1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Savaş Ve Deprem, Osmanlı Ve İngilizler
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Savaş Ve Deprem, Osmanlı Ve İngilizler

A+A-
Bir çoğumuz şunu biliriz.

Savaş  olduğu zaman yenilen devletler yok olur, ya da özgürlüğünü, kimliğini kaybeder.
Deprem ise  meydana geldiği bölgede büyüklüğüne göre yıkar- yakar geçer. Görünürde bu durum maddi gibidir. Ancak gerek savaş gerekse deprem maddi görünürlerin yanında bir çok değerleri, maneviyatı da yıkmaktadır.
Osmanlı Devleti üç kıtaya hüküm eden, dünyanın en büyük devleti idi. Önce Balkan Savaşları, sonra 1. Dünya savaşı sonrasında  aldığımız yenilgilerle  kurulan Türkiye Cumhuriyeti  Anadolu’ya sıkıştırıldı kaldı.Nüfus küçüldü, toprak küçüldü. 13 milyona düşen nüfusumuzun büyük bölümü çocuk ve yaşlı ve kadınlardan oluşuyordu. İnsanlar aç- sefil, biçare idi. Oralardan, bugünlere geldiğimiz noktaya bakmak lazım. Türkiye Cumhuriyeti küllerinden doğan bir devlettir.Savaş ülkemizde ve insanlarda büyük travma yaşarttı. İnançlarını kaybedenler oldu. Ahlak erozyonu yaşandı  ve halen devam ediyor.  İnsanların bir kısmı, hırsız, bir kısmı dolandırıcı oldu. Ne demişler ,
“Aç köpek fırın yarar”
Bir kaymakam dostum geçtiğimiz günlerde aynen şunu anlattı. Ben 1999 da yaşanan Marmara depreminde Gölçük’te kaymakamdım. İnanın insanlar içinde en güvendiğim kişiler, yanlış işler, hırsızlık yapmayla başladılar. Bu depremin getirdiği bir travmadır” dedi.
Yine bir başka anısında doğunun bir ilçesinde kaymakam olduğunu, ilçenin bir köyünde muhtarım PKK’ya yardım ettiği ihbarı üzerine muhtarı çağırdığını, muhtarın söylediklerinin dikkat çekici olduğunu ve şunları söylediğini  anlattı:
Muhtara sordum,
PKK’ya yardım ediyor, yiyecek veriyormuşsun, doğru mu ?
Muhtar :
“Evet beğim,  bizi bu köyde kim koruyacak ? PKK geliyor, vuruyor, yıkıyor, yakıyor, çocuklarımızı alıp götürüyor. Geldiler” Bize yardım et, yiyecek ver” dediler. Bende istemiyerekte olsa  evimi açıp, ihtiyacınızı alın dedim. Onlar hepsini alıp götürdüler. Bize dokunmadılar.”
Ben bunlara istediklerini vermesen, beni veya çocuklarımı öldürecekler biliyorum. Siz ne yapacaksınız ? Hapse atarsınız. Ölümden daha iyi” dedi.Toprağımızı da, vatandaşımızıda  korumak Devletin en önde gelen görevidir. Bunda ihmal gösterilmemelidir.
İşte gelinen nokta.
Toprağımızı, vatandaşımızı korumakta güçlük çekiyoruz.
Bugün bizi parçalamak isteyenler içeride ve dışarıda kol geziyorlar.
 
Dr.Mehmet TEMEL  diyor ki:
 
İngiltere , 1791 yılından 1878 e kadar Rusya'nın , Avrupa'nın en büyük devleti olmasını engellemek amacıyla Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü koruma politikası
izlemiştir. Osmanlı Devleti'nin 1878 de sonra iyice zayıflamasıyla İngiltere bu politikasını değiştirmiş ve kendi eliyle Osmanlı Devleti'ni yıkıp onun toprakları üzerinde kendisine yakın ve İngiltere'nin çıkarlarını gözetebilecek küçük devletler kurulmasının sağlanması politikasını başlatmıştır. Bu amaçla 1878 de Kibns'ı 1882 de Mısır'ı işgal etmiş, Anadolu topraklan üzerinde Ermem ve Kürt devleti kurulması için çalışmıştır. Hint Yolu'nun güvenliğini sağlamak amacıyla da Yunanlılara Batı Anadolu'yu işgal ettirmiştir.

Ancak ,1921 yılı başından itibaren meydana gelen bazı gelişmeler , İngiltere'nin bu politikadan vazgeçmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler şunlardır :

İngiltere'deki muhafazakarların , askeri ve diplomatik çevrelerin, İngiltere'nin bu politikasının Türkiye'yi Bolşeviklere yaklaştıracağı endişesiyle eleştirilerini arttırmadan,
Alman yanlısı Kral Konstantin'in tekrar Yunanistan'da göreve başlaması, Anadolu’da başlayan Milli Mücadelenin güçlenmesi.
İngiltere , özellikle Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanacağını gördükten sonra Mustafa Kemal ile ilişkileri geliştirmek için çalışmış, kurulmakta olan yeni devletle
Ortadoğu'da iyi ilişkiler içinde bulunmak gerektiğini kabul etmiştir.”

Bugünkü gelinen noktada İngilizlerin hastalığı yeniden nüks ederken, içeride de  Kocabaşlar türemiştir. Bunların başı alınması gerekir.

Cumhuriyet sonrası Türkiye en kritik günlerin içinden geçmektedir. Yaklaşık yüz yıl sonra tekrar bir dünya savaşının dumanları etrafı kaplamış gözükmektedir.

Tarih gösteriyor ki, yüz yılda bir ülkeler de bir kendine gelme veya sarsıntı süreci yaşamaktadır. Zor zamanlarda, yanınızda kalan insanlardır, dostlarınız. Zihni işgale uğramış “aydın” denilen adamların söz ve davranışlarına bakarak, bunca yıl bu adamların tasallutunda nasıl yaşayabildiğimizi hayretle izlemekteyiz! Devlet, kendi egemenlikleri altındaysa buna “evet” diyorlar, bir başkasının, seçimle de gelse, yönetimine girerse, düşmanca tavırlarını, saldırılarını esirgemiyorlar.

Her ülkede ajanlar, menfaatleri uğruna devletini satanlar bulunabilir ve vardır da
. Fakat bizdeki kadar aleni olarak kendi devletine saldırıda bulunanlara dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız. Bunun temeline inildiğinde dinimizin “hak ve batıl” dediği ayrımla karşılaşırsınız. Bu bir insanlık ve iman yasasıdır. En yakın Ebu Leheb (amca), öz yeğeni Hz. Peygamber’e (AS)can düşmanı kesilmedi mi? Demek ki vatanın oluşmasında sadece ırk veya akrabalık bağı da yeterli olamıyor; inanç ve duygu ön plana çıkıyor.
Ülke içinde de siyasi partiler arasında acayip bir çekişme ve dilimin varmadığı, karşı duruşlar var. Anayasa yap(ma)mak için bir araya gelmişler, ama amaç anayasa yapmak değil, ülkenin gidişini tökezletmek ve iktidarın gücünü azaltmak.Bir kısmı da kendi diktatör yasını sağlamlaştırmak için çabalamaktadır. Bunca dış sorunlara rağmen, dış düşmanlara karşı içerde birlik ve beraberlik sağlanamıyorsa, Allah göstermesin, yarın bir savaş esnasında da hükümetin kaybını, kendi zafer hanesine yazmak için tırnak sürtenler ortaya çıkacak demektir.

En zor zamanda iktidar ve muhalefet bir ortak paydada birleşemezse, devlet işlemi nasıl yürür?

Diriliş dizisinde Moğollara ajanlık yapan Kocabaş’ın kellesini Ertuğrul uçurmuştu; uçurmasaydı Kayı boyu tehlikedeydi.
Devletini, karşı devletlere jurnalleyen her hain için ölümcül cezalar verilmiştir, her devlet tarafından. Bunun diktatörlükle, demokrasiyle hiçbir ilişkisi yoktur, devletin bekası söz konusudur. Bugünkü Kocabaşlara da ! bu yapılmalıdır.Kadim medeniyetimiz olmasaydı, bugün daha büyük sorunlarla baş başa kalacaktık. Öyleyse bu kadim medeniyetimizin köklerini sulamaktan başka çaremiz yoktur. Bu yapılınca da büyüyen çınar ağaçlarının gölgesinde ayrık otları filiz veremeyecektir.
    
Bu yazı toplam 98 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.