1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Sene 1517: Kahve Yemen’den Geliyor
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Sene 1517: Kahve Yemen’den Geliyor

A+A-

Kahve’nin Osmalı’ya gelişi 1517 yılında Yemen Valisi Özdemir Paşa aracılığıyla olmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde Yemen’de valilik yapan paşa kahveyi tatmış ve çok sevdiğinden dolayı İstanbul’a getirtmiştir. Bugün evimizden eksik etmediğimiz ve her gelen misafire özenle sunduğumuz kahvenin ortaya çıkışı aslında rastlantısal bir olaya dayanır. Kaldi adında bir çoban her gün olduğu gibi yine keçilerini takmış peşine gütmeye götürüyor. Belli bir yerde hayvanları yayılıyor. Ancak bir tanesi her defasında gözden kaybolup bir yerlere savuşuyor. Çoban merak içinde kaybolan keçiyi ararken bir yerlerden çıkıp geliveriyor. Tabii çobanı bir meraktır alıyor. Bu keçi diğerleri gibi otlamak yerine neden sürüden ayrılıyor? Bir gün keçiyi takip etmeye karar veriyor. Takip ediyor da, sürüden ayrılan keçi gözden uzak bir vadiye dalıyor ve oradaki bir çalının üzerindeki top top meyveleri yemeye koyuluyor. Şaşırıyor çoban bu durum karşısında. Pek de dikkatini çekmeyen, ne olduğunu bilmediği bu çalının yanına geliyor ve meyvelerini inceliyor hatta ağzına atıp tadına da bakıyor. Ağzına almasıyla tükürmesi bir oluyor tabii ki. Acı mı acı tuhaf bir şey. Bunlardan birazını toplayıp yanında götürüyor. Keçinin bu kadar müptelası olduğu bu çalı meyvesini araştırmayı aklına koyuyor. Yemenliler yıllarca bu meyveyi çözmeye çalışıyorlar. Sonunda kurutmayı akıl ediyorlar. Kahve meyvesi iyice olgunlaştığında kurutuluyor. Dış kabuğu aslında bizim için bir şey ifade etmiyor. Çünkü aslolan kahvenin çekirdeği o harika aroma, insanı baştan çıkaran kafein orada. Ama Yemenliler o son derece kıymetli çekirdeğe bakmıyorlar bile. Kabuğuna takılıp kalıyorlar. Kabuğu kaynatıp içiyorlar. Aynen çay gibi. Yüzlerce yıl geçmesine rağmen bu âdetlerini hala bırakmış değiller. Dünyaya çekirdeklerini satıp kabuğunu içiyorlar. Bu çaya benzeyen içeceğe de “kışır” diyorlar.

            O günlerde Yemen bir Osmanlı ülkesi. Kısa sürede kahve meşhur oluyor kabuğu ile değil. Osmanlı yönetiminde insanlar bu çekirdeği inceleniyor, nihayetinde kavurmayı ardından da öğütülmüş kahve çekirdeği tozuyla kahve pişirilmeye başlanıyor. Çekirdeğin kavrulması, çekilmesi, pişirilmesi ve bu sırada ortaya çıkan mükemmel koku, tat, kıvam insanın aklını başından almaktadır. Osmanlı döneminde, Osmanlı insanının icadı olması dolayısıyla tüm dünyaya “Türk Kahvesi” olarak yayılmıştır. İşte günümüz tiryakiliğinin temeli Osmanlı insanının maharetiyle atılıyor. Osmanlı’nın Avrupa seferleri ve yabancı tüccarların Osmanlı insanıyla teması sonucu kahve Batı’da yaygınlaşmaya başlıyor.

            Türk kahvesinin yanında su vermek de yine Osmanlı zamanında alışılagelmiş bir durumdur. Ev sahipleri gelen misafirlere kahve yapar ve yanında su götürürdü; eğer konuk kahveyi içmeden suyu içerse aç olduğu zannedilir ve sofra hazırlanırdı. Geleneğin naifliğine bakar mısınız? Şimdilerde “karnınız nasıl?” diye sorulan şehir teklifini utandıran cinsten…

 

             

Bu yazı toplam 805 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar