1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

MAL SEVGİSİ KALBİ KAPLAMAMALI
İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi: 
- Ya imam, gemin battı!... (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut) 
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra 
- Elhamdülillah dedi. 
- Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi: 
- Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. 
İmam bu yeni habere de: 
- Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü: 
- Ya imam, gemin battı diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasıl hamd etme böyle? 
İmam-ı Azam izah etti: 
- Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim.
BEN DEVELERİMİ KALBİME BAĞLAMAM
Biri imam-ı Azam’a gelerek: “ya imam, ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum. Namazda iken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz benden daha zenginsiniz. 
Peki, siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içerisinde nasıl yapıyorsunuz?” diye sormuş.
İmam-ı azam Ebu Hanife hazretleri şöyle cevap vermişler:
“ben develerimi kalbime bağlamam ki; ahıra bağlarım…”
OĞLUM BİLESİN Kİ, KİMYA İLMİNİ ÖĞRENMEK, NEFSİNİ KİMYA ETMEKTEN İBARETTİR!
Bir kimse Hüdâyî Hazretleri'nin kimya ilmine vâkıf olduğunu duyarak Hazret-i Pir’e geldi ve:
"-Efendim! Sizin kimya ilmine vâkıf olduğunuzu duydum, ne buyurursunuz?" dedi. Hüdâyî Hazretleri, hiçbir şey söylemeden yakınındaki asma dalından üç yaprak kopardı ve üzerlerine üfledi. Allah’ın izniyle yapraklar, birer altın varak hâline geldi. Hâdiseyi şaşkın bir şekilde seyreden zavallı adam da, aynı şeyi yaptıysa da buna muvaffak olamadı. Adamı manidar bir şekilde seyreden Hüdâyî Hazretleri şöyle buyurdu:
"-Oğlum! Bilesin ki kimya ilmini öğrenmek, nefsini kimya etmekten ibarettir.
MECÛSÎYİ HAYRAN BIRAKAN HASSÂSİYET
Rivayet edildiğine göre İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin bir Mecusi’de malı vardı. Onu istemek üzere Mecusi’nin evine gitti. Evin kapısına geldiği sırada, ayakkabısına bir pislik bulaştı, onu gidermek için, ayakkabısını silkeledi. Fakat pislik, gidip Mecusi’nin duvarına yapıştı. İmam, ne yapacağını bilemedi. Çünkü eğer kiri gidermek için kazısa, duvarın sıvasına zarar gelecekti. Bıraksa, duvarını kirlettiği için kul hakkına girmiş olacaktı. Ne yapacağını, duvarın sahibi olan Mecusi’ye sormaya karar verdi, kapıyı çaldı. Kapıyı açan hizmetçiye;
 “–Efendine, Ebû Hanîfe kapıda bekliyor, diye haber ver!” dedi.
Adam kapıya çıktı ve malını isteyeceğini zannederek Ebû Hanîfe Hazretleri’nden özür dilemeye başladı.
İmâm-ı Âzam –rahmetullâhi aleyh- ise;
“−Şu anda bu önemli değil.” dedi ve duvarın durumunu anlatarak sordu:
“−Söyle, bu duvarı nasıl temizleyebilirim?”
Bu ulvî hassasiyet ve alicenaplık karşısında duygulanan Mecusi;
“–Ben önce nefsimi temizleyerek işe başlayayım!” dedi ve o anda Müslüman oldu.
Şahsî hayatında böyle yüksek bir azimet ve takva hayatı yaşayan Ebû Hanîfe –rahmetullâhi aleyh-; fetva verme, imam olma yani önden gitme mesuliyetini de hakkıyla müdrik idi. Bu hususta onun, hassasiyetini daha da alevlendiren şu hâdise ne kadar ibretlidir:

Bu yazı toplam 261 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar