizde temsilî bir şekilde anlatılmıştır. Buna göre Allah Teâlâ, Azrâil aleyhisselâm’a, kulunun başına gelen sıkıntının büyüklüğünü anlatmak ister gibi, Ahmed İbni Hanbel’in Müsned’indeki (IV, 415) rivayete göre, “Ey ölüm meleği!” diye hitap ederek, “Kulumun çocuğunun rûhunu kabzettin öyle mi?” diye sorar. Ondan olumlu cevap aldıktan sonra, yavrusunu kaybeden kulunun acısını dile getirmek ve onun çektiği ıstırabı meleklerine de bildirmek arzusuyla, “Kulumun gözünün nurunu, gönlünün meyvesini elinden mi aldın?” diye tekrar sorar.
Gönlü kırık kulunun hâlini meleklerden daha iyi bildiği halde, bu dayanılması zor olay karşısında onun nasıl bir tahammül gösterdiğine meleklerinin dikkatini çekmek maksadıyla “Bu duruma kulum ne dedi?” diye sorar. Onlar da bu mü’min insanın sabrını, yiğitliğini, Rabbine teslimiyetini dile getirirler; onun innâ lillâh ve innâ ileyhi râci‘ûn dediğini, yani kimimiz bir müddet önce, kimimiz bir müddet sonra, ama netice itibariyle hepimiz mutlaka Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna varacağız, dediğini anlatırlar.
Kulunun sıkıntılar karşısındaki sabrını takdir eden Cenâb-ı Mevlâ, onun ıstırablı zamanında bile Rabbine hamdetmeyi unutmadığına dikkat çekmek ve böylece büyük bir mükâfatı hakettiğini göstermek üzere, kuluma bu hamdü senâsına karşılık cennette bir köşk hazırlayınız ve bu köşke, onun davranışına uygun bir ad vererek, Hamd Köşkü deyiniz, buyurur.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Bir derde uğrayan kimse, Allah’ın verdiği bu sıkıntıya katlanmalı ve sabrının mükâfâtını O’ndan beklemelidir.
2. İnsan dilini hamdetmeye alıştırmalı, karşılaştığı acı tatlı her şeyden dolayı Allah’a hamdetmelidir.
3. Çocuğunu kaybeden veya benzeri bir sıkıntıyla karşılaşan mü’min, feryâdü figan etmeyip başa gelene sabretmeli ve kendisine bunu uygun gördüğü için Allah’a hamdetmelidir.
4. Başa gelen dert ve sıkıntı ne kadar büyük olursa, sabredip Allah’a hamd edildiği takdirde, onun mükâfatı da o kadar büyük olur.
HZ. ALİ’NİN (R.A.) BİR KARINCAYLA SINAVI
Hazret-i Ali (r.a.) bir gün yolda aceleyle giderken farkına varmadan bir karıncayı incitti. İncinen karınca, elini ayağını oynatarak yerde çırpınmaktaydı. Hazret-i Ali, karıncanın içine düştüğü durumu görünce pek üzüldü. O Allah’ın Arslan’ı, bir karıncanın incinmiş hâlinden dolayı perişan oldu. Karıncanın kendine gelip yürümesi için bir hayli emek sarf etti, birçok çareye başvurdu. Fakat nafile…
O gece Hazret-i Ali, rüyasında Rasûlullah Efendimiz’i gördü. Efendimiz ona şöyle buyurdular:
“‒Ey Ali! Yolda acele etme! İki gündür bir karınca yü¬zünden gökler mateme boğuldu. Buna da sen sebep oldun. Yoldaki karıncayı incittin. Öyle bir karıncayı incittin ki, o Allah’ın narin ve hassas bir mahlûkuydu. Vazifesi, Allah’ı zikretmekti.”
Hazret-i Ali’nin vücudu titremeye başladı. Allah’ın Arslan’ı, bir karınca yüzünden ne hâllere düşmüştü. Efendimiz:(SAV)
“‒Merak etme! Allah indinde şefaatçin, yine o karınca olacak. O karınca Cenâb-ı Hakk’a iltica edecek ve: «Yâ Rabbi! Hazret-i Ali bu işi kasten yapmadı. Ba¬na bir zarar verdiyse de o, Sen’in velî bir kulundur. Sen onu bağışla!» diyecek.” buyurdular.
Ey kardeş İyi bil ki böyle bir maneviyat Arslan’ının bir karıncaya karşı bu hâle düşmesi, dinî hassasiyetinden kaynaklanıyordu. Görüldüğü üzere Hazret-i Ali gibi haşmetli bir yi¬ğit bile, bir karınca yüzünden nasıl dertlere düştü!. Ey rabbimiz bizlerimde Allahlın Arslan’ı hz ali gibi merhametli kullarından eyle ve cümlemizi onun şefaatine nail eyle… ALLAH DOSTLARININ AHLAKI
Sen olmak istersen Evliya 
Şu söylediklerimi iyi duya
Cömert ol
Tevazulu ol
Halim ol
Mazlum ol
Sukut ehli ol
Sabırlı ol
Mujdeliyici ol
Her gelene kapıni ac 
Herkesin derdini dinle 
Hergün yüzlerce sofra aç 
Fakirlerle dost ol
Şöhretten uzak dur 
İncilme, İncitme, Kimseye öf deme, 
Dua al , Dua et, Ferahlandır 
Kimseyi kötüleme üEbu El Fukara 
Mustafa El Tokadi el Rabbani
BÜTÜN GÜNAHLARIN BAŞI.
-Üç şey var ki, bütün günahların kaynağıdırlar. Bunlardan muhakkak sakınınız.
Birincisi: Kibir. İblis'i Âdem'e secde etmemeğe sevk eden şey kibirdir.
İkincisi: Hırs, Âdemi memnu şecereden yemeğe sevk eden hırstır.
Üçüncüsü: Haseddir. Âdemin iki oğlunun birbirleriyle kıtal edib kardeşini öldürmeğe sebeb olan haseddir. (Musa Topbaş., Altınoluk Dergisi)
1- Ebû Zer’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurdu:
“Üç sınıf insan vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, yüzlerine bakmaz, onları temize çıkarmaz. Hem de onlar için elîm (can yakıcı) bir azap vardır.”
Râvî dedi ki: Resûlullah bu cümleyi üç kere tekrarladı. Sonra Ebû Zer (r.a):
“–O hâlde bu kimseler tam bir mahrumiyete ve hüsrana uğramışlardır. Onlar kimlerdir, ey Allah’ın Resûlü?” diye sordu.
Resûl-i Ekrem de: “–Elbisesini kibirle yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek ticaret malını iyi bir fiyata satmaya çalışandır” cevabını verdi. (Müslim, Îmân, 171. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Libâs, 25/4087; Tirmizî, Büyû’, 5/1211; Nesâî, Zekât, 69; Büyû’, 5; Zînet, 103; İbn-i Mâce, Ticârât, 30)
2- Seleme bin Ekva’ (r.a) der ki: Resûlullah şöyle buyurdu:
“Bir kimse kibirlene kibirlene sonunda zalim ve cebbarlar grubuna kaydedilir. Böylece onlara verilen ceza buna da verilir.” (Tirmizî, Birr, 61/2000)
3- Hârise bin Vehb el-Huzâî’den (r.a) rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
“Size Cennetlikleri haber vereyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin ehemmiyet vermediği, fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir.
Size Cehennemliklerin kimler olduğunu haber vereyim mi? Bütün katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî, Edeb, 61; Eymân, 9; Tefsîr, 68/1; Müslim, Cennet, 47. Ayrıca bkz. Tirmizî, Cehennem, 13; İbn-i Mâce, Zühd, 4)
4- Amr bin Şuayb (r.a) babasından, o da dedesinden rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
“Mütekebbirler/kibirli kimseler, kıyamet gününde insan sûretinde küçük ve kırmızı karıncalar kadar haşr olunacaklardır. Zillet her taraflarından onları saracaktır. Cehennemdeki “Bûles” adı verilen bir zindana sürükleneceklerdir. Onları ateşlerin ateşi kuşatacak ve Cehennem ehlinin Tînetü’l-habâl denilen kan, irin ve pisliklerinden içirileceklerdir.” (Tirmizî, Kıyamet, 47/2492; Ahmed, II, 179; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 557)
Hırs Kurbanı Kârun
Kārun, Hazret-i Musa zamanında yaşayan âlim bir zât idi. Tevrat’ı en iyi okuyup tefsir edenlerdendi. Şeytan onu derece derece dünyalığa alıştırdı. İmtihan îcâbı büyük servetler elde etti. Fakat tatmin olmayan hırsıyla, dînî bir makam olan hibirliği / kurban işlerini yönetmeyi istedi. Bu vazifenin vahiyle, Hazret-i Harun’a tevdî edilmesini hazmedemedi. Allâh’ın hükmüne râzı olmadı. Hazret-i Musa’ya iftira tuzakları kurdu. Sonunda kahra uğrayarak, sığındığı servetiyle birlikte yerin dibine geçti.
Haset hakkında Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, düşmanlık ve haset etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez.) [Buhari]
(Müminin kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.) [Beyheki]
Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz.) [Taberani]
Hasetten kurtulmak zordur. Haset ettiğiniz kimseyi incitmeyiniz!) [İ. Ahmed]
(Hasetten sakınınız! Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de hasenatı yok eder.) [Ebu Davud]

Bu yazı toplam 1259 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar