1. YAZARLAR

  2. Hakkı Balcı

  3. “Selam…”, “selamünaleyküm…”, “merhaba…”
Hakkı Balcı

Hakkı Balcı

Yazarın Tüm Yazıları >

“Selam…”, “selamünaleyküm…”, “merhaba…”

A+A-
Sabah yürüyüşleri bitimi, saatler 07.30 surlarında evime yaklaşırken orta yaşın üzeri şeker bir amcayı arabasını silerken görürüm… Her gün aynı saatlerde iki hususi aracın kapıları sonuna kadar açık… Elinde mor bir bez ile küçük daireler çizerek araçlarının tozunu alır… 
Yaklaşırım ve “selamünaleyküm, kolay gelsin…” derim şeker amcaya… Eli bezde ve kaşlar biraz çatık cevap verir… “Merhaba…” tebessüm eder ayrılırım…
Ertesi gün yine aynı, “Selamünaleyküm” derim; cevap “günaydın…” Asla “Aleykümselâm…” demez… Böyle devam eder her gün… Günaydın yada Merhaba dediğim anlar ise tebessümle günaydın yada merhaba cevabını alırım…
Doğrusu; Merhaba diyerek selamlaşsak “benden sana zarar gelmez…”, “Selamünaleyküm” diyerek “Allah’ın selamı üzerine olsun…” demiş olurken; kavramlara takılıp bunlardan ince politik manalar çıkarmak niye şaşarım.
Sol cenahtan çoğu kişi “merhaba” yada “selam” diyerek selamlaşır… Karşı cenahtan çoğu kişide kaşları çatık alır bu selamı… Hâlbuki Selam kelimesi Allah’ın (c.c) doksan dokuz isminden birisi olup, maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak, barış ve esenliğe kavuşmak anlamına geldiği unutulur…
Hâsılı, geçtiğimiz gün Selâm filmi için bir davetiye aldım Osman kardeşten… Seydişehir’de sinemalar kaybolalı yıllar olmuştu… Saat 18.30’da başlayacak film öncesi salona girdim… Kapıda muhtemelen yaşı benden büyük bir film makinesi… Arkasında makinisti… İnce kaputtan gerilmiş kirli beyaz renkte perdesi ve numaralı koltuklar… Amatör ruhun bütün saflığı hissediliyor tebessümle hoş geldiniz diyen mimiklerden… Şehir sineması düştü aklıma birden…
Ve film başladı…
Gittikleri ülkeleri vatanları, karşılarına çıkan farklı renk ve dildeki insanları ise kardeşleri bilen Zehra, Harun ve Adem öğretmenin İstanbul’dan yola çıkışıyla başlıyor film. Sulu göz halime denk olacağı baştan belliydi… Gömüldüm koltuğa sakladım kendimi…
Haritada yerini dahi bilmedikleri ülkelere giden fedakâr öğretmenlere destek olmak için vatanlarından ayrılan yaşanmış hikâyelerden alınmış üç öğretmenin öyküsü… Ülkemizden dünyaya uzanan barış köprüsü kurmak üzere yola çıkan fedakâr öğretmenlerin tek bir gayeleri ise; gittikleri ülkelere götürecekleri sıcacık bir Selâm… Keşke devamlı metine olsaydı da kalsaydım… Gömülüp kaldığım koltukta…
Filmin özü; “Üç hikâye, üç umut, üç hayal ve tek bir ideal...”
1985 yılında 20 ila 25 yaşlarında İzmir’den ilçemize gelen Halil İbrahim Yılmaz ve Hüseyin Kambur hocaları… Üç beş kişilik muhabbet ocaklarını… Pancar Bölge şefliği hizasında eski sheel petrolün yanı başında süre gelen ilkleri… Selamları… Duaları… Himmetleri… Sevgili kardeşim Metin Türker’in Anadolu Ajansı ve Yeni Meram Gazetesine haber geçtiği yıllarda tanıştığı anları hatırlıyorum… Hikayeler, umutlar ve idealler her yerde var… Ve kocaman olmuşlar…
Hâsılı, küsuratlı söze hacet yok…
Yaklaşık 28 yıldan buyana ilim yuvalarında yetiştirilen onca gencimiz yurt içi ve dışında bu hizmetin meyveleri olarak önemli görevler üstlendiler...
Bu vesile ile gelip geçenlerin, zere miktarında emeği olanların cümlesine, hem “Selamünaleyküm...” hem “Merhabalar…” hem de “Selam...” olsun…
İyi ki izledim Selamı ki! Selama vesile oldu dostlara…

 
Bu yazı toplam 71 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.