1. YAZARLAR

  2. Güngör Gökdağ

  3. Selçuk Üniversitesi ve Rektörüne Yapılan Haksız Saldırı
Güngör Gökdağ

Güngör Gökdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Selçuk Üniversitesi ve Rektörüne Yapılan Haksız Saldırı

A+A-

 

 

Düşünce ve fikirleri korkmadan, hiçbir baskıya maruz kalmadan, rahat ve özgürce açıklayıp, yayma durumunu, basın özgürlüğü olarak ifade edebiliriz. Bilgi ve haberi serbestçe toplayıp, hakkaniyet ve doğruluk ölçüsü içinde, muhalif olunsa dahi kaleme alıp yorumlamak, yayınlayıp, dağıtmak özgürlüğün esası, basın kuruluşlarının da yasal hakkıdır.

 

Son yıllarda demokrasi çıtasının yükselmesi, teknoloji alanında gelişme ve ilerlemelerin kaydedilmesi, basın ve yayın organlarının hem sayısını artırmış hem de bilgiye ve habere ulaşmada büyük kolaylıklar sağlamıştır.

Öyle ki, Avrupa'da bile olmayan basın özgürlüğünün, ülkemizde var olduğunu ve yasalarla teminat altına alındığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Ancak basın ve yayın organlarının böylesi geniş bir özgürlüğe sahip olmasının meydana getirdiği bazı sorunlarında olduğu âşikardır. Çünkü medya kuruluşlarının sayılarının artması, kalitesinin de arttığı anlamına gelmez, dolayısıyla bu mesleğin içinde olanların bir kısmının, işlerini doğruya kullandıkları, herşeyi ile halka ve hakka hizmet ettikleri söylenemez.

 

Zaten bu alanın zaman zaman istismar edildiği, bir kesim basın mensuplarının da basın özgürlüğünü, dilediği şeyi, dilediği şekilde yazmak ve çizmek şeklinde anladıkları görülmektedir.

Bu meslekte, haberlerin halka doğru ve hızlı bir şekilde aktarıldığında toplumun saydamlaşması ve yükselmesine büyük katkılar sağlanacağı, bu vesile ile ülkeye büyük hizmetler verilebileceği malumdur.

 

Öte yandan, toplumsal bir kurum olan gazeteciliği mesleğin dışında ve farklı amaçlar doğrultusunda, hedefe doğrultulmuş bir silah gibi kullanmak basın özgürlüğünü tamamen yanlış idrak etmekten kaynaklanmaktadır.

Ayrıca kişi ve kurumları yıpratmak, toplumun nezdinde küçük düşürmek, haksız iftira ve suçlamalar da bulunmak, evrensel nitelikteki basın ahlakıyla da hiçbir şekilde bağdaşmaz.

Hedefe ulaşmak için her yolu mübah görmek, ilkesiz ve sorumsuz davranmak bir basın kuruluşunu asla, daha ahlaklı ve daha faziletli yapmaz.

 

Çünkü basın mesleği iki kanatlı bir kuş gibidir. Kanadının biri özgürlük ise diğeri de ahlaktır. Kanatlardan biri eksik olursa o kuş uçamaz. Dolayısıyla bağımsızlığın yanısıra ahlakta basın için bir ön koşuldur. Her ikisi bir bütünün parçasıdır.

Ahlak toplumda yerleşmiş değer yargılarıdır. Ahlak kurallarının denetleyicisi insanın kendisidir. Basın mesleği de bu kuralın dışında değildir.

 

Ayrıca bir basın kuruluşu, mesleğin kendisine sağladığı olanak ve imkanları özel çıkarları için de kullanmamalıdır. Kişisel menfaatleri için basın ahlak kurallarına aykırı tutumlar içine girmemeli, kişi ve kurumlardan maddi kazanç sağlamaya çalışmamalıdır.

Okuyucuya sadece objektif, tarafsız ve yansız haberler sunmalı, çıkarları nedeniyle yalan haberlere tevessül etmemelidir. Halkın doğru haber alma hakkını engellememeli, kamuoyunda yanlış bir algı oluşmasına fırsat vermemelidir.

 

Çamur at izi kalsın, kafalar iyice bulansın anlayışı bir kere şer'an caiz değildir.

Bu türden haberler yapmak maharette değildir.

Yüce Rabbimizin hoşnut olacağı bir davranış şekli de değildir.

Doğruluk derecesi bilinmeyen, hakkaniyetin ölçü alınmadığı iddia düzeyindeki haberleri yaparak insanları karalamak, onurunu, şerefini ve haysiyetini ayaklar altına almak dinimizce büyük günah, yasalarımıza göre de suç kabul edilmiştir.

Bir de böylesi haberler yapmak, işini düzgün yapan ve sayılarıda gittikçe azalan mesleğin değerli çalışanlarını zan ve töhmet altında bırakmak demektir.

 

Yakın zamanda, Selçuk Üniversitesi ve Rektörü Prof Dr Mustafa Şahin hakkında tezyif ve tahkir edici bir takım haberler yapıldı.

Hiçbir dayanağı ve mesnedi olmayan, iddia niteliğindeki bu haberler kamuoyunda kafa karışıklığına neden olarak, insanların zihninde bir istifham oluşturdu.

 

Ne yazıkki bilinmesi gereken bir hakikat, ülkemizdeki üniversitelerin bir kısmının hala daha kaynayan bir kazan durumunda olduğudur.

Üniversitelerdeki gruplaşma, hizipleşme ve çeteleşme sadece kurumların eğitim kalitesini değil, aynı zamanda ulusal güvenliği tehdit eder boyutlardadır.

 

Terör örgütü FETÖ'nün üniversite kadrolaşmasına son derece önem vermesi nedeniyle geçmişte yaptıkları haksız kadrolaşma, 15 Temmuz darbesi akabinde, üniversite yönetimlerinin, hain akademisyenlerle mücadele etmesine yol açtı. Dolayısıyla örgütle bağlantılı binlerce akademisyen, üniversitelerden ihraç edildi.

Yine yakın geçmişte bölücü terör örgütü PKK'ya destek veren bildiriye 1100 akademisyenin imza atması, bazı üniversitelerimizin zihniyet olarak ne durumda olduklarını göstermektedir.

 

Yaşanan tüm bu gelişmeler Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof Dr Mustafa Şahin'in, hassas yerlere yapacağı atamalarda ne kadar titiz olması gerektini ortaya koymaktadır.

Rektör Şahin göreve başladığı zamandan bu yana, 213 akademisyenin terör örgütü FETÖ bağlantısı nedeniyle üniversite ile ilişiğini kesmiştir.

15 akademisyenin ise soruşturma ve tahkikatını hala sürdürmektedir.

Dolayısıyla, Rektör Şahin'e düşmanlık yapan, kin güden üniversite içinde ve dışında yüzlerce, hatta binlerce insanın olması gayet normaldir.

 

Zaten ülkenin büyük bir cendereden geçtiği bir dönemde vazife yapmaya çalışan Rektör Şahin'in öncelikli görevi de; birliği ve düzeni kurmak, kurumu zapturapt altına alarak üniversiteyi selamete çıkarmaktır.

 

Pekala Rektör Şahin, bunu kimlerle ve nasıl sağlayacak?

 

Elbette itimad edip, güvendiği insanları yakınına getirerek, hassas görevleri onlara tevdi ederek, hem başarıyı sağlayacak hem de kontrolü ele alacak.

 

Fakat Selçuk Üniversitesi Rektörü'nden, yapması beklenilen başka şeyler de vardır...

 

Üniversitede terörle mücadele edecek, hainlere geçit vermeyecek.

Kendisine kurulan tuzak ve kumpaslara karşı mukavemet geliştirecek, akıl yürütecek.

Bir yandan eleştirilere, iftiralara yanıt verecek, savunma yapacak.

Sürekli teyakkuzda olacak, 100 binlik üniversitede asayişi sağlayacak, huzuru tesis edecek.

 

Diğer yandan kendisinden ikbal bekleyip karşılık alamayan, üniversitenin nimetlerinden istifade etmek isteyip fırsat bulamayan yahut yanlış işleri nedeniyle görevden alaşağı edilen akademisyenlerin şerrinden korunacak, Allah'a sığınacak..

Kalp gözü devamlı açık olacak, kuzu postuna bürünmüş kurtları iyi bilecek, tanıyacak, tedbir alacak...

 

İç Anadolu Bölgesi'nin en yetenekli, en iyi cerrahı olarakta, bu zamana kadar yaptığı 15 binin üzerindeki en riskli ve en tehlikeli ameliyatları, rektör olmasına rağmen hala her hafta yapmaya devam edecek.

Yani hastalara da durmadan koşacak, ilgilenecek, ameliyatlardan geri kalmayacak...

 

Hepsinden önemlisi de yaklaşık 2 bin akademisyenin mutluluk hormonu salgılamasına katkı verecek. Aralarında koordinasyonu sağlayacak, motivasyonlarını yükseltecek, önlerindeki tüm engelleri kaldıracak.

Bilimsel çalışmaları artıracak, üniversitenin başarı çıtasını yükseltecek, büyük dereceler aldıracak.

 

Tüm bunları Rektör olarak tek başına başarmak ve muvaffak olabilmek için, gece gündüz demeden çalışacak, bulduğu her fırsatta da Allah'a dua edecek, yakaracak, maneviyatını yükseltecek.

 

Bir de, bazı basın mensuplarının gönül dünyasının derinliklerine hitap edecek...

Aksi takdirde, adalet terazisinin mizanına dikkat etmeyen, pusulası şaşmış, öküz altında buzağı arayan, fitne ve fesat peşinde koşan gazeteci kimliklilerin zararlarından emin olamaz.

 

 

 

Bu yazı toplam 8324 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar