1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

PADİŞAHA YÜZÜĞÜ VERDİKTEN SONRA KAYBOLDU!
Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri ile padişahın yaşadığı sırlı olay…
Bir gün padişahın vekil olarak gönderdiği nedimlerinden biri, Hüdâyî’yi dergâhında bulamayınca Bulgurlu’daki çilehanesine gider. Hz. Hüdâyî’yi karşısına aldığı bir gençle sohbet eder bir halde bulur. Pâdişahın nedimi hemen selâm verip baş kestikten sonra geri döner ve mal bulmuş mağribi gibi koşarak durumu pâdişaha yetiştirir. Bunu işiten padişah ertesi gün Üsküdar’a gelip ve aynı hâli o da görür. Bir müddet sonra müsâade talebiyle kalkmak isteyince Hüdâyî:
“-Biz de karşıya geçmek istiyoruz, kayığa kabul olunursak biz de gelelim” der.
Teklif kabul edilip beraberce karşıya geçerlerken bir ara padişahın eli kayığın küpeştesinde iken parmağındaki yüzük denize düşer. Yanlarındaki genç hemen atlar ve yüzüğü pâdişaha vererek ortadan kaybolur. Pâdişah:
“-Aman çocuk boğuldu” diye bağırınca Hüdâyî:
“-Senin sû-i zanla gördüğün bu mahcup delikanlı Hızır’ın kardeşi İlyas’tır.” der.
(Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyi Hayatı ve Menkıbeleri, Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı Yayınları, 2004)
MECZUB DEDENİN DUASI KABUL OLDU
Rivayete göre zenginin biri Aziz Mahmud Hüdâyî’nin büyüklüğünü yakından görmek ve biraz da sınamak üzere huzuruna gelir ve orada şunları yaşar…
Hüdâyî Hazretlerinin elini öpüp bir müddet oturduktan sonra huzurundan ayrılırken Hüdâyî’nin seccadesinin altına bir kese altın bırakır. Durumu fark eden Hz. Pir şunları söyler:
– Efendi bırakmış olduğunuz akçe ile hem dünya, hem de ukba mamur edilebilir. O deliye de lazımdır, veliye de. Bu sebepten mahalline ve hayra sarf etmek üzere kabulünde bir mahzur görmüyorum.
Cevaptan memnun kalan zengin misafir şu karşılığı verir:
– Efendim, affınıza sığınırım, bendenizin kalbinde tuttuğu Niyet de aynen sizin ifade buyurduğunuzdu. Üstadımız isabet buyurdular.
Hz. Hüdâyî devrinde çok şiddetli bir veba zuhur eder ve İstanbul’un her tarafında her gün binlerce kişi vebadan ölmektedir. Hastalığın her tarafı tehdit etmesi ahaliyi telaşa sokar. Bu yüzden bir gün toplanarak dua etmesi için Hz. Pir’e başvururlar. O da:
– Bu türlü işlere karışmak bizim meşrebimize uygun değildir. Ancak madem çok ısrar ediyorsunuz öyleyse Karacaahmed kabristanına gidiniz. Orada bir Selvi ağacının altında bir hasıra sarılıp yatan “Hasır-pûş” Dede denilen bir zat vardır. O’na başvurun. Eğer müracaatınızı kabul etmeyecek olursa bizim de selâmımızı söyleyin, buyurur.
Halk, Karacaahmed mezarlığında tarif edilen yere gider ve Hasır-pûş Dede’yi bulur. Kendisini kaldırarak meramlarını anlatırlar. Fakat Hasır-pûş Dede öfke ile bağırarak bunları kovar ve hasırın içine geri yatar. İkinci defa uyandırırlar ve bu sefer Hz. Pir’in selâmını tebliğ ederler. Hz. Pir’in selâmını ayakta alan Meczûb Dede hemen duaya başlar:
“Bugün bir kişinin cenaze namazı kılındıktan sonra hastalık bu beldeden mündefi olsun” der ve Hz. Pir başka emri bulunup bulunmadığını sorar. Halk da şeyhin arzusunun bundan ibaret olduğunu söyleyip geri döner. Gerçekten de o gün bu hastalıktan bir kişi daha ölür ve hastalık tamamıyla ortadan kalkar.
Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyi Hayatı ve Menkıbeleri, Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı Yayınları, 2004

Bu yazı toplam 319 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar