1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. SEBE HALKI ÜÇ KİŞİDEN İBARET
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

SEBE HALKI ÜÇ KİŞİDEN İBARET

A+A-

Sebe şehri, çok büyük bir şehirdi. Öylesine büyüktü ki, büyüklüğü bir tepsi kadardı. Bu ulu ve büyük şehir, çok uzun olmasının yanında, çok da sağlamdı. Ama sağlamlığı bir soğan kadardı.
Sebe şehrinde sayısız insan ve diğer canlılar yaşardı. Fakat hepsi üç kişiden ibaretti. Onlardan biri kör, biri sağır, biri de çıplaktı.
Bir gün üçü bir aradayken kör;
-‘’Bakın şu taraftan atlı askerler geliyor. Hangi milletten, kaç kişi olduklarını görüyorum’’ dedi. Sağır:
-‘’Evet evet, ben de seslerini duyuyorum, gizli açık ne konuşuyorlarsa işitiyorum’’dedi. Çıplak:
-‘’Eğer buraya gelirlerse şu uzun eteğimden keserler diye korkuyorum’’ diye söylendi. Kör:
-‘’İşte yaklaştılar, haydi bizlere zararları dokunmadan kaçalım’’ arkadaşlarını uyarınca, sağır:
-‘’Evet, gürültüleri iyice yaklaştı’’ dedi. Çıplak:
-‘’Haydi, onlar bizi soymadan uzaklaşalım buralardan’’ diyerek harekete geçtiler.
Birlikte panik halinde şerhi terk ederek, bir köye sığındılar. Karınları iyice acıkmıştı. O köyde, çok semiz bir kuş buldular. Fakat kuşun zerre kadar eti yoktu. O kuşu oturup yediler. Karnı doymuş filler gibi şiştiler, şişmanladılar. Adeta birer fil gibi irileştiler. Dünyaya sığamayacak bir duruma geldiler.
Daha sonra o kocaman gövdeleriyle bir kapı çatlağından geçerek kayboldular.
Sağır: hayattan çok şey isteyen, gözü doymayan…
Uzağı gören KÖR: Hırs sahibi insanı temsil eder.
Çıplak ise, gözü dünyadan başka bir şey görmeyenlerin durumuna örnektir.
Kapı çatlağı ise ölümdür…(Mevlana’dan hikayeler)
MECNUN’ UN LEYLAYA AŞKI.
Ne vakit Mecnun, Leyla’nın izini görse dayanamaz, koşmaya başlardı. Yüzünün rengi safrana döner, vücudundaki tüyler baştan ağaya kadar mızrak kesilirdi. Bütün vücudunu bir titremedir kaplar, aslan görmüş tilkiye dönerdi.
Bir gün Mecnun’a:    -‘’ Leyla yokken, senden daha yiğit biri yok şu alemde. Ne ormandaki aslandan korkar, ne de kaplandan ürkersin. Çöllerde, dağlarda dolaşıp durur, hiçbir şeyden korkmazsın. Fakat Leyla’nın yurdunu görünce sararır, aksöğüt gibi titremeye başlarsın.’’ Dediler.
Dertli Mecnun dedi ki:
-‘’ İki âlemden korkmayan bir kişi, aşk aslanının karşısında ne hale geliyor, bak da gör! Aşkın kuvvetini gör! Biz, onun ayakları altına düşmüş karıncalarız adeta. İnsanın kolundaki kuvvet, aşkın kolundaki kuvvete göre bir yelden ibarettir.’’
Aşığın aşkı, mihenge vurulunca belli olur. Ve ancak o zaman ebedi sevgili onu satın alır. (Mevlana’dan hikayeler)
ÇOCUĞUN BABAYA AĞIDI
Çocuğun biri, babasının tabutu önünde ağıtlar yakıyordu.
-‘’ Babacığım, seni nereye götürüyorlar? Seni toprağa gömecekler.
Seni öyle dar, öyle gam ve kederle dolu bir eve götürüyorlar ki, altında ne halı serili ne de hasır.
Orada geceleri ne bir ışığın var ne de gündüzleri bir dilim ekmeğin. Ne yemek kokusu duyarsın ne de yemek verirler.
Evinin kapısı olmadığı gibi, çatısına çıkacak bir yolun da yok. Etrafında dertleşeceğin bir komşun da olmayacak.
Güneş görmeyen bu karanlık yerde, ne olur halin babacığım?’’
O sırada cenazede bulunan bir başka çocuk, babasının elinden çekiştirerek sordu:
-‘’Baba, bu ölüyü bizim eve mi götürecekler? Babası kızarak: -‘’ Aptal olma oğlum’’ dedi. Çocuk: -‘’ Baba bu çocuğun saydığı özelliklerin hepsi bizim evde var. Anlattığı gibi, ne hasır var ne ışık var ne de doğru dürüst kapısı, avlusu, çatısı var. Yiyecek içecek bir şeyimiz de yok’’ dedi.
Gel, nursuz kalmış beden kuyusunun gönül mezarından çık kurtul. Gökyüzünün güneşi ol. (Mevlana’dan hikâyeler)

Önceki ve Sonraki Yazılar