1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

KURU HURMA DALLARI YAKARAK GÖTÜRÜN
Hazreti Ayşe Validemiz, hücre-i sadetlerinde sadece Peygamber Efendimiz ‘in ve Hazret-i Ebû Bekir(r.a.)'ın kabirleri varken onların yanında rahat bir şekilde hareket edebiliyordu! Fakat Hazret-i Ömer(r.a.)'ın defnedilmesinden sonra, yüksek hayâ duygusu sebebiyle araya bir perde çektirerek odasını ikiye böldü! Ömrü boyunca Allah Resul’üne yakınlığı en büyük saadet bilen bu mübarek validemizin vefatına yakın yaptığı şu iki maddelik vasiyet, Fahr-i kâinat (s.a.v.) efendimize kavuşma heyecanının müstesna bir tezahürüdür:
1.Vefat ettiğimde, gerekli işlemleri yaparak cenazemi hiç bekletmeden, gece vakti de olsa defnedin! 
2.Cenâzemi kabre götürürken, tabutumun iki kenarında kuru hurma dalları yakarak götürün!           Eski Arabistan'daki âdetlere göre, düğün gecesi gelin,  damadın evine götürülürken,  düğün alayının kenarında kuru hurma dalları yakılırmış! 
İşte Mevlânâ Hazretleri'ne  'Şeb-i Arûs' ilhamını veren de,  Hazret-i Ayşe Validemizin bu vasiyeti olsa gerektir!
YALNIZ SEKİZ DAKİKAN VAR...
Hikâyede anlatılan efsaneye göre bir kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile
birlikte bir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bir ses duyar:
"İçeri gir ve ne istersen al, ama en mühim olanı unutma! Ayrıca:
Sen çıktıktan sonra kapının bir daha asla açılmayacağını da dikkate
al... Ancak bu fırsatı kaçırma, ama yine de en mühim şeyi unutma..."
diyor, durmadan ikaz ediyordu.
Kadın mağaraya girer ve büyük bir servetle karşılaşır. Yığınla altın ve mücevherleri görünce
şaşkına döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla mücevherleri toplamaya başlar.
Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:
"yalnız sekiz dakikan var..." Sekiz dakika çabuk geçer. Kadın toplamış olduğu kıymetli taşlar
ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı kendiliğinden
kapanır... Bu sırada çocuğunu içerde unutmuş olduğunun farkına varır, ama
iş işten çoktan geçmiştir. Ağlamak, sızlamak, dizini dövmek, saçını-başını yolmak fayda vermez.
Kapı bir kere daha açılmamak üzere kapanmıştır.
Zenginlik uzun sürmez, ama ümitsizlik hep yaşar.
Aynı şey çoğu zaman çoğu insanın başına da gelir.
Bu dünyada yaklaşık 80 senelik ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:
"Sakın en mühim şeyi unutma!" der gibidir.
Mühim olan açık, net bir şekilde bellidir, o da: "Ebedi hayatı kazanmak..."tır.
Kaybedilme ve riske sokamayacağımız şeyler:
Manevi değerler, doğru inanç, doğru arkadaş, doğru çevre, doğru aile, hakiki dostlar ve sana ayrılan sınırlı hayattır. Maalesef biz en mühim şeyleri çoktan unutmuşa benziyoruz...
Muhabbet/ sevgi, sulh/barış, mütevazılık/alçak gönüllülük, mertlik, ihlas/samimiyet... tabiki anlayabilene
EZANI TEKRAR ETMEK. 
Okunan ezanı tekrar ederken Hayye ale's-salâh ve Hayye alel-felâh yerine Hadis-i şerifte geçtiği için lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh denmesinin hikmeti nedir?
Ezanı işiten kimsenin, müezzinin söylediklerini aynen tekrarlaması sünnettir. Nitekim Peygamberimiz (sav): “Ezanı işittiğinizde, müezzinin söylediklerinin aynısını söyleyin” (Buhari, “Ezan”, 7; Müslim, “Salat”, 10) buyurmuştur.  Yalnız müezzin: “Hayye ales-salah, Hayyealelfelah” dediği zaman işiten bunların yerine: “La havle ve lâ kuvvete illâ billâh” der.
“La havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demenin hikmetine dair hadiste bir ifade yer almamaktadır. Âlimlerimiz bununla ilgili olarak şöyle bir izah yapmışlardır: Ezan, Allah’ı tazim, yüceltme ve Allah ve Peygamber (s.a.s)’e imanı ifade eden kelimelerden oluşmaktadır. Bunları söyleme bakımından ezanı okuyan ile dinleyen arasında fark yoktur. Ancak “Hayye ales-salah, Hayyealelfelah” ifadeleri namaza çağrı için kullanılır ve bu çağrı yalnızca müezzinin yapması gereken bir iştir. Dinleyen kimsenin bu çağrının sevabından mahrum kalmaması için “La havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demesi istenmiştir.

Bu yazı toplam 347 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar