1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ali ACAR

  3. S.Ü REKTÖRLÜK SEÇİMİNDE KALİTELİ YÖNETİM ve EĞİTİME DOĞRU AÇILIMLAR
Prof. Dr. Ali ACAR

Prof. Dr. Ali ACAR

Yazarın Tüm Yazıları >

S.Ü REKTÖRLÜK SEÇİMİNDE KALİTELİ YÖNETİM ve EĞİTİME DOĞRU AÇILIMLAR

A+A-
Üniversite’de üst yönetim, paydaş odaklı ve onların kalite algılamaları ve beklentileri doğrultusunda, takımlar halinde, katılımlı bir yönetim süreci içinde, sürekli iyileştirme olgusuna dayalı ve mükemmelliği arayan bir kurum (örgüt) kültürüdür. Esasında bu tanım içerisinde birçok olgunun beraberliği vardır. Bir kere liderlik, paydaş odaklılık ve paydaşın kalite beklentilerini yerine getirme olguları vardır. Takımlar halinde çalışma ve takımlar halinde çalışarak problemleri çözme ve süreçleri yönetme vardır. Katılımlı ve demokratik bir yönetim sistemi olması vardır. Sürekli iyileştirme olgusuna dayalı ve mükemmelliği arayan bir sistem olması vardır.

Öncelikle kurumsallaşmanın sağlanması gerekir

Kurumsal kültür dedik, nedir bu örgütsel kültür? İnsan bu kültürün içinde en önemli kaynaktır. Adamına göre  ilan çıkarılmaması, bilimde liyakat ve teşviğin ön planda olmasını ifade etmektedir.

Bu yönetim anlayışında

Önemli kıstasların dikkate alınmasında fayda görülmektedir. Bunlar kısaca: Öğrenme, (Ben her şeyi bilirim), katılım, (Tüm kesimlerin örüşlerinin alınması, etkileşim, iletişim, uzlaşma, karşılıklı saygı, güven duygusu, paylaşma, motivasyon, hesap verme, tarafsızlık.

Üniversite yönetim, araştırma, eğitim ve topluma katkıda mükemmele ulaşabilmek için sürekli değişim ve iyileştirme çabası içinde olmalıdır. Statik değil fakat dinamik bir süreç içinde olmak durumundadır. Bir başka değer, paydaşların memnuniyeti her üniversite çalışanının motivasyonu ve tatminidir. Bu ifadeyle, eğer üniversite yönetimi yaptıklarından karşı tarafı müşterileri veya paydaşları mutlu kılıyor ise, herkes ondan onurlanır, gururlanır ve   ortak akılda bütünleşme anlaşılmaktadır.

Yapılan anketlerin sonucu ne anlama gelmektedir

Seçim sürecinde bazı adaylar ittifaklar yapmaları olumlu görülmektedir. Bazı tepkilere rağmen üniversitede bütünleşmek adına güzel bir davranış olmaktadır. Önemli olan temiz bir seçim süreci yürütüp sadece projelerini anlatan öğretim üyelerinin güvenini kazanmaya ve oylarını yükseltmeye devam ettiği görülmektedir. Adayların hepsi de değerli hocalarımız.

 Bu konuda yapılan anket, gözlemlerde özellikle kararsızların oranı %16 ya tekabül etmektedir. Bu kararsızların içerisinde %7 birinci adaya, %4 ikinci adaya,%3 üçüncü adaya, % 1’dediğer adaylara gideceği katılımcı gözlemler yöntemiyle oluşacağı öngörülmektedir.İlk üç aday Tahir Yüksek (%32), Mustafa Şahin (%25) ve Hakkı Gökbel (%22) şeklinde sıralama görülmektedir.

Dolayısıyla isabetli ve etkili katılımcı bir yönetim anlayışı oluşturulabilir ve bu yönde temayül bilimsel istatistiklerde gösterdiği veçhile  birinci olan aday en yakın ikinci adaya100-150 oy fark atabilir. Bu vesile ile seçimden sonrada Sayın Başbakanımızın yaptığı gibi uzlaşma bütünleşme ve kırgınlıkları atma zamanı ve sürecinin oluşması gerekir.

Yönetimi  değiştirmek..,

Yaşadıklarımızı neden yaşadığımızı, başımıza gelenlerin neden geldiğini gerçekten anlamak ister miyiz?
Görünüşte, evet!
Ama gerçekte istediğimiz olup bitenlere baktığımız zaman daha güzel yönetimi ve ekibini istemekteyiz aslında…
İşler yolunda gidiyorsa... Güzel bir yönetim gelirse  yönetim devam ederse. Birde yeni bir moda, yeni bir anlayış, farklılıkları yönetme anlayışı o zaman mutluluktan uçanların kendilerini "Allah'ın sevgili kuluyum" diye lanse etme hallerinin hakkıdır.

İşler yolunda gitmiyorsa... Kötü bir yönetim gelirse
Çoğumuza göre "açıklama" açıktır, suçlu ortadadır. O da iyi çalışılmadı. Kendimizi iyi anlatamadık edebiyatından dereyi geçmeye benzemektedir.
Ya Sonuçta "gerçek gözümüz ruhsal durumumuz" bir türlü güzel günler görmemize el vermiyordur. Bir yerde basiretlerin bağlanması çağrışımını vermektedir.

Ya da bütün olanların nedeni nasıl yönetilmeye layıksan öyle yönetilirsin ilahi hükmünün toplumsal koşullarıına uymak rızasından başka yol var mıdır? Bizim "iyiliğimizi" istemeyen veya buna aldırmayan başkalarıdır. Onlaradur demenin zamanı gelmiştir.
Günlerdir kıyısından köşesinden dokunmaya çalıştığım bir konu var.
Değişimin başlangıcının "ruh hali"mizi değil, hayatımızı değiştirmek olduğunu söylüyorum.
Doğru! "Hayat tarzı" dediğimiz şeyin temel belirleyicisi toplumsaldır. Ama unutmamalı ki, o her şeye rağmen bizim hayatımızdır!
Düşünün... 
Sevilemeyecek birini seviyormuş gibi yaparak ve buna kendinizi inandırmaya çalışarak daha ne kadar yaşayabilirsiniz! 
Zengin değilseniz, daha ne kadar kredi, ne kadar borç sizi öyleymiş gibi yaşatabilir! 
Rahat değilseniz  bu  kadar dışlanmışlık daha ne kadar süre devam edebilir.

Alışılagelmiş  statukocu bir yönetim geldiği zaman unutuvermiştir vaatlerini projelerini; Bu yönetim anlayışında "Talihkuşu"nun kulaklarını çınlatıp lafı geçiştirmeyi, hiçbir şeyi fazla kurcalamamayı tercih edenler çoğunluktadır.

Oysa yapamayacağınız şeyleri niye vaat ediyosunuz, vaat ediyorsanız sosyal fayda için hizmet için yapmaya gayret gösterin, umutları boşa çabaları heba etmeyin. 

Bu yazı toplam 2157 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.