1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

NİYET DEĞİŞTİĞİ ZAMAN, MAHSULLERİN BEREKETİ GİDER
Adil bir hükümdar bir gün ava çıkar. Av peşinde iken, muhafızlardan ayrı düşer. Susayan hükümdar, yakınında bir köy görüp oraya gider. Bir evin kapısının önünde durup, içmek için su ister. Evden bir çocuk çıkar. Hükümdarı tanıyan çocuk şaşkınlığını üstünden atınca bahçedeki nar ağacından iri bir nar koparıp eve girer as sonra elinde bir bardak nar suyu ile evden çıkarak hükümdara uzatır.
Hükümdar memnuniyetle nar suyunu içer. Hayatında hiç bu kadar lezzetli bir içecek içmediğini düşünür. Bahçeye dikkat ettiğinde bir çok nar ağacı olduğunu görür.
Akşam vakti sarayına dönen Hükümdar nar bahçesinin bulunduğu yerin vergi kayıtlarına bakınca o bölgenin vergisinin çok düşük olduğunu fark etmiş. Hazinedarına o yerin vergisini arttırması için talimat vermeye karar vermiş.
İçtiği nar suyunun lezzetini unutamayan hükümdar, bir müddet sonra o yere yalnız başına gitti. Aynı kapının önünde durup seslenince , Kapıyı yine aynı kız çocuğu açtı.. Kız kendisini tanıyınca süratle ona nar suyu getirmek için eve girdi. Fakat bu sefer nar suyunu getirmekte geç kaldı. Hükümdarın yanına çıktığı vakit kendisine: "Geç kaldın" dedi. Çocuk: - "Senin ihtiyacın olan bir bardak nar suyu bu defa bir nar tanesinden çıkmayınca üç tane narın suyunu sıkınca ancak bir bardak çıktı diye cevap verdi. Hükümdar "Bunun sebebi nedir?" diye sorunca
Çocuk şöyle cevap verdi: - "Hükümdarımızın niyetinin bozulmasıdır. Biz işitmişiz ki, Sultanım, kavmi üzerindeki niyeti değiştiği zaman, mahsullerininim bereketi gider ve hayırları azalır."
Bunu işiten hükümdar güler ve içinde beslediği vergiye zam hususundaki kararından vazgeçer.
HAYATTAKİLERİN ÖLÜLERİNE HEDİYELERİ    
Fukahadan Salih Meri Anlatıyor:
-Salih Meri, cuma gecesi, cuma namazını kılmak üzere mescide gitmek için yola çıktı. Kabristana uğradı. Kendi kendine şöyle dedi:
-Tan yeri ağarıncaya kadar kalayım.
-Kabristanın içine girdi. İki rekat namaz kıldı. Bir kabre dayandı. Gözlerine uyku geldi. Şöyle bir rüya gördü: Kabirde yatanlar kabirlerinden çıkmışlar, halka halka olup oturmuş, konuşuyorlar.
-Bir de baktı ki, onlardan ayrı, kirli elbiseli bir genç, bir köşede, üzüntülü bir halde oturuyor. Onu yanlarına oturtmuyorlar. Oradakilerin hepsine tepsi tepsi, üzeri mendillerle örtülü hediyeler gelip dağıldı. Herkes kendi tabağını aldı; sonra kabrine girdi. En sonuna bu genç kaldı.
-O da üzüntülü bir halde, kalktı; kabre girmek istedi. Hemen ona sordum:
Hey Allah'ın kulu, sende gördüğüm bu üzüntü neden? Sonra gördüğüm bu hal nedir?
-Bana şöyle dedi:
- Ey Salih Meri, sen o tepsileri gördün mü? Evet, gördüm, deyince şöyle anlattı:
- O tabaklar, hayattakilerin ölülerine hediyelerdir. Onların adına verdikleri sadaka, yaptıkları dua, cuma geceleri onlara gelir. Daha sonra şöyle dedi:
- Ben, Hintli biriyim. Anam hacca gitmek istedi; beraber yola çıktık. Basra’ya gelince öldüm. Bundan sonra anam evlendi. Kendisinin bir oğlu olduğunu ve öldüğünü kocasına anlatmadı. Dünyaya daldı. Ne bir işaretle ne de bir sözle beni andılar. Ölümümden sonra beni hatırlayan kimse olmayınca üzülmek bana haktır. Sordum: -Senin ananın evi nerede? Onun yerini bana anlattı. Sabah oldu Namazımı kıldım. Sonra gittim. O kadının evini sordum, buldum. Yanına gittim, izin istedim. Kendimi ona tanıttım, kapıdan: -Ben Salih Meri'yim, dedim. İzin verdi, içeri girdim. Şöyle dedim: -Benim söyleyeceğim söz, senin söyleyeceğin söz hiç kimse tarafından duyulmamalıdır. Böyle istiyorum. Ona yaklaştım, aramızda bir perde kaldı. Şöyle sordum: -Sana Allah'tan rahmet dilerim, çocuğun var mı?-Yoktur. Tekrar sordum: -Daha önce bir çocuğun olmuş muydu? Derin bir nefes aldı, sonra şöyle dedi: Benim bir genç oğlum vardı, öldü. Bunun üzerine durumu ona anlattım. Ağlamaya başladı.
Sonra şöyle dedi: -Ey Salih! O benim ciğerparem, kalbim idi. İçim onun yuvası olmuştu. Göğüslerimden ona süt içirdim. Kucağım onun sığınağı idi. Daha sonra çıkardı bana bin dirhem verdi. Ve şöyle dedi: -O sevdiğim göz nurum için bunları dağıt. Kalan ömrümde onu duadan unutmayacağım. Onun için sadaka vereceğim. Gittim, o bin dirhemi dağıttım. Ertesi cuma geldi.  Cumaya gitmeyi istedim. Yine kabristana uğradım. İki rekat namaz kıldım, sonra bir kabre dayandım. Yine dalmışım. Baktım ki, bir cemaat yine çıkmış. Bu arada o genci gördüm. Üzerinde beyaz bir elbise vardı. Sevinçli ve mesrurdu. -Ey Salih! Allah bizim için seni mükafatlandırsın. 

Bu yazı toplam 265 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar