1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Sadece çocuklar değil, yetişkinlerde şerre emanet!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Sadece çocuklar değil, yetişkinlerde şerre emanet!

A+A-

 

Ne oldu bize? Ben çocukluğumu hatırlarım da namazın manevi hazzını, Rabbim uzun ve sağlıklı ömürler versin sevgili babamın bin kere maşallah tavizsiz namaz kılması vesilesiyle ilk elden görerek hissederdim. Bu sebebe binaen daha çocuk denecek yaşlarda sabah namazına gidebilmek için erkenden kalkar abdestimi alır ve ezana en az bir saat kala camiye koşardım. Amacım, cemaatten önce camiye varmak ve ezan okuyabilmekti. Ezan okumayı kimseye bırakmazdım. Allah’ım o ne hazdı öyle! Ezan okudum mu benden mutlusu olmazdı. Benim sabah namazına gidişten çıkışa kadar camide kaldığım asgari süre üç saati bulurdu. O camide oturmak ezan vaktini beklemek, namazı cemaatle kılmak… Allah’ım o ne hazdı öyle!...

Bugünkü nesle ve kendime baktığımda hiçbir şey hissedememek imani noktada ulaştığımız üzüntü verici durumumuzu açıkça ortaya koymaktadır. Sabah namazlarına gittiğiniz zaman camilerin üç beş beli bükülmüş ihtiyara kaldığını görüyoruz. Hâlbuki dinimizin emirleri çoluk, çocuk, genç, yaşlı hepimize inmişti. O halde imani noktada düştüğümüz bu isteksiz duruşumuzun temel sebebi ne olabilirdi?

Ben cahil halimle bu konuda düşüncelerimi sizlerle paylaşmayı murad ettim. Bir kere bundan 35 sene kadar önce ortalıkta şer bu kadar aleni cirit oynamıyordu. Şimdi adım atığımız her noktada şeytani çağrışım yapan illetlerin sayısı oldukça arttı.

Ne mi onlar?

Bir kere televizyon illetini ilk sıraya koyalım. Bu konuda şahsen bende mustaribim. Bu yazdıklarıma kendimin de hassasiyet göstermesi gerektiğini ifade etmeliyim. Çok şükür, dizi furyasına ve evlendirme programlarına bağımlı değilim ama şu birçok kanalda her gün farklı konukları çağırmak suretiyle siyasi, içtimai ve diğer konularda ki saatler süren tartışma programlarına oldukça bağımlı olduğumu söylemeliyim. Bir de Teve 2’de gece yarısına doğru yayınlanan polisiye Kanıt dizisinin tekrar bölümlerini izlemeye çalışıyorum. Ama bu durum bile beni manevi alanlara yönelmekten alıkoyuyorsa bir yerlerde yanlış yapıyorum demektir. Kanal sayısının oldukça fazla olması bu beladan kendimizi kurtarma noktasında zorluyor.

Televizyonla eşdeğer düzeyde sayabileceğim internet olayını da göz ardı etmemek lazım. Allah’ın (cc) indirdiği güzelim muhteşem ayeti kerimeleri okuyacağımız yerde sıradan insanların sıradan paylaşımlarını kıyasıya okumak akıl karı olmasa gerek. Zamanımızı kıyasıya yutup bitiren bu illet en sonunda cep telefonlarına kadar düştüğü için hayatımızın olmazsa olmazı haline dönüştü. Geçenlerde bir kafede otururken yan masada oturan genç arkadaş, benim orada bulunduğum ortalama bir saat boyunca gözünü elinde ki cep telefonundan bir an olsun ayırmadı. Varın gerisini siz döşünün!

Günümüzün bir diğer tehdidi de çok kazanma hırsı olarak karşımıza çıkıyor. Daha fazla mal daha fazla madde anlayışımız yüzünden manevi değerler ikinci plana atıldı. Ahlak ve maneviyat daha fazla kazanç uğruna feda edildi.

Bir diğer tehdit te okullarda ki yetersiz eğitim aslında en büyük tehlike olarak ön plana çıkıyor. Özellikle genç yaşlarda gençlerimizin Allah korkusundan uzak yetişmesi ve yeterli ahlaki yapıyı kazanamamış olmasının kökeninde hepimizin belirli yüzdelik dilimlerle vebali var. Çocuklarımıza güzel harçlıklar veriyoruz. Onları güzel okullarda okutuyoruz. Altlarına arabalar alıyoruz. Onları kendi çocukluğumuzda görmediğimiz envai çeşit giysilere boğuyoruz. Bir maaş tutarının belki de üstünde rakamlar ödeyerek cep telefonları alıyoruz.

Daha sayayım mı? Gerek yok, anladınız.

evlatlarımıza huzur ve mutluluğun bolluktan değil şükürden geçtiğini öğretmedik, öğretemedik.

Kendini başkasının yerine koyabilmeliydi insan. Bunun içinsekendini tanımalıydı. İnsanın kendisiyle olduğu kadar başkalarıyla da barışık olmalı, kendisiyle ve diğerleriyle sağlıklı bir ilişki ve iletişim kurması lazımdı.

Sokrat’ın meşhur sözü: “Bir şey biliyorsam, o da hiçbir şey bilmediğimdir” diyebilmeliydik.

Yunus’un; “İlim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” sözünün şuurunda olmalıydık.

Unutmayın! Ernest Hemingway diyor ki; “Bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o davranışın ahlakidir; kendini iyi hissetmiyorsan gayri-ahlakidir”

Şu bir gerçek, hakikat dediğimiz şey yapraktan süzülen bir yağmur damlası kadar yalın ve berrak. Bu kadar net olan doğru yanlış çizgisine rağmen hatalarda ve yanlışlarda ısrarlı olmanın temelinde nefsimizin esiri olmamız yatıyor. Para kazanma uğruna onca insanı ığşalayan, yerle bir eden bizler, iş nefse geldi mi onun ağırlığı altında ezilebiliyoruz.

Lütfen kendimize ve çocuklarımıza hem bu dünyada hem ahirette huzurun kapılarını aralayacak olan manevi şuuru kazandıralım.

Bu yazı toplam 284 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.