1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. Ruh’un Bedendeki Yeri Neresi?
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

Ruh’un Bedendeki Yeri Neresi?

A+A-


   İnsanların kafasını en çok karıştıran konudur ruh? Ruh var mıdır, varsa nerededir? Kaç çeşit ruh vardır? Can dediğimiz şey ruh mudur? Bir organ kesilirse yada yaralanırsa ruh veya can nereye gider?
   Bu ve buna benzer soruları çok sık  duyarız. İşte bu yazımızda bu soruların en -azınadn bir kısmına cevap vermeye çalışacağım. Tabi ki bu konuda referansın yine dostum Dünya Alimler Birliği Üyesi sayın Porf Doktor Ali Pekcan kardeşim olacak...Allah(c.c) şimdiden hatalarımız olursa affeyleye!..
   Eğer, “Ruh, bedenin neresinde bulunur?” diye bir soru sorulacak olursa, cevaben şöyle deriz: “İnsan bedeninde iki ruh birden vardır.” Bunlardan birincisi ‘Yakaza Ruh’u olup, Allahu Teâlâ’nın adeten üzerinde hüküm icra ettiği “uyanık olma hali” vasfı taşıyan ruh işte bu ruhtur. Bu ruh bedende bulunduğu zaman insan uyanıklık halinde demektir. Yakaza ruhu, bedenden ayrıldığı zaman, insanda “uyku” denen olgu meydana gelir ki, işte cesetten ayrıldığı zaman çeşit çeşit rüyalar gören ruh ta bu ruhtur.
   Eğer, insan rüyasında kendisini göklere yükselmiş görürse, bu görülen rüyanın sâlih bir rüya olduğunu gösterir. Çünkü şeytanlar bu yüksek semalara çıkamazlar. Eğer, insan kendini göklerde(gezinip dolaşırken) görmez de aşağılarda bir yerlerde görürse, bu rüyanın, şeytanlar tarafından ilkâ edilen bir nitelik taşıdığını gösterir. Daha sonra bu ruh tekrar önceden bulunduğu bedenine dönerse, insan hemen eski hali olan uyanık haline geçer.
   Sözü edilen ikinci ruh ise(yaşama ve diriliği gösteren) “hayat ruh”u dur.  Bu ruh, bedende bulunduğunda insan hayatta olur. Yani canlıdır. Bu ruh bedenden ayrıldığı anda ise ölüm denilen olgu meydana gelir. Beden canlılığını yitirir ve beden ceset haline dönüşür. Bu ruh tekrar bedene dönerse de işte hayat yenden başlamış olur. Mahşerde insanın dirilmesi bu ruhun bedene geri verilmesi ile olacaktır.
   Yukarı da sözünü ettiğimiz iki çeşit ruhların bedende ki yerini -Yüce Allah’ın kendilerine ilham ederek bildirdiği kimselerin dışında- bir kimse bilemez. Bu ruhlar, bir anne karnında ki bulunan cenin yani ikizler gibidir. Bir karında iki can...
   Bazen de insanın içerisinde üçüncü bir ruh daha vardır ki, buna da “şeytan ruhu” demek mümkündür. İşte bu ruhun bulunduğu yere de göğüs kafesi yani sadr adı verilir. Şu ayet mealinde bu ruha işaret edilmiştir: “...ki o, insanların göğüslerinde, onlara vesvese verir...”(Nisa:5)
   Öte yandan bu ruhla ilgili olarak sahih bir hadisi şerifte de şöyle bir ifade yer alır: “Bir kimse “ha”, “ha” diye esnediği sırada şeytan onun içerisinde/karnında(batnında) ona güler...”(İbn Hanbel, el-Müsned,II/242; Buhari, 6223-6226. Ebû Hureyre(r.a).
   Bir diğerinde ise; “...İnsana bir meleğin dürtmesi(bu hadisi şerifte geçen ‘lemme’ kelimesi, dürtü, bir şeyi atmak, uğramak, denk getirmek gibi anlamlara gelir. Bundan murat ise kalpte şeytan yada melek aracılığı ile aniden oluşan hareketlenmedir. Bu hareket de şeytandan kaynaklanırsa “vesvese”, melek tarafından gelirse buna “ilham” adını alır.) olduğu gibi bir de şeytanın dürtmesi vardır.(Tirmizi, 2991).
  Kelam âlimlerinden biri de şöyle demiştir: “Görünen o ki, ruh kalbin yakınında bir yerdedir. Buna göre ruhun kalpte olması uzak bir ihtimal değildir. “ Benim düşünceme uygun düşen bu görüştür. Dolayısı ile de, meleğin, iki ruhun bulunduğu yere girmesi mümkün olduğu gibi şeytanın da buraya girmesi pekâlâ mümkündür. Ayrıca bu sözü edilen ruhların, aslında, değerli ve değersiz sıfatlardan kendisine uygun olanları üzerinde barındıran tek bir cevher olmaları da söz konusu olabilir.
   Yine bu ruhlar, her birinin gören, duyan, isteyen, güç yetiren, bilen, konuşan ve diri olan bir karında az diri bir canlı(cismin) içinde bulunan tam bir varlık halinde demektir. İşiten bir varlığın içerisinde işiten, gören bir varlığın içerisinde gören, bilen bir varlığın içerisinde bilen, güç yetiren bir varlığın içerisinde güç yetiren, isteyen bir varlığın içerisinde isteyen, konuşan bir varlığın içerisinde konuşan, bir başka canlı gibi bir şey olabilir. (Ruhun  canlı, bir varlığın içerisinde ki durumu gibi olur. Bir organın kesilmesi ve ya yaralanması durumunda ise ruh canlı organın içerisine çekilir.).
   Böylece Yüce Allah âdetini şöyle icra eder. Beden bir şeyi gördüğü zaman ruhu da görür. Beden bir şeyi işittiği zaman ruhu da hemen işitir. Beden bir şeyi işittiğinde ruhu da hemen o şeyi idrak ediverir.
   Ruhların tamamının nûrânî, lâtif ve şaffaf varlıklar olması da mümkündür. Şeytan ve cinlerin ruhlarının bu şekilde olduğunu söylemek da yanlış olmaz sanırım.
   Ruhların beden de olduğunu ifade eden ayetlerden bir tanesi de şudur:”Hele can boğaza dayandığı zaman, işte o vakit siz bakar durursunuz...”(Vakıa:83-84).
   Hayat ruhunun varlığına da şu ayeti celile delil gösterilir: “Deki; sizin canınızı, görevli ölüm meleği alır.”(Secde:11). Bir başka ayet mealinde ise şöyle haber verilmektedir:”Eğer, görüşünüzde sadık iseniz(bedeninizden çıkan)ruhu geri dönderin!”((Vakıa:87). 
   Bu konuya işaret eden bir hadisi şerifte de şöyle haber veriliyor:” Ruh bedenden ayrıldığında onu gözler takip eder .”(Ahmed bin hanbel, VI/297; Müslim, cenâiz;920).
   Müfessirler, ayeti celilede ki:”Can boğaza ulaştığında” bölümünde kast edilen bedende ki ruh olduğunda görüş birliğine varmışlardır. Konuya ilişkin diğer özetler de şunlardır:İnsanın yaratılışı bağlamında Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Onu düzenlediğim de, ona ruhumdan üfledim!”(Hicir:29). “Ona ruhumuzdan üfledik!”(Tahrim:12). Bunun taktiri anlamı ise; “Onun bedenine/cesedine ruhumuzdan üfledik!” demektir. Burada kast edilen Hz. Adem(a.s)in yaratılışında onun ruhuna üflenen ruhtur.
   Hayat ve Yakaza ruhlarına işaret eden ayette şudur:”Allah, insanın ruhunu onun ölümü anında alır.”(Zümer:42). Bu ayetin bu bölümünün takdiri anlamı;”...Bedenlerin ölümü sırasında ...” şeklinde olmalıdır. “...Ölmeyenin de uykusunda iken canını alır.” Bu aytein davamının takdiri anlamı da şöyle olmalıdır:” Ölümüne hükmettiği ruhları tutarak onların bedenlere girmesini engeller. Diğer ruhları da( almadan) onları salıverir. (İşte sözü edilen bu ruh yakaza ruh denilen ruh çeşididir. ) Tâ ki, onlar için belirlenmiş ölüm anına varıncaya kadar...” İşte bu sırada hayat ve yakaza ruhları cesetlerden alınıp kabzedilir. 
   Hayat ruhları da asla ölmezler. Bunlar içerisinde bulunan kâfirlerin ruhları yukarıdan aşağı atılır. Bu ruhlara sema kapıları bir daha açılmamak üzere kapatılır. Göklerin kapıları,  -Yüce Allah’a arz edilinceye kadar-  sadece mümin ruhlara açılır. Ne mutlu bu ruhlara ki kabir hayatı esnasında ruh nerede durur dersiniz?
   Kabirde iken ruhlar(önceden içlerinde bulundukları) bedenen ayrı olarak sevaplarla nitelendirilmiş yada ceza ile cezalandırılmış bir şekilde bulunurlar. Bu şekilde durumları birinci sur’a üfürülünceye kadar azap görmezler. Ancak onlar: “Bize yazıklar olsun! Bu kaldığımız yerden kaldırıp dirilten de kimdir?”(Yasin: 52) diyerek hayıflanırlar.
   Sonra mevta kabirde iken yakaza ve hayat ruhları, Münker ve Nekir’in sorgulaması için onun cesedine iade edilir. Diriliş(ba’s) ve toplanma(nüşur) zamanı yaklaşınca yakaza ruhu tekrar kabzedilir. Böylece kırk yıl kadar uyurlar. Sur’a üfürülünce yakaza ruhu tekrar bedenlere geri döner. İşte kâfir olan kimseler, bu sıra da, “Bize yazıklar olsun! Bu kaldığımız yerden kaldırıp dirilten de kimdir?”(Yasin:52) diye sorarlar. (Yani yattığımız yerden bizi kim uyandırdı ki diye.) Melekler yada müminler kendilerine şöyle derler: “İşte Rahman olan Allah’ın size olacağını vaat ettiği, onun elçilerinin de olacağından haber verdikleri ba’s(diriliş) budur!” derler.
   İslâm âlimleri ruh’un berzâh(aralık, perde, engel anlamlarına gelen bu kelime, kabir hayatına verilen bir nitelemedir.)âleminde kabrin neresinde bulunduğu konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Şehitlerin ruhlarına gelince, Allah Teâlâ bu ruhları yeşil renkli (cennet) kuşlarının karnında iskân ettirir. (Müslim, İmâre: 1887). Bu kuşlar cennet meyvelerinden yer onun nehirlerinden içerler. Sonra da Arş’ın altında asılı kandilimsi(ışık saçan) yerlere giderek oraya tünerler.
   Âlimlerden bir grup, ruhların kabirlerin etrafında bulunduğunu söyler. Buna delil ve dayanak olarak tâ Hz. Peygamber(s.s.v)in, kabirleri ziyaretinde, “Mümün ve Müslüman diyarın sâkinleri selâm size!”(Müslüm, Cenaiz:974) diyerek, orada bulunanları selamlamıştır. İnsanlar arası örfte ehl-i dâr, bir evde veya o evin etrafında konaklayan kimselere verilen bir isimdir.
   Hz. Peygamber Efendimiz kabirle ilgili hadisi şerifleri:  Bir defasında Rasulullah(s.a.v) iki kişinin kabrine uğrayıp:” Bu iki adam çokta büyük sayılamayan bir davranıştan dolayı azap görmektedirler. “(Buhari, cenaiz: 1378). bu hadise göre ruhlar bizzat kabrin içindedirler .
   Bir diğer hadisi şerifte ise:”Mümin bir kul kabre konulduğu zaman), kabir(onun) rahat etmesi için genişletilir. Ba’s(yeniden diriliş) gününe kadar kabri yeşillikle doldurulur. “(Buhari, cenaiz: 1374)
   Bir başka hadisi şerifte de:” Birbirinizi gömmeyi bırakacağınızı bilmeseydim, ölülerin kabirlerin de gördükleri azabı size duyurması için Allah’a dua ederdim.”(Müslim, Cennet 2868).
   Kabir de iken müminlerin cesetleri, Âdem(a.s)in şeklinde, yani göğe doğru altmış zira’ boyunda olur.
   Nitekim şair şöyle demiştir:
 “O diyar bildik bir diyar değil/ O çadır da bildik bir çadır değil.” 
   Selâmetle!....

Bu yazı toplam 5138 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.