1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

Ben Medine'yi, Medine beni bırakmaz
Ancak cihan devleti olmuş şerefli bir milletin Paşa'sı olan Fahreddin Paşa, "Medine'yi İngilizlere teslim edemem" der ve direnir. Payitahttan emir üzerine emir gelir ama Fahreddin Paşa;
"Ben Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) kabrini gayrimüslim İngiliz devletine bırakamam" der. Devlet imzanın gereğini yapamadığı için sıkıntıdadır. Paşa ise kararlıdır.
Müdafaanın son günleridir.
Fahreddin Paşa ve askerine bütün yardımlar kesilir. Çekirgeden başka yiyecek de bulamazlar. Askerler Peygamberimizin mescidinin dışını kendilerine mesken tutarlar. İffet ve şerefini koruyan bir aile reisi gibi mescidin önünde nöbete başlarlar.
Yerli halk da gönülden onlarla beraberdir.
Fahreddin Paşa'yı tutuklayın
Osmanlı antlaşma gereği Medine'yi teslim edemeyince başka bir çareye başvururlar. Fahreddin Paşa için 'iş yapamaz' raporu çıkartırlar. Böylece görevden azledilir ve yetki başka bir komutana teslim edilir. Fahreddin Paşa Medine'de Efendimiz'e (s.a.v.) veda etmek için Mescid'e geçer.
Askerleri de yanındadır. Paşa, Mescid'in minberine doğru yürür.
Sonra Efendimiz ‘in (s.a.v.) şerefli mezarına doğru yürür ve ağlayarak şöyle der: 'Ben seni nasıl bırakırım.
Gönlüm el vermez ki! Seni kime teslim edeyim.' Oradaki herkes bu gönlü kırık, Medine sevdalısına bakıp gözyaşı dökerler.
Zor bir ayrılıştır. Ayrılamamaktadır.
Fahreddin Paşa gidip eşyasını toplar. Bir bavula koyar ve son kez Efendimiz'e (s.a.v.) vedaya gider. Hz. Resul'ün (s.a.v.) kabrinin önünde demir pencerelere yapışır.
Ve seni bırakmam der. Sonra bavulunun üzerine oturur. Asker de tüfeklerini birbirlerine dayayıp Paşa'nın yanında otururlar.
Fahreddin Paşa aşkına tutuştuğu Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şehrini terk etmeyince, askerlerin onu tutuklayıp Medine'den çıkarmaktan başka çareleri kalmamıştır.
Antlaşmanın gereğini yerine getirmek zorunda olan yeni komutan paşayı derdest etmekten başka çare bulamaz.
Yeni komutan, Paşa'yı tutuklayıp Medine'den çıkarın der.
Askerler tüfeklerini yere koyup Paşa'yı çembere alırlar. Paşalarını kucaklarlar. Kırmadan, üzmeden, hırpalamadan bir annenin yavrusunu kucakladıkları gibi kucaklarlar.
Ve büyük teessür içinde Medine'den Paşa'yı çıkartırlar.
İşte bu şanlı direnişin, son Osmanlı'nın Medine-i Münevvere'yi terk edişinin çok kısa hikâyesi budur. Orayı terk ettik ama gönül hep orada kaldı.
Fahreddin Paşa'nın Medine'yi terk edişi 13 Ocak 1918'e denk gelir. Şimdi Sarıyer'de Aşiyan mezarlığında Hz. Resulullah'la (s.a.v.) buluşacağı günü bekliyor. Bizim de beklediğimiz gibi.
Gönlü Medine ve İslam aşkıyla dolu olan bu şanlı askere, Çöl Kaplan’ına selam olsun. Rabbim Medine'yi, Mekke'yi ve Kudüs'ü ebediyen korusun.
RABB'İM¸ SENİN GİBİ BİR KÂFİRİ MİNBERE LÂYIK GÖRMEYİP AŞAĞIYA İNDİRMEKTE…
 Rivâyete göre¸ Bağdat'a Rum diyarından bir Dehrî yani ateist gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile tartışmalara girişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu ateist karşısında âciz kalmış ve sorularına cevap verememişler. Görüşmediği sadece Ebû Hanîfe'nin hocası İmam Hammad kalmış. Ancak Hammad¸ ben de gidip tartışmada cevap veremez de aciz kalırsam¸ cahiller arasında İslâm inancı sarsılır korkusuyla tartışmaya katılmaktan çekiniyordu. O¸ bu düşünce ile ızdırap içinde uykuya dalmış. Gece rüyasında bir hınzırın gelip bir ağacın dallarını ve gövdesini yediğini ve sadece köklerinin kaldığını görmüş. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkarak o domuzu parçalayıp öldürmüş. Hammad korku içinde uykudan uyanmış¸ üzgün bir şekilde düşünmeye başlamış. İmâm-ı Âzam Hazretleri o zaman on üç yaşında imiş. Hocası Hammad'ı üzgün görünce sebebini sormuş. Hammad ona rüyasını anlatmış. Bunun üzerine İmâm-ı Âzam rüyasını şöyle yorumlamış:
“O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü sizsiniz. Arslan yavrusu ise benim¸ inşallah o domuzu ben öldüreceğim.” dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gitmişler. O sırada ateist gelip minbere çıkmış ve tartışmaya başlayarak karşısına çıkacak birini istemiş. Karşısına hemen Ebû Hanîfe çıkmış. Ateist¸ onun yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsemiş. İmam Azam: “Ne sormak istiyorsan sor.” demiş. Bunun üzerine atesit İmam Âzâm'a şöyle bir soru sormuş:
“Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? İmâm-ı Âzam hiç tereddüt etmeden ona:
“Sen sayı bilir misin?” demiş. Ateist de:
“Evet¸ bilirim.” deyince İmâm-ı Âzam:
“Bir sayısından önce bir sayı var mıdır?” demiş. Ateist:
“Bir sayıların ilkidir¸ ondan önce sayı yoktur.” cevabını vermiş. Bu sözü karşısında İmam şöyle demiş:
“Bir sayısından önce sayı olmaz da bir olan Allah'tan önce nasıl başka bir varlık bulunabilir?”
Bunun üzerine Dehrî ikinci sorusunu sormaya devam etmiş:
“Allahu Teâlâ ne tarafa yönelmiştir?” Bu soruya karşılık İmâm-ı Âzam:
“Bir mum yakınca onun ışığı ne tarafa yönelir?” demiş. Ateist:
“Her tarafa yayılır” cevabını vermiş. Buna karşılık İmâm-ı Âzam:
“Gerçek anlamda bir nur olmayan bir mumun ışığı her tarafı kaplar da göklerin ve yerin nûru olan Allahu Teâlâ her tarafı kaplamaz mı? Bunun doğruluğu güneşten daha açıktır.” demiş.
Ateist bunun üzerine üçüncü soru olarak şunu sormuş:
“Var olan her şeyin bir mekâna ihtiyacı vardır. Buna göre Allah nerededir?”
Bunun üzerine İmâm-ı Âzam bir kâse içinde süt getirerek:
“Bu sütün içinde yağ var mıdır?” diye sormuş. Ateist:
“Evet¸ vardır.” cevabını verince İmâm-ı Âzam:
“Yağ bu sütün neresindedir?” diye sormuş. Ateist:
“Süt içindeki yağın belli bir yeri yoktur¸ sütün her tarafında yağ vardır.” demiş.
Ateistin bu cevabı karşısında İmâm-ı Âzam:
“Fânî olan bir varlığın belli bir mekânı olmuyor da ebedî ve ezelî olan Allah'ın nasıl bir mekânı olabilir? Allahu Teâlâ vardır ve O'nun varlığı her yeri kaplamıştır.” demiş.
Bundan sonra ateist dördüncü sorusunu şöyle sormuş:
“Rabb'in şimdi ne iş ile meşguldür?” İmâm-ı Âzam:
“Sen birkaç soru sordun¸ ben ise cevap verdim. Soru soranın yüksekte¸ cevap verenin aşağıda olması yakışmaz. Sen in de minbere ben çıkayım.” demiş. Bu söz üzerine ateist minberden aşağıya inip yerine İmâm-ı Âzam minbere çıkmış ve:
“Şu anda benim Rabb'im¸ senin gibi bir kâfiri minbere lâyık görmeyip aşağıya indirmekte ve benim gibi bir tevhîd ehlini minbere çıkarmaktadır.” cevabını vermiş. Bu cevap karşısında ateist cevap veremez duruma düşmüş ve pes etmiş. Böylece İmam Hammad'ın gördüğü rüya gerçekleşmiş.
Kaynaklar
1) İbn Hacer el-Heytemî¸ el-Hayrâtu'l-hisân fî menâkıbi'l-imami'l-a'zam Ebî Hanife¸ 31; İsmail Efendi¸ Mevâhibü'r-Rahman¸ 77.
2) İbn Abidin¸ Reddü'l-muhtâr¸ I¸ 50.

Bu yazı toplam 271 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar